English    Türkçe    فارسی   

4
332-381

  • آدما تو نیستی کور از نظر ** لیک اذا جاء القضا عمی البصر
  • Ey Âdem, senin gözün var, kör değilsin... Fakat kaza geldi mi göz kör olur!
  • عمرها باید به نادر گاه‌گاه ** تا که بینا از قضا افتد به چاه
  • Gözlü adamın, bir tesadüf neticesi kuyuya düşmesi için ömürler lazım. Fakat bu kaza, körün yoldaşıdır. Çünkü düşmek, onun tabiatıdır, huyudur.
  • کور را خود این قضا همراه اوست ** که مرورا اوفتادن طبع و خوست
  • Kör, pisliğe düşer de bu koku nedir, kendisinden midir, yoksa bir pisliğe bulaşmış da ondan mı? Bilemez ki.
  • در حدث افتد نداند بوی چیست ** از منست این بوی یا ز آلودگیست 335
  • Ona birisi miskler saçsa onu da kendisinden bilir, sevgilinin lütfundan değil!
  • ور کسی بر وی کند مشکی نثار ** هم ز خود داند نه از احسان یار
  • (eksik)
  • پس دو چشم روشن ای صاحب‌نظر ** مر ترا صد مادرست و صد پدر
  • Hâsılı ey gözü açık kişi, bu iki göz, sana yüzlerce anadır, yüzlerce baba!
  • خاصه چشم دل آن هفتاد توست ** وین دو چشم حس خوشه‌چین اوست
  • Hele gönül gözü yok mu? O, bu göze nispetle yetmiş kat azizdir, yetmiş derece kuvvetlidir... Bu iki duygu gözü, onun nimetiyle geçinmededir.
  • ای دریغا ره‌زنان بنشسته‌اند ** صد گره زیر زبانم بسته‌اند
  • Yazıklar olsun ki yol kesiciler oturmuşlar, dilime yüzlerce düğüm vurmuşlardır!
  • پای‌بسته چون رود خوش راهوار ** بس گران بندیست این معذور دار 340
  • Ayağı bağlı olan, nasıl rahvan gidebilir! Ağır bir bağdır bu... Mazur gör!
  • این سخن اشکسته می‌آید دلا ** کین سخن درست غیرت آسیا
  • Ey gönül, bu söz, kırık dökük geliyor. Bu söz incidir, Allah gayreti de değirmen.
  • در اگر چه خرد و اشکسته شود ** توتیای دیده‌ی خسته شود
  • İnci küçük ve kırık bile olsa hasta göze tutya olur.
  • ای در از اشکست خود بر سر مزن ** کز شکستن روشنی خواهی شدن
  • Ey inci, kırıldığına acınma... Kırılmakla parlayacak apaydın olacaksın!
  • همچنین اشکسته بسته گفتنیست ** حق کند آخر درستش کو غنیست
  • Böyle o kırık dökük söylenecek... Fakat Allah ganidir, sonunda onu düzgün bir hale getirir.
  • گندم ار بشکست و از هم در سکست ** بر دکان آمد که نک نان درست 345
  • Buğday, kırıldı, ufalandıysa zayi olmadı ya... Un haline geldi de dükkâna girdi, ekmek oldu.
  • تو هم ای عاشق چو جرمت گشت فاش ** آب و روغن ترک کن اشکسته باش
  • Ey âşık, senin de suçun belli oldu... Artık suyu yağı bırak da kırık dökük bir hale gel!
  • آنک فرزندان خاص آدم‌اند ** نفحه‌ی انا ظلمنا می‌دمند
  • Âdem’in has çocuklarına mahsustur bu... Onlar, “Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik” derler.
  • حاجت خود عرضه کن حجت مگو ** هم‌چو ابلیس لعین سخت‌رو
  • Sen de hacetini arz et, lânetlenmiş yüzsüz iblis gibi delil getirmeye kalkışma!
  • سخت‌رویی گر ورا شد عیب‌پوش ** در ستیز و سخت‌رویی رو بکوش
  • Yok, eğer yüzsüzlük, İblis’in ayıbını örttüyse sen de inada giriş, yüzsüzlükte bulun, bu yolda çalış, didin!
  • آن ابوجهل از پیمبر معجزی ** خواست هم‌چون کینه‌ور ترکی غزی 350
  • Ebucehil, Peygamber’den, kindar Oğuz Türk’ü gibi bir mucize istedi.
  • لیک آن صدیق حق معجز نخواست ** گفت این رو خود نگوید جز که راست
  • Fakat Allah Sıddık’ı mucize istemedi, bu yüzün sahibi zaten doğrudan başka bir şey söyleyemez ki dedi.
  • کی رسد هم‌چون توی را کز منی ** امتحان هم‌چو من یاری کنی
  • Sen nerede, senin gibi birisinin benliğe düşerek benim gibi bir sevgiliyi sınaması nerede?
  • گفتن آن جهود علی را کرم الله وجهه کی اگر اعتماد داری بر حافظی حق از سر این کوشک خود را در انداز و جواب گفتن امیرالممنین او را
  • Bir Yahudi’nin, Allah yüzünü ulu etsin Ali’ye “Eğer Allah’ın korumasına güveniyorsan kendini bu yapının üstünden at” demesi, Müminler emîri’nin ona cevabı
  • مرتضی را گفت روزی یک عنود ** کو ز تعظیم خدا آگه نبود
  • Allah’ı ululamayı bilmeyen bir inatçı, bir gün Murtaza’ya dedi ki:
  • بر سر بامی و قصری بس بلند ** حفظ حق را واقفی ای هوشمند
  • “Peki yüksek bir yapının damındasın... Ey aklı başında olan, Allah’ın koruyacağını biliyorsun değil mi?”
