English    Türkçe    فارسی   

4
2202-2251

  • قصه‌ی آن آبگیرست ای عنود ** که درو سه ماهی اشگرف بود
  • A inatçı, bu, içinde üç büyük balık bulunan gölcüğün hikâyesine benzer.
  • در کلیله خوانده باشی لیک آن ** قشر قصه باشد و این مغز جان
  • “Kelile” de okumuşsundur ama o kabuktan ibarettir, bu anlatışımızsa canın ta içidir.
  • چند صیادی سوی آن آبگیر ** برگذشتند و بدیدند آن ضمیر
  • Birkaç balıkçı, o gölcüğün yanından geçtiler, o balıkları gördüler.
  • پس شتابیدند تا دام آورند ** ماهیان واقف شدند و هوشمند 2205
  • Derhal koşup ağ getirmeye gittiler. Balıklar bunu anladılar...
  • آنک عاقل بود عزم راه کرد ** عزم راه مشکل ناخواه کرد
  • İçlerinden akıllı olan yola düştü; hiç de gidilmesi istenmeyen o güç yola yürüdü.
  • گفت با اینها ندارم مشورت ** که یقین سستم کنند از مقدرت
  • Bunlarla danışmayayım dedi türlü, türlü fikirlerde bulunur, azmimi gevşetirler.
  • مهر زاد و بوم بر جانشان تند ** کاهلی و جهلشان بر من زند
  • Yurtlarının sevgisine kapılırlar; tembellikleri, bilgisizlikleri bana da sirayet eder.
  • مشورت را زنده‌ای باید نکو ** که ترا زنده کند وان زنده کو
  • Danışmak için bir iyi ve diri kişi lâzım ki seni de diriltsin, fakat nerede öyle bir diri?
  • ای مسافر با مسافر رای زن ** زانک پایت لنگ دارد رای زن 2210
  • Ey yolcu yolcuyla danış, kadınla değil... Çünkü kadının reyi seni topal eder.
  • از دم حب الوطن بگذر مه‌ایست ** که وطن آن سوست جان این سوی نیست
  • Vatan sevgisinden dem vurma; durma, yürü... Vatan oradadır, burada değil canım efendim!
  • گر وطن خواهی گذر آن سوی شط ** این حدیث راست را کم خوان غلط
  • Vatan istiyorsan ırmağın o tarafına geç... Bu doğru hadisi eğri ve yanlış okuma!
  • سر خواندن وضو کننده اوراد وضو را
  • Abdest alanın yıkadığı uzuvlarda dua okunmasının sırrı
  • در وضو هر عضو را وردی جدا ** آمدست اندر خبر بهر دعا
  • Hadiste abdest alınırken yıkanan her uzuv için ayrı dua rivayet edilmiştir.
  • چونک استنشاق بینی می‌کنی ** بوی جنت خواه از رب غنی
  • Burnunu yıkar, burnuna su çekerken gani Allahtan cennet kokusu iste.
  • تا ترا آن بو کشد سوی جنان ** بوی گل باشد دلیل گلبنان 2215
  • İste de bu koku, seni cennete çeksin götürsün... Gül kokusu gül bahçesinin delilidir.
  • چونک استنجا کنی ورد و سخن ** این بود یا رب تو زینم پاک کن
  • Abdest bozduktan sonra yıkanırken de okunacak virt edilecek dua şudur: Yarabbi sen beni bu pislikten arıt.
  • دست من اینجا رسید این را بشست ** دستم اندر شستن جانست سست
  • Benim elin buraya yetişti, burasını yıkadı... Elim canımı yıkamada gevşek.
  • ای ز تو کس گشته جان ناکسان ** دست فضل تست در جانها رسان
  • Adam olmayanların canları, ihsanınla adam olmuştur... Canlara erişen, senin lütuf ve kerem elindir.
  • حد من این بود کردم من لیم ** زان سوی حد را نقی کن ای کریم
  • Ben aşağılık bir kişiyim... Buna kudretim yetişti. Ey kerem sahibi Allah, arıtmaya kudretim olmayan iç pisliğimi de sen temizle!
