English    Türkçe    فارسی   

2
1334-1358

  • نه ز جان یک چشمه جوشان می‏شود ** نه بدن از سبز پوشان می‏شود
  • Ne candan bir çeşme coşmakta, ne beden yeşiller giymiş ruhanilere katılmakta…
  • نه صدای بانگ مشتاقی در او ** نه صفای جرعه‏ی ساقی در او 1335
  • Onda ne bir iştiyak sahibinin sesi var, ne sâkinin bir yudum şarabının neşesi!
  • کو حمیت تا ز تیشه و ز کلند ** این چنین که را بکلی بر کنند
  • Nerde hamiyet ki böyle bir dağı; keserle, çapayla, neyle olursa kökünden yıksın.
  • بو که بر اجزای او تابد مهی ** بو که در وی تاب مه یابد رهی‏
  • Belki cüzilerine bir ay parıltısı vurur, belki ay ışığı, ona yol bulur!
  • چون قیامت کوهها را بر کند ** پس قیامت این کرم کی می‏کند
  • Kıyamette dağlar yerlerinden sökülecek… Senin bir davranman da ne vakit böyle bir keremde bulunacak?
  • این قیامت ز آن قیامت کی کم است ** آن قیامت زخم و این چون مرهم است‏
  • Bu kıyamet, o kıyametten nasıl olur da aşağı sayılır? O kıyamet yaradır, bu, merheme benzer.
  • هر که دید این مرهم از زخم ایمن است ** هر بدی کاین حسن دید او محسن است‏ 1340
  • Bu merhemi gören yaradan kurtulmuştur. Bu güzelliği gören kötü kişi bile ihsan sahibidir.
  • ای خنک زشتی که خویش شد حریف ** و ای گل رویی که جفتش شد خریف‏
  • Ne mutlu o çirkine ki güzele eş, arkadaş oldu; vah eşi kış olan gül yüzlüye!
  • نان مرده چون حریف جان شود ** زنده گردد نان و عین آن شود
  • Ölmüş eşek cana eş olunca dirilir, canın ta kendisi olur.
  • هیزم تیره حریف نار شد ** تیرگی رفت و همه انوار شد
  • Kara odun ateşe eş olur, karalığa gider, baştanbaşa nur kesilir.
  • در نمک‏لان چون خر مرده فتاد ** آن خری و مردگی یک سو نهاد
  • Ölmüş eşek tuzluya düşünce eşekliği, murdarlığı bir tarafta kalır.
  • صبغة الله هست خم رنگ هو ** پیسها یک رنگ گردد اندر او 1345
  • Allah gününün rengi Allah boyasıdır. Onda her şey bir renge boyanır.
  • چون در آن خم افتد و گوییش قم ** از طرب گوید منم خم لا تلم‏
  • Birisi küpe düşse de sen, ona kalk desen neşesinden “ Beni kınama. Küp benim” der.
  • آن منم خم خود انا الحق گفتن است ** رنگ آتش دارد الا آهن است‏
  • O “ Ben küpüm” demek “ Ben, Hakkım” demektir. Demir demirdir ama ateş rengine girmiş, o renge boyanmıştır.
  • رنگ آهن محو رنگ آتش است ** ز آتشی می‏لافد و خامش‏وش است‏
  • Demirin rengi, ateşin renginde mahvolmuştur. Sükût eder gibi görünmekle beraber ateş olduğundan da dem vurmaktadır.
  • چون به سرخی گشت همچون زر کان ** پس انا النار است لافش بی‏زبان‏
  • Madendeki altın gibi kızarınca sözü; ağızsız, dudaksız “ Ben ateşim” sözüdür.
  • شد ز رنگ و طبع آتش محتشم ** گوید او من آتشم من آتشم‏ 1350
  • Ateşin rengiyle, ateşin tabiatıyla ululanmıştır da der ki: “ Ben ateşim, ben ateş!
  • آتشم من گر ترا شک است و ظن ** آزمون کن دست را بر من بزن‏
  • Sen şüpheye düşsen de ben ateşim, istersen bir tecrübe et, elini sür.
  • آتشم من بر تو گر شد مشتبه ** روی خود بر روی من یک دم بنه‏
  • Ben ateşim, eğer şüphe ediyorsan bir an olsun yüzünü bana koy! ”
  • آدمی چون نور گیرد از خدا ** هست مسجود ملایک ز اجتبا
  • Âdemoğlu, Allah’tan nurlanırsa seçilir de meleklerin mescudu olur.
  • نیز مسجود کسی کاو چون ملک ** رسته باشد جانش از طغیان و شک‏
  • Canı melek gibi azgınlıktan ve şüpheden kurtulan kişi de âlemde secde eder.
  • آتش چه آهن چه لب ببند ** ریش تشبیه مشبه را مخند 1355
  • Ateş nedir, demir nedir? Dudağını yum. Bu benzetişte bulunanla alay etme.
  • پای در دریا منه کم گوی از آن ** بر لب دریا خمش کن لب گزان‏
  • Ayağını denize pek basma, denizden çok bahsetme… Dudağını ısırarak susup kıyısında dur!
  • گر چه صد چون من ندارد تاب بحر ** لیک می‏نشکیبم از غرقاب بحر
  • Benim gibi yüzlercesi bile denize tahammül edemezler. Fakat yine de denizde boğulmaktan korkmuyor, ona dalmadan duramıyorum.
  • جان و عقل من فدای بحر باد ** خونبهای عقل و جان این بحر داد
  • Canım da denize feda olsun, aklım da. Canın da kan diyetini bu deniz vermekte, aklın da.