English    Türkçe    فارسی   

3
4031-4080

  • ور بداند ره دل با هوش او ** کی رود هر های و هو در گوش او
  • Fakat gönlüyle hakikati duyan, yolu bilen kişinin kulağına hiç öyle hay huylar girer mi?
  • پس مشو همراه این اشتردلان ** زانک وقت ضیق و بیمند آفلان
  • Şu halde bu deve yüreklilerle yoldaş olma. Çünkü onlar, darlık ve korku zamanında kayboluverirler.
  • پس گریزند و ترا تنها هلند ** گرچه اندر لاف سحر بابلند
  • Onlar, lâf da Bâbil sihrine maliktirler, her şeyi yapar, çatarlar ama iş dara geldi mi kaçar, seni yapayalnız bırakıverirler!
  • تو ز رعنایان مجو هین کارزار ** تو ز طاوسان مجو صید و شکار
  • Kendine gel ve züppelerden savaş umma. Tavus kuşlarından av avlama hünerini bekleme!
  • طبع طاوسست و وسواست کند ** دم زند تا از مقامت بر کند 4035
  • Tabiat tavus kuşuna benzer, sana vesveseler verir, saçma sapan söylenir durur; nihayet seni yerinden yurdundan eder.
  • گفتن شیطان قریش را کی به جنگ احمد آیید کی من یاریها کنم وقبیله‌ی خود را بیاری خوانم و وقت ملاقات صفین گریختن
  • Şeytan’ın, Kureyş kabilesine “Ahmed’le savaşa girişin, ben de yardım eder, size yardım etmek üzere kabilemi getiririm” demesi, iki saf karşılaşınca da onları bırakıp kaçması
  • همچو شیطان در سپه شد صد یکم ** خواند افسون که اننی جار لکم
  • Şeytan gibi… o da asker içine girdi, yüzün biri oldu, “ Ben size yardımcıyım” dedi, onlara afsun okudu, onları aldattı.
  • چون قریش از گفت او حاضر شدند ** هر دو لشکر در ملاقان آمدند
  • Fakat Kureyş, onun sözüne uyup hazırlanarak iki ordu karşılaşınca,
  • دید شیطان از ملایک اسپهی ** سوی صف مومنان اندر رهی
  • Müminlerin saflarında melek askerlerini gördü…
  • آن جنودا لم تروها صف زده ** گشت جان او ز بیم آتشکده
  • Sizin görmediğiniz o gayp askerlerinin saf kurduklarını görünce canı, korkudan bir ateşgede kesildi.
  • پای خود وا پس کشیده می‌گرفت ** که همی‌بینم سپاهی من شگفت 4040
  • Ayağını gerisin geriye çekmeye başladı. “Ben pek kalabalık bir ordu görüyorum.
  • ای اخاف الله ما لی منه عون ** اذهبوا انی اری ما لاترون
  • Allah’tan korkarım ben, o bana yardım etmez. Çekilin gidin… Ben, sizin görmediğinizi görüyorum” dedi.
  • گفت حارث ای سراقه شکل هین ** دی چرا تو می‌نگفتی اینچنین
  • Hâris dedi ki: “Ey Suraka, neden dün böyle söylemiyordun?”
  • گفت این دم من همی‌بینم حرب ** گفت می‌بینی جعاشیش عرب
  • Suraka şekline girmiş olan Şeytan “Şimdi savaşın başlamak üzere olduğunu görüyorum” dedi. Hâris, “Sen, ancak Arapların hor hakir bir topluluğunu görmektesin.
  • می‌نبینی غیر این لیک ای تو ننگ ** آن زمان لاف بود این وقت جنگ
  • Bundan başka bir şey görmüyorsun ama ey aşağılık herif, o zaman lâf zamanıydı, şimdi savaş zamanı.
  • دی همی‌گفتی که پایندان شدم ** که بودتان فتح و نصرت دم‌بدم 4045
  • Dün ben dayanır, ayak direrim, size yardımda bulunurum, bu suretle de üst gelirsiniz diyordun.