  • از حدث شستم خدایا پوست را ** از حوادث تو بشو این دوست را 2220
  • Rabbim ben pislikten derimi yıkadım, arıttım... İçimi de hâdiselerden sen yıka, arıt!
  • شخصی به وقت استنجا می‌گفت اللهم ارحنی رائحة الجنه به جای آنک اللهم اجعلنی من التوابین واجعلنی من المتطهرین کی ورد استنجاست و ورد استنجا را به وقت استنشاق می‌گفت عزیزی بشنید و این را طاقت نداشت
  • Birisinin abdest bozduktan sonra yıkanırken, temizlenirken okunacak olan “Allah’ım, beni tövbe edenlerden ve iyice temizlenenlerden et” duasını okuyacak yerde abdest alırken buruna su verildiği sırada okunan “Allah’ım sen bana cennet kokusunu koklat” duasını okuması ve duyan bir azizin dayanamaması
  • آن یکی در وقت استنجا بگفت ** که مرا با بوی جنت دار جفت
  • Birisi abdest bozduktan sonra temizlerken “Yarabbi, beni cennet kokusu ile eş et” diye dua etti.
  • گفت شخصی خوب ورد آورده‌ای ** لیک سوراخ دعا گم کرده‌ای
  • Birisi duyup dedi ki: “Güzel dua ettin ama deliği kaybetmişsin!
  • این دعا چون ورد بینی بود چون ** ورد بینی را تو آوردی به کون
  • Bu dua, abdeste buruna su verilirken okunacak dua... Sen burun duasını oturak yerini yıkarken okuyordun!”
  • رایحه‌ی جنت ز بینی یافت حر ** رایحه‌ی جنت کم آید از دبر
  • Hür kişi cennet kokusunu burnundan duyar... Hiç oturak yerinden cennet kokusu gelir mi?
  • ای تواضع برده پیش ابلهان ** وی تکبر برده تو پیش شهان 2225
  • Ey aptal kişilere karşı alçaklık gösterip de padişahlara karşı ululanan,
  • آن تکبر بر خسان خوبست و چست ** هین مرو معکوس عکسش بند تست
  • O ululuk, aşağılık adamlara karşı olursa güzeldir, iyidir... Fakat kendine gel, tersine hareket etme; bu, senin yolunu bağlar!
  • از پی سوراخ بینی رست گل ** بو وظیفه‌ی بینی آمد ای عتل
  • Gül, burun için bitti, yetişti... A hoyrat adam koku almak burnun işidir.
  • بوی گل بهر مشامست ای دلیر ** جای آن بو نیست این سوراخ زیر
  • Ey yiğit, gül kokusu burun içindir... Bu aşağıdaki delik, o kokunun yeri değildir.
  • کی ازین جا بوی خلد آید ترا ** بو ز موضع جو اگر باید ترا
  • Hiç buradan sana cennet kokusu gelir mi? Sana koku lazımsa yerinden ara!
  • هم‌چنین حب الوطن باشد درست ** تو وطن بشناس ای خواجه نخست 2230
  • Bunun gibi “Vatanı sevmek imandandır” hadisi de doğru ama hocam, önce iyice vatanı tanı!
  • گفت آن ماهی زیرک ره کنم ** دل ز رای و مشورتشان بر کنم
  • O akıllı balık dedi ki: Bir yol bulayım da gönlümü şunlarla danışmadan, şunların reyine uymadan çekip çevireyim.
  • نیست وقت مشورت هین راه کن ** چون علی تو آه اندر چاه کن
  • Kendine gel şimdi danışma zamanı değil; yola düş... Ali gibi kuyuya ah et.
  • محرم آن آه کم‌یابست بس ** شب رو و پنهان‌روی کن چون عسس
  • O ahın mahremi pek azdır... Geceleri git, hem de bekçi gibi gizlice yürü.
  • سوی دریا عزم کن زین آب‌گیر ** بحر جو و ترک این گرداب گیر
  • Bu gölcükten denize doğru git... Denizi ara, şu girdabı bırak.
