English    Türkçe    فارسی   

2
1287-1296

  • پس ادب کن اسب را از خوی بد ** ور نه پیش شاه باشد اسب رد
  • Şu halde ata terbiye ver, kötü huyunu terk ettir. Yoksa padişah onu kabul etmez.
  • چشم اسب از چشم شه رهبر بود ** چشم او بی‏چشم شه مضطر بود
  • Atın gözüne yol gösteren, padişahın gözüdür. Padişahın gözü olmadıkça at, bir şey göremez.
  • چشم اسبان جز گیاه و جز چرا ** هر کجا خوانی بگوید نه چرا
  • Atların gözleri, ottan, otlaktan başka bir yerde değildir. Onları buralardan başka nereye çağırsan “ gelmem, niye geleyim” derler.
  • نور حق بر نور حس راکب شود ** آن گهی جان سوی حق راغب شود 1290
  • Allah nuru, duygu nuruna binmiştir de ondan sonra can, Allah’a rağbet etmiştir.
  • اسب بی‏راکب چه داند رسم راه ** شاه باید تا بداند شاه راه‏
  • Binici olmayan at yol gitmeyi ne bilir? Doğru ve ana caddeyi bilmek için padişah lâzım.
  • سوی حسی رو که نورش راکب است ** حس را آن نور نیکو صاحب است‏
  • Nuru, binici olan duyguya doğrul. O onur, duyguya ne güzel bir sahiptir.
  • نور حس را نور حق تزیین بود ** معنی نور علی‏ نور این بود
  • His nurunu bezeyen, Allah nurudur. Bu suretle “Nur üstüne nur” ayetinin manası zuhur eder.
  • نور حسی می‏کشد سوی ثری ** نور حقش می‏برد سوی علی‏
  • His nuru adamı yere çeker, Hak nuru Kevser ırmağına götürür.
  • ز انکه محسوسات دونتر عالمی است ** نور حق دریا و حس چون شبنمی است‏ 1295
  • Çünkü duygularla idrak edilen âlem, çok aşağılık bir âlemdir. Allah nuru bir denizdir, duygu ise bir çiğ tanesi gibi.
  • لیک پیدا نیست آن راکب بر او ** جز به آثار و به گفتار نکو
  • Fakat duyguya binmiş olan meydanda değildir, iyi eserlerinden, güzel sözlerinden başka bir şey görünmez.