English    Türkçe    فارسی   

2
2515-2539

  • جمله فرزین بندها بیند بعکس ** مات بر وی گردد و نقصان و وکس‏ 2515
  • Kendisini mat edecek şeylerin hepsini aksine görür. Hâlbuki mat olan kendisidir, kendisi ziyan eder!
  • ز انکه گر او هیچ بیند خویش را ** مهلک و ناسور بیند ریش را
  • Çünkü kendisi bir hiçten ibaret olduğunu görse, yarasının öldürücü ve şiddetli olduğunu bilse,
  • درد خیزد زین چنین دیدن درون ** درد او را از حجاب آرد برون‏
  • Böyle görüş, böyle biliş, adamın gönlünü dertlendirir. Dert de onu hicaptan çıkarırdı.
  • تا نگیرد مادران را درد زه ** طفل در زادن نیابد هیچ ره‏
  • Anaları doğum ağrısı tutmasa çocuk doğmaya hiçbir yol bulamaz.
  • این امانت در دل و دل حامله ست ** این نصیحتها مثال قابله ست‏
  • Bu emanet gönüldedir, gönülde gebe. Bu nasihatlerse ebeye benzer.
  • قابله گوید که زن را درد نیست ** درد باید درد کودک را رهی است‏ 2520
  • Ebe “Kadının ağrısı yok, ağrı lâzım, ağrı çocuğa yoldur” der.
  • آن که او بی‏درد باشد ره زن است ** ز انکه بی‏دردی انا الحق گفتن است‏
  • Dertsiz kişi yol vurucudur, dertsizlik “Enel Hak- ben Hakk’ım” demektir.
  • آن انا بی‏وقت گفتن لعنت است ** آن انا در وقت گفتن رحمت است‏
  • Bu “Ene” sözünü vakitsiz söylemek; lânete düşmektir, “Ene” yi vaktinde söylemek rahmettir.
  • آن انا منصور رحمت شد یقین ** آن انا فرعون لعنت شد ببین‏
  • Mansur’un “Ene” deyişi, şüphe yok ki rahmetten ibarettir; fakat Firavunun “ Ene” deyişine bir bak, lânetin ta kendisi!
  • لاجرم هر مرغ بی‏هنگام را ** سر بریدن واجب است اعلام را
  • Hulasa vakitsiz öten her horozun ibret için başını kesmek gerekir.
  • سر بریدن چیست کشتن نفس را ** در جهاد و ترک گفتن نفس را 2525
  • Baş kesmek nedir? Dünyada nefsi öldürmek, nefsin dileklerini terk etmek.
  • آن چنان که نیش کژدم بر کنی ** تا که یابد او ز کشتن ایمنی‏
  • Bu da öldürülmekten kurtulsun diye akrebin iğnesini çıkarmak gibidir.
  • بر کنی دندان پر زهری ز مار ** تا رهد مار از بلای سنگسار
  • Taşla tepelenme belâsından kurtulsun diye yılanın zehirli dişini sökersin ya!
  • هیچ نکشد نفس را جز ظل پیر ** دامن آن نفس کش را سخت گیر
  • Nefsi, pirin gölgesinden başka hiçbir şey öldürmez. O nefis öldürenin eteğine sımsıkı sarıl.
  • چون بگیری سخت آن توفیق هوست ** در تو هر قوت که آید جذب اوست‏
  • Eteğini sıkıca tuttun mu, bu, Tanrı tevfikidir. Sende beliren her kuvvet, onun seni çekişinden, dileyişinden meydana gelir.
  • ما رمیت إذ رمیت راست دان ** هر چه کارد جان بود از جان جان‏ 2530
  • “Ma remeye iz remeyte” iyi bil. Canın nesi varsa canlar canındandır.
  • دست گیرنده وی است و بردبار ** دم‏به‏دم آن دم از او امید دار
  • Elini tutan, yükünü yüklenen odur. Her an, her nefes, o anı, o nefesi ondan um!
  • نیست غم گر دیر بی‏او مانده‏ای ** دیرگیر و سخت‏گیرش خوانده‏ای‏
  • Onun feyzine geç mazhar olduysan gam yeme. Bilirsin ki ihmal etmez, imhal eder.
  • دیر گیرد سخت گیرد رحمتش ** یک دمت غایب ندارد حضرتش‏
  • Tanrı rahmeti geç erişir ama adamakıllı erişir, seni bir an bile huzurundan ayırmaz, her an seninledir.
  • گر تو خواهی شرح این وصل و ولا ** از سر اندیشه می‏خوان و الضحی‏
  • Bu vuslatın, bu muhabbetin şerhini duymak istersen adamakıllı düşünerek “Vedduha” suresini okuyuver!
  • ور تو گویی هم بدیها از وی است ** لیک آن نقصان فضل او کی است‏ 2535
  • Eğer sen kötülükler de ondandır dersen öyledir ama bundan onun kemaline noksan mı gelir ki?
  • آن بدی دادن کمال اوست هم ** من مثالی گویمت ای محتشم‏
  • Bu kötülük ihsanı da onun kemalindendir. Dinle ulu kişi, sana bir misal getireyim:
  • کرد نقاشی دو گونه نقشها ** نقشهای صاف و نقشی بی‏صفا
  • Meselâ ressam iki türlü resim yapar: Güzellerin resimleriyle, çirkin resimleri.
  • نقش یوسف کرد و حور خوش سرشت ** نقش عفریتان و ابلیسان زشت‏
  • Yusuf’un, yaratılışı güzel hurinin resmini de yapar, ifritlerin, çirkin iblislerin resmini de.
  • هر دو گونه نقش استادی اوست ** زشتی او نیست آن رادی اوست‏
  • İki türlü resim de onun üstatlığının eseridir. Bu, ressamın çirkinliğine delil olamaz, bilâkis üstatlığına delildir.