English    Türkçe    فارسی   

2
2251-2260

  • آمد از وی بایزید اندر مزید ** منتهی در منتها آخر رسید
  • Bu yüzden derecesi yükseldi, fazileti arttı. Hakikat yolunun sonuna erişmiş olan Bayezid, artık ondan sonra bir son tasavvur edilemeyecek olan bir makama vardı.
  • دانستن پیغامبر صلی الله علیه و آله که سبب رنجوری آن شخص گستاخی بوده است در دعا
  • Peygamber’in o şahsın hastalandığına, duada küstahlık etmesinin sebep olduğunu bildirmesi
  • چون پیمبر دید آن بیمار را ** خوش نوازش کرد یار غار را
  • Peygamber, o hastayı görünce halini hatırını sordu, o hakikî dosta iltifatlarda bulundu.
  • زنده شد او چون پیمبر را بدید ** گوییا آن دم مر او را آفرید
  • Adam, Peygamber’i görünce dirildi, sanki o anda yeniden yaratılmıştı.
  • گفت بیماری مرا این بخت داد ** کامد این سلطان بر من بامداد
  • Sahabe, “ astalık beni bu bahta eriştirdi; bu sultan sabah çağında beni dolaşmaya geldi.
  • تا مرا صحت رسید و عاقبت ** از قدوم این شه بی‏حاشیت‏ 2255
  • Bu suretle bana sıhhat erişti, saltanatına bir hudut olmayan bu padişahın kademi bereketiyle iyileştim.
  • ای خجسته رنج و بیماری و تب ** ای مبارک درد و بیداری شب‏
  • Ne güzel, ne mübarek ağrı, sızı. Ne mutlu, ne kutlu hastalık hararet, dert ve gece uykusuzluğu!
  • نک مرا در پیری از لطف و کرم ** حق چنین رنجوریی داد و سقم‏
  • İşte Tanrı bana bu kocalığımda lütuf ve kereminden böyle bir hastalık, böyle bir illet verdi.
  • درد پشتم داد هم تا من ز خواب ** بر جهم هر نیم شب لا بد شتاب‏
  • Arka ağrısı ihsan etti de her gece yarısı uykudan uyandırdı.
  • تا نخسبم جمله شب چون گاومیش ** دردها بخشید حق از لطف خویش‏
  • Bütün gece manda gibi uyumayayım diye Hak, lütfetti, bana dertler ihsan etti.
  • زین شکست آن رحم شاهان جوش کرد ** دوزخ از تهدید من خاموش کرد 2260
  • Bu sınıklıktan da padişahların merhameti coştu. Cehennem de beni tehdit etmeden vazgeçti, sukût etti” dedi.