English    Türkçe    فارسی   

3
3822-3831

  • خشم شاه عشق بر جانش نشست ** بر عوانی و سیه‌روییش بست
  • Padişahın kızgınlığı ruhuna tesir etmiş, onu memurluğa, kara yüzlülüğe bağlamış.
  • می‌زند او را که هین او رابزن ** زان عوانان نهان افغان من
  • Hadi vur şu adamı diye onu dövüp duruyor! Benim feryadım, işte o gizli memurlardan!
  • هرکه بینی در زیانی می‌رود ** گرچه تنها با عوانی می‌رود
  • Kimi ziyanda görürsen bil ki görünüşte yapayalnız bile olsa hakikatte o ziyana bir memurla sürüklenir, gider.
  • گر ازو واقف بدی افغان زدی ** پیش آن سلطان سلطانان شدی 3825
  • Bu hali bilseydin feryat eder, o padişahlar padişahına sığınırdın.
  • ریختی بر سر به پیش شاه خاک ** تا امان دیدی ز دیو سهمناک
  • Padişahın huzurunda başına topraklar saçar da o korkunç Şeytan’dan kurtulurdun.
  • میر دیدی خویش را ای کم ز مور ** زان ندیدی آن موکل را تو کور
  • A karıncadan daha aşağı, daha kuvvetsiz ve ehemmiyetsiz adam, kendini bey görüyorsun ha… sen körsün de ondan başına dikilmiş olan o memuru görmüyorsun.
  • غره گشتی زین دروغین پر و بال ** پر و بالی کو کشد سوی وبال
  • Bu yalancı kanatlarla gururlandın ha... Adamı suça, ziyankârlığa çeken kol kanat, ama da kol kanattır ya!
  • پر سبک دارد ره بالا کند ** چون گل‌آلو شد گرانیها کند
  • Kanat dediğin adamı yücelere çeker… Topraklara bulandı mı da ağırlaşır, adam uçamaz gayrı!
  • لاابالی گفتن عاشق ناصح و عاذل را از سر عشق
  • Âşığın, aşk sırrını anlamayan öğütçüye ulu orta cevabı
  • گفت ای ناصح خمش کن چند چند ** پند کم ده زانک بس سختست بند 3830
  • Âşık dedi ki: “Ey öğütçü, sus… Niceye bir öğüt vereceksin, niceye bir? Vazgeç bu öğütten; bağ, pek kuvvetli.
  • سخت‌تر شد بند من از پند تو ** عشق را نشناخت دانشمند تو
  • Senin öğüdünden daha da kuvvetlendi. Senin âlimin aşk nedir, tanımadı ki!