English    Türkçe    فارسی   

3
4188-4212

  • فعل و قول و صدق شد قوت ملک ** تا بدین معراج شد سوی فلک
  • İş, söz ve doğruluk, meleğin gıdasıdır. Melek, bunlarla göğe ağar.
  • آنچنان کان طعمه شد قوت بشر ** از جمادی بر شد و شد جانور
  • Nitekim o yemek de insana gıda olunca cemadat halinden yücelir, o canlı bir hale gelir.
  • این سخن را ترجمه‌ی پهناوری ** گفته آید در مقام دیگری 4190
  • Bunu, adamakıllı, etraflıca anlattık… Başka bir yerde gelecek.
  • کاروان دایم ز گردون می‌رسد ** تا تجارت می‌کند وا می‌رود
  • Kervan, daima göklerden gelmekte, alışverişte bulunup yine göklere gitmekte.
  • پس برو شیرین و خوش با اختیار ** نه بتلخی و کراهت دزدوار
  • Şu halde hırsız gibi acılıkla zorla değil de istekle tatlı tatlı, güzel güzel git!
  • زان حدیث تلخ می‌گویم ترا ** تا ز تلخیها فرو شویم ترا
  • Seni acılıklardan yıkayıp arıtmak için acı söylüyorum.
  • ز آب سرد انگور افسرده رهد ** سردی و افسردگی بیرون نهد
  • Donmuş, soğuk çalmış üzümü donukluğu gitsin diye soğuk suya atarlar.
  • تو ز تلخی چونک دل پر خون شوی ** پس ز تلخیها همه بیرون روی 4195
  • Seni de acılıklarla gönlün kanlara bulanırsa içindeki bütün acılıklar gider.
  • تمثیل صابر شدن ممن چون بر شر و خیر بلا واقف شود
  • Hayır ve belânın sırrını bilen mümin sabreder
  • سگ شکاری نیست او را طوق نیست ** خام و ناجوشیده جز بی‌ذوق نیست
  • Av köpeği olmayan köpeğin boynunda tasma yoktur. Ham ve kaynamamış şey, mutlaka lezzetsizdir.”
  • گفت نخود چون چنینست ای ستی ** خوش بجوشم یاریم ده راستی
  • Nohut, bu sözleri duyunca “Mademki iş böyledir hanımcığım, güzel güzel kaynarım, sen de bana yardım et ama.
  • تو درین جوشش چو معمار منی ** کفچلیزم زن که بس خوش می‌زنی
  • Sen, bu kaynatmada beni yapıp yoğuran bir mimara benziyorsun. Vur bana kepçeyle… Ne de güzel vuruyorsun.
  • همچو پیلم بر سرم زن زخم و داغ ** تا نبینم خواب هندستان و باغ
  • Ben fil gibiyim, vur başıma, yarala beni… Vur, yarala da Hindistan’ı, Hindistan bahçelerini görmeyeyim.
  • تا که خود را در دهم در جوش من ** تا رهی یابم در آن آغوش من 4200
  • Bu suretle de kendimi kaynamaya, vereyim de onun kucağına ulaşayım, ona kavuşmaya bir yol bulayım!
  • زانک انسان در غنا طاغی شود ** همچو پیل خواب‌بین یاغی شود
  • Çünkü insan, zenginlikte azgın olur. Rüyasında Hindistan’ı gören fil gibi azar, kudurur.
  • پیل چون در خواب بیند هند را ** پیلبان را نشنود آرد دغا
  • Fil, rüyada Hindistan’ı gördü mü filciyi dinlemez, azgın bir hale gelir.
  • عذر گفتن کدبانو با نخود و حکمت در جوش داشتن کدبانو نخود را
  • Hanımın nohuda özürler getirmesi ve nohudu kaynatmasındaki hikmet
  • آن ستی گوید ورا که پیش ازین ** من چو تو بودم ز اجزای زمین
  • Hanım, nohuda der ki: “Ben de bundan önce senin gibi yeryüzü cüz’ülerindenim.
  • چون بنوشیدم جهاد آذری ** پس پذیرا گشتم و اندر خوری
  • Ateş gibi mücadeleyi içercesine tadınca makbul oldum.
  • مدتی جوشیده‌ام اندر زمن ** مدتی دیگر درون دیگ تن 4205
  • Bir müddet yeryüzünde kaynadım, bir müddet de ten tenceresinin içinde.
  • زین دو جوشش قوت حسها شدم ** روح گشتم پس ترا استا شدم
  • Bu iki kaynayışla duygulara kuvvet oldum, ruh kesildim de sonra seni pişiriyorum.
  • در جمادی گفتمی زان می‌دوی ** تا شوی علم و صفات معنوی
  • Cematken, bu sıfattan koşar, geçersen bilgi olur, manevi sıfatlar haline gelirsin, derdim.
  • چون شدم من روح پس بار دگر ** جوش دیگر کن ز حیوانی گذر
  • Ruh sahibi oldum ama bu sefer de diyorum ki: Bir kere daha coş, kayna da bu canlı suretten de geç!
  • از خدا می‌خواه تا زین نکته‌ها ** در نلغزی و رسی در منتها
  • Allah’tan inayet iste… Bu ince bahislerde ayağın sürçmesin, mananın künhüne, işin ta sonuna eriş!
  • زانک از قرآن بسی گمره شدند ** زان رسن قومی درون چه شدند 4210
  • Çünkü çok kişiler Kur’an’ı anlayamadılar da yol azıttılar… Bazı kişilerse o ipe sarıldılar ama kuyunun dibine gittiler.
  • مر رسن را نیست جرمی ای عنود ** چون ترا سودای سربالا نبود
  • A inatçı, yücelere çıkmak sevdasında değilsen ipin ne suçu var?
  • باقی قصه‌ی مهمان آن مسجد مهمان کش و ثبات و صدق او
  • Konuk öldüren mescide konuklayan adam hikâyesinin sonu ve o konuğun niyetindeki doğruluk
  • آن غریب شهر سربالا طلب ** گفت می‌خسپم درین مسجد بشب
  • O himmeti yüce garip dedi ki: “Ben, bu mescitte kalacak, bu mescitte uyuyacağım.