  • سینه را پا ساخت می‌رفت آن حذور ** از مقام با خطر تا بحر نور 2235
  • Göğsünü ayak yaptı da yola düştü... Çekingen balık, o tehlikeli yerden ta nur denizine kadar yürüdü, denize ulaştı.
  • هم‌چو آهو کز پی او سگ بود ** می‌دود تا در تنش یک رگ بود
  • Ardına köpek düşen ceylan, hayatından bir damar bile kalsa koşar ya... İşte o da onun gibi koşmaktaydı.
  • خواب خرگوش و سگ اندر پی خطاست ** خواب خود در چشم ترسنده کجاست
  • Artık köpek varken tavşan uykusuna dalmak hatadır... Zaten korkan adamın gözüne uyku girer mi?
  • رفت آن ماهی ره دریا گرفت ** راه دور و پهنه‌ی پهنا گرفت
  • O balık gitti deniz yolunu tuttu... Pek uzun olan o yola düştü.
  • رنجها بسیار دید و عاقبت ** رفت آخر سوی امن و عافیت
  • Bir hayli zahmetler çekti, fakat sonun da emniyet ve afiyet makamına yetişti.
  • خویشتن افکند در دریای ژرف ** که نیابد حد آن را هیچ طرف 2240
  • Kendisini uçsuz bucaksız, hiçbir yandan kıyısı görünmez denize attı.
  • پس چو صیادان بیاوردند دام ** نیم‌عاقل را از آن شد تلخ کام
  • Derken balıkçılar ağ getirdiler... Yarı akıllının neşesi bozuldu, ağzının tadı kaçtı.
  • گفت اه من فوت کردم فرصه را ** چون نگشتم همره آن رهنما
  • Dedi ki: Eyvahlar olsun. Fırsatı fevt ettim, nasıl oldu da o yol gösterene arkadaş olmadım?
  • ناگهان رفت او ولیکن چونک رفت ** می‌ببایستم شدن در پی بتفت
  • O ansızın gitti... Gitti ama benim de hararetle ardına düşmem gerekti.
  • بر گذشته حسرت آوردن خطاست ** باز ناید رفته یاد آن هباست
  • Fakat geçene acınmak hatadır... Gitti mi gitti gider! Gayrı onu anmanın hiçbir faydası yoktur!
  • قصه‌ی آن مرغ گرفته کی وصیت کرد کی بر گذشته پشیمانی مخور تدارک وقت اندیش و روزگار مبر در پشیمانی
  • Tutulan kuşun, geçmiş zamana pişman olma, içinde bulunduğun vaktin kıymetini bil, bundan istifadeye çalış, pişmanlıkla vakit geçirme diye nasihati
  • آن یکی مرغی گرفت از مکر و دام ** مرغ او را گفت ای خواجه‌ی همام 2245
  • Birisi hileyle tuzağına bir kuş düşürdü. Kuş, ona dedi ki: Ey ulu hoca.
  • به تو بسی گاوان و میشان خورده‌ای ** تو بسی اشتر به قربان کرده‌ای
  • Sen birçok öküzler, koyunlar yedin... Birçok develer kurban ettin.
  • تو نگشتی سیر زانها در زمن ** هم نگردی سیر از اجزای من
  • Dünyada onlarla bile doymadın... Benimle de doymazsın sen!
  • هل مرا تا که سه پندت بر دهم ** تا بدانی زیرکم یا ابلهم
  • Beni bırak da sana üç öğüt vereyim... Bak bakalım aptal mıyım, akıllı mıyım?
  • اول آن پند هم در دست تو ** ثانیش بر بام کهگل بست تو
  • Birinci öğüdü elimdeyken vereyim, ikincisini samanla karışık balçıktan yapılma damının üstünde.
  • وآن سوم پند دهم من بر درخت ** که ازین سه پند گردی نیکبخت 2250
  • Üçüncüsünü de ağacın üstünde veririm... Bu üç öğütle bahtın iyileşir.
  • آنچ بر دستست اینست آن سخن ** که محالی را ز کس باور مکن
  • Elindeyken vereceğim öğüt şu: Olmayacak söze kim söylerse söylesin inanma.