English    Türkçe    فارسی   

2
864-873

  • آن غلامک را چو دید اهل ذکا ** آن دگر را کرد اشارت که بیا
  • Padişah o köleciği zeki görünce öbürüne “Beri gel” diye emretti.
  • کاف رحمت گفتمش تصغیر نیست ** جد چو گوید طفلکم تحقیر نیست‏ 865
  • Buradaki sevgiye ve acımaya delâlet eden “ceğiz” eki küçültme, horlama için değildir. Nitekim ana oğul’a “yavrucuğum” derse bu horlama sayılmaz.
  • چون بیامد آن دوم در پیش شاه ** بود او گنده دهان دندان سیاه‏
  • İkinci köle padişahın huzuruna geldi. Ağzı kokuyordu, dişleri de kapkaraydı.
  • گر چه شه ناخوش شد از گفتار او ** جستجویی کرد هم ز اسرار او
  • Padişah, onun sözünden pek hoşlanmadı ama nesi var, nesi yok diye sırlarını aramaya koyuldu.
  • گفت با این شکل و این گند دهان ** دور بنشین لیک آن سو تر مران‏
  • “Bu şekilde, bu pis kokulu ağızla biraz ötede otur; fakat o kadar da ileri gitme.
  • که تو اهل نامه و رقعه بدی ** نه جلیس و یار و هم بقعه بدی‏
  • Çünkü seninle uzaktan konuşmak gerek. Benimle düşüp kalkamazsın, benimle bir yerde oturamazsın.
  • تا علاج آن دهان تو کنیم ** تو حبیب و ما طبیب پر فنیم‏ 870
  • Biraz ötede dur da senin o ağzını bir tedavi edelim. Sen güzelsin, ben de hünerli bir doktorum.
  • بهر کیکی نو گلیمی سوختن ** نیست لایق از تو دیده دوختن‏
  • Bir pire için yepyeni bir kilim yakılmaz ya. Sana da büsbütün göz yummak doğru değil.
  • با همه بنشین دو سه دستان بگو ** تا ببینم صورت عقلت نکو
  • Bütün ayıplarınla beraber otur, iki üç hikâye söyle de aklın nasıl bir göreyim” dedi.
  • آن ذکی را پس فرستاد او به کار ** سوی حمامی که رو خود را بخار
  • O zeki köleyi de “ Haydi git yıkanıp arın” diye hamama yolladı.