  • دی زعیم الجیش بودی ای لعین ** وین زمان نامرد و ناچیز و مهین
  • A melûn, dün ordu kumandanı kesilmiştin, şimdi namertleştin, bayağılaştın, korkaklaştın.
  • تا بخوردیم آن دم تو و آمدیم ** تو بتون رفتی و ما هیزم شدیم
  • Senin sözüne kandık da geldik… Bu belâ tuzağına düştük” dedi.
  • چونک حارث با سراقه گفت این ** از عتابش خشمگین شد آن لعین
  • Hâris, bu sözleri söyleyince o melûn bu azardan kızdı, hiddetlendi.
  • دست خود خشمین ز دست او کشید ** چون ز گفت اوش درد دل رسید
  • Bu sözlerden gönlü dertlendi, kızgınlıkla elini, Hâris’in elinden çekti.
  • سینه‌اش را کوفت شیطان و گریخت ** خون آن بیچارگان زین مکر ریخت 4050
  • Göğsünü döverek kaçıp gitti; o biçarelerin kanını da bu hileyle döktü.
  • چونک ویران کرد چندین عالم او ** پس بگفت این بری منکم
  • O, bunca âlemi yıktı, harap etti de sonra “Ben sizden değilim” dedi.
  • کوفت اندر سینه‌اش انداختش ** پس گریزان شد چو هیبت تاختش
  • Meleklerin heybetini görünce Hâris’in göğsüne bir yumruk aşk edip yere yıktı, kaçıverdi!
  • نفس و شیطان هر دو یک تن بوده‌اند ** در دو صورت خویش را بنموده‌اند
  • Nefisle Şeytan, ikisi de birdir… Surette kendisini iki gösterdi.
  • چون فرشته و عقل کایشان یک بدند ** بهر حکمتهاش دو صورت شدند
  • Melekle akıl da birdir, himmeti var da onun için iki suret oldu.
  • دشمنی داری چنین در سر خویش ** مانع عقلست و خصم جان و کیش 4055
  • İçinde, aklı alan, cana da düşman, dine de düşman olan böyle bir düşmanın var.
  • یکنفس حمله کند چون سوسمار ** پس بسوراخی گریزد در فرار
  • Bir an kertenkele gibi saldırır… Derken hemencecik bir deliğe kaçıverir.
  • در دل او سوراخها دارد کنون ** سر ز هر سوراخ می‌آرد برون
  • Gönlün de nice delikler var. Her delikten baş çıkarıp durmada!
  • نام پنهان گشتن دیو از نفوس ** واندر آن سوراخ رفتن شد خنوس
  • Şeytanın insanlardan gizlenmesine, bir deliğe girip saklanmasına “Hunus” derler.
  • که خنوسش چون خنوس قنفذست ** چون سر قنفذ ورا آمد شذست
  • Onun gizlenmesi de kirpinin büzülüp gizlenmesine benzer. Kirpi büzülür de kafasını çıkarır, tekrar gizler ya… o da öyle işte.
  • که خدا آن دیو را خناس خواند ** کو سر آن خارپشتک را بماند 4060
  • Allah, Şeytan’a “Hannâs” dedi. Şeytan, kirpinin kafasına benzer.
  • می نهان گردد سر آن خارپشت ** دم‌بدم از بیم صیاد درشت
  • Kirpi, kötü avcıdan ürker de büzülür, başını gizler.
  • تا چو فرصت یافت سر آرد برون ** زین چنین مکری شود مارش زبون
  • Fırsatını bulunca başını çıkarır… Bu hileyle yılanı bile zebun eder.
  • گرنه نفس از اندرون راهت زدی ** ره‌زنان را بر تو دستی کی بدی
  • Nefis senin iç âleminde yolunu kesmeseydi bu yol kesiciler, sana el atabilirler miydi?
