English    Türkçe    فارسی   

4
613-622

  • کو ببخشد هم به میغ و هم به ماغ ** نور جان والله اعلم بالبلاغ
  • Çünkü Allah istenen şeye delalet etmeyi daha iyi bilir ama buluta da can nuru bağışlar karanlığa da!
  • بازگردانیدن سلیمان علیه‌السلام رسولان بلقیس را به آن هدیه‌ها کی آورده بودند سوی بلقیس و دعوت کردن بلقیس را به ایمان و ترک آفتاب‌پرستی
  • Süleyman aleyhisselâm’ın Belkis’in elçilerini, getirdikleri hediyelerle beraber Belkis’e göndermesi ve Belkis’i güneşe tapmadan vazgeçip Allah’a inanmaya davet etmesi
  • باز گردید ای رسولان خجل ** زر شما را دل به من آرید دل
  • Süleyman Peygamber, o elçilere dedi ki: “Ey utanan elçiler, geri dönün... Altın sizin olsun; bana gönül getirin, gönül!
  • این زر من بر سر آن زر نهید ** کوری تن فرج استر را دهید 615
  • Benim bu altınlarımı da alın da o altınlara ilave edin... Körlüğünüzü anlayın da o altınları katırın fercine sokun!
  • فرج استر لایق حلقه‌ی زرست ** زر عاشق روی زرد اصفرست
  • Katırın ferci, altın kilit vurulmaya layıktır... Aşığın altınıysa sapsarı yüzüdür!
  • که نظرگاه خداوندست آن ** کز نظرانداز خورشیدست کان
  • O yüz, Allah’ın nazar ettiği yerdir... Hâlbuki altın madenine güneş nazar eder!
  • کو نظرگاه شعاع آفتاب ** کو نظرگاه خداوند لباب
  • Maden güneş ışığının nazargâhıdır; âşığın yüzü hakikatlere sahip olan Allah’ın nazargâhıdır.
  • از گرفت من ز جان اسپر کنید ** گرچه اکنون هم گرفتار منید
  • Şimdi de bana gelip çattınız, benim esirimsiniz ama yine benim sizi yakalamamdan korkun, canınızı siper edin!
  • مرغ فتنه دانه بر بامست او ** پر گشاده بسته‌ی دامست او 620
  • Taneye kapılmış kuş dam üstündedir ama kanadı açık olduğu halde tuzağa tutulmuştur o!
  • چون به دانه داد او دل را به جان ** ناگرفته مر ورا بگرفته دان
  • Mademki gönlünü canla başla taneye verdi... Sen onu tutulmadan tutulmuş bil!
  • آن نظرها که به دانه می‌کند ** آن گره دان کو به پا برمی‌زند
  • Taneye bakıp duruyor ya... Sen o bakışları, ayağına vurulan düğüm say!