English    Türkçe    فارسی   

3
3468-3477

  • آن صفت در امر تو بود این جهان ** هم در امر تست آن جوها روان
  • O sıfat, bu âlemde senin emrindeydi. Cennette de o ırmaklar senin emrindedir.
  • آن درختان مر ترا فرمان‌برند ** کان درختان از صفاتت با برند
  • Cennetteki ağaçlar, senin fermanına tabidir, çünkü o ağaçlar, senin sıfatlarından yeşerdi, meyve verdi.
  • چون به امر تست اینجا این صفات ** پس در امر تست آنجا آن جزات 3470
  • Bu sıfatlar, burada nasıl senin emrine tabiyse onlara karşılık olan şeyler de orada senin emrine tabidir.
  • چون ز دستت زخم بر مظلوم رست ** آن درختی گشت ازو زقوم رست
  • Bir mazluma karşı elinden bir zulüm çıktımı o zulüm bir ağaç olur, o ağaçtan zakkum biter.
  • چون ز خشم آتش تو در دلها زدی ** مایه‌ی نار جهنم آمدی
  • Kızgınlıkla gönüllere ateş saldın mı cehennem ateşinin aslı oldun gitti.
  • آتشت اینجا چو آدم سوز بود ** آنچ از وی زاد مرد افروز بود
  • Ateşin burada nasıl adamları yakarsa ondan meydana gelen eser de orada seni yakar.
  • آتش تو قصد مردم می‌کند ** نار کز وی زاد بر مردم زند
  • Kızgınlığın ateşin adamlara saldırmakta ya… Ondan meydana gelen ateş de adamlara saldırır.
  • آن سخنهای چو مار و کزدمت ** مار و کزدم گشت و می‌گیرد دمت 3475
  • O yılana, akrebe benzeyen sözlerin yılan ve akrep olur da seni kuyruğundan yakalar.
  • اولیا را داشتی در انتظار ** انتظار رستخیزت گشت یار
  • Velîlere uymadın, onları bekletip durdun, orada da kıyamet gününün beklenmesi san yâr olur, bekler durursun.
  • وعده‌ی فردا و پس‌فردای تو ** انتظار حشرت آمد وای تو
  • Hele yarın, hele öbür gün diye vaat eder, Allah’a dönmeyi sallar durursun ya… İşte bu bekleyiş, mahşerdeki beklemendir, vay sana!