  • زان عوان مقتضی که شهوتست ** دل اسیر حرص و آز و آفتست
  • Seni kötü şeylere sevk eden şehvetten, o gizli memur yüzünden gönül, hırsa tamaha, afete esir olmuştur.
  • زان عوان سر شدی دزد و تباه ** تا عوانان را به قهر تست راه 4065
  • O gizli memur yüzünden hırsız oldun, kendini berbat ettin de nihayet bu görünen memurlar, seni kahretmek için yol buldular.
  • در خبر بشنو تو این پند نکو ** بیم جنبیکم لکم اعدی عدو
  • Hadisteki şu güzel öğüdü duy; Düşmanlarınızın en kuvvetlisi, içinizdedir!
  • طمطراق این عدو مشنو گریز ** کو چو ابلیسست در لج و ستیز
  • Bu düşmanın palavrasını dinleme kaç ondan… Çünkü o da inatta İblis’e benzer.
  • بر تو او از بهر دنیا و نبرد ** آن عذاب سرمدی را سهل کرد
  • Dünya sevgisi, dünya geçimine savaşma yüzünden sana o ebedî azabı ehemmiyetsiz gösterir.
  • چه عجب گر مرگ را آسان کند ** او ز سحر خویش صد چندان کند
  • Ölümü bile ehemmiyetsiz bir hale getirirse bunda şaşılacak ne var ki? O, sihriyle bunun gibi yüzlerce iş yapar!
  • سحر کاهی را به صنعت که کند ** باز کوهی را چو کاهی می‌تند 4070
  • Sihir, bazen sanatla samanı dağ gösterir, bazen dağı saman!
  • زشتها را نغز گرداند به فن ** نغزها را زشت گرداند به ظن
  • Gözbağcılıkla çirkinleri güzelleştirir, güzelleri, çirkin bir şekle sokar.
  • کار سحر اینست کو دم می‌زند ** هر نفس قلب حقایق می‌کند
  • Sihrin hali budur; afsunlar, üfürür, her an hakikatleri başka bir şekle çevirir.
  • آدمی را خر نماید ساعتی ** آدمی سازد خری را وآیتی
  • Bir an gelir, insanı eşek gösterir… Bir an gelir eşeği şaşılacak bir adam şekline bürür!
  • این چنین ساحر درون تست و سر ** ان فی الوسواس سحرا مستتر
  • İşte senin içinde böyle bir sihirbaz gizlidir. Vesveselerde daimî bir sihir kudreti vardır!
  • اندر آن عالم که هست این سحرها ** ساحران هستند جادویی‌گشا 4075
  • Fakat bu sihirlerin hüküm sürdüğü âlemde öyle sihirbazlar da var ki sihirlerin hükmünü gideriverirler.
  • اندر آن صحرا که رست این زهر تر ** نیز روییدست تریاق ای پسر
  • Bu kuvvetli zehrin bittiği ovada tiryak da bitmiştir ey oğul!
  • گویدت تریاق از من جو سپر ** که ز زهرم من به تو نزدیکتر
  • Tiryak, sana “Gel, beni kendine siper et… Ben, sana zehirden daha yakınım.
  • گفت او سحرست و ویرانی تو ** گفت من سحرست و دفع سحر او
  • Onun sözü sihirdir, seni yıkar harap eder… Benim sözüm de sihir ama onun sihrini defeder” der!
  • مکرر کردن عاذلان پند را بر آن مهمان آن مسجد مهمان کش
  • Konuk öldüren mescide konuklamak isteyeni menetmeye kalkışanların tekrar ona öğüt vermeleri
  • گفت پیغامبر که ان فی البیان ** سحرا و حق گفت آن خوش پهلوان
  • O güzel yiğit, o Peygamber; “Sözde sihir hassası var” dedi, doğru da söyledi.
  • هین مکن جلدی برو ای بوالکرم ** مسجد و ما را مکن زین متهم 4080
  • Ey kerem sahibi kendine gel, yiğitlik taslama, mescidimizi de töhmet altında bırakma, bizi de!