  • گفت آری او حفیظست و غنی ** هستی ما را ز طفلی و منی 355
  • Murtaza, evet dedi... O koruyucudur, ganidir... Bizim varlığımızı, bizi ta çocukluğumuzdan adamlığımıza kadar hep o korur, o görüp gözetir!
  • گفت خود را اندر افکن هین ز بام ** اعتمادی کن بحفظ حق تمام
  • Yahudi, peki dedi... Mademki öyledir, kendini bu damdan aşağıya at... Allah’ın koruyuculuğuna tamamı ile güven!
  • تا یقین گرددمرا ایقان تو ** و اعتقاد خوب با برهان تو
  • Kendini aşağıya at da ben de adamakıllı inandığını anlayayım, güzelim inanışını, deliliyle göreyim!
  • پس امیرش گفت خامش کن برو ** تا نگردد جانت زین جرات گرو
  • Müminler emiri ona dedi ki: sus, defol git de bu cüret yüzünden canın belaya sataşmasın!
  • کی رسد مر بنده را که با خدا ** آزمایش پیش آرد ز ابتلا
  • Kulun, iptilalara düşerek Allah’ı sınaması hiç yaraşır mı?
  • بنده را کی زهره باشد کز فضول ** امتحان حق کند ای گیج گول 360
  • A nadan, a budala, kulun ne haddi vardır ki edepsizliğe kalkışıp Allah’ı sınamaya girişsin?
  • آن خدا را می‌رسد کو امتحان ** پیش آرد هر دمی با بندگان
  • Sınama Allah’a yaraşır... O, kullarını her an sınar durur.
  • تا به ما ما را نماید آشکار ** که چه داریم از عقیده در سرار
  • Bu sınamayla da içimizde gizlediğimiz inanışlarımızı bize apaçık gösterir.
  • هیچ آدم گفت حق را که ترا ** امتحان کردم درین جرم و خطا
  • Âdem, bu suçla, bu hata ile Hakk’ı sınadım dedi mi hiç?
  • تا ببینم غایت حلمت شها ** اه کرا باشد مجال این کرا
  • “Padişahım, senin hilmin nereye kadardır? Onu görmek istedim” gibi bir söz söyledi mi hiç? Ah, bu mecal kimde var, kimde?
  • عقل تو از بس که آمد خیره‌سر ** هست عذرت از گناه تو بتر 365
  • Senin aklın şaşmış, pek sersemlemişsin... özrün günahından beter!
  • آنک او افراشت سقف آسمان ** تو چه دانی کردن او را امتحان
  • Gök kubbeyi yücelteni sınamak ha! Sen, bunu ne bilirsin ki?
  • ای ندانسته تو شر و خیر را ** امتحان خود را کن آنگه غیر را
  • A hayrı, şerri bilmeyen, sen kendini sına, başkasını değil!
  • امتحان خود چو کردی ای فلان ** فارغ آیی ز امتحان دیگران
  • Kendini sınadın mı başkalarını sınamadanvazgeçersin.
  • چون بدانستی که شکردانه‌ای ** پس بدانی کاهل شکرخانه‌ای
  • Şeker parçası olduğunu bildin mi, şeker yapılan ve satılan yere layık olduğunu da bilirsin.
  • پس بدان بی‌امتحانی که اله ** شکری نفرستدت ناجایگاه 370
  • Sınamaksızın şunu bil ki Allah, yersiz, zamansız şeker göndermez sana.
  • این بدان بی‌امتحان از علم شاه ** چون سری نفرستدت در پایگاه
  • Sınamaksızın şunu bil ki eğer başsan Allah, seni ayakkabı konan yere göndermez!
  • هیچ عاقل افکند در ثمین ** در میان مستراحی پر چمین
  • Akıllı kişi, hiç değerli bir inciyi abdes hane de sidik gölcüğüne atar mı?
  • زانک گندم را حکیم آگهی ** هیچ نفرستد به انبار کهی
  • Anlayışlı hâkim bile buğdayı saman ambarına göndermez.
  • شیخ را که پیشوا و رهبرست ** گر مریدی امتحان کرد او خرست
  • Mürit, önden giden, kılavuz olan şeyhi sınamaya kalkışırsa eşektir.
  • امتحانش گر کنی در راه دین ** هم تو گردی ممتحن ای بی‌یقین 375
  • Din yolunda onu sınamaya kalkıştın mı a hakikatten haberi olmayan, sen sınanmış olursun...
  • جرات و جهلت شود عریان و فاش ** او برهنه کی شود زان افتتاش
  • Senin cüretin, senin bilgisizliğin çırçıplak olur, âleme yayılır... Yoksa o, bu araştırmayla nereden anlaşılır; nasıl meydana çıkar?
  • گر بیاید ذره سنجد کوه را ** بر درد زان که ترازوش ای فتی
  • A yiğidim, bir zerre, kalkar da dağı tartmağa girişirse terazisi parçalanır gider!
  • کز قیاس خود ترازو می‌تند ** مرد حق را در ترازو می‌کند
  • Onlarda kendi akıllarınca bir terazi düzenler de Allah erini o teraziyle tartmağa kalkarlar!
  • چون نگنجد او به میزان خرد ** پس ترازوی خرد را بر درد
  • Hâlbuki o, akıl terazisine bile sığmaz... Akıl terazisini bile kırar, parçalar!
  • امتحان هم‌چون تصرف دان درو ** تو تصرف بر چنان شاهی مجو 380
  • Onu sınamak, ona emrine göre hükmetmek gibidir... Öyle bir padişaha buyruk buyurtmaya kalkışma sakın!
  • چه تصرف کرد خواهد نقشها ** بر چنان نقاش بهر ابتلا
  • Hiç ressamlar, öyle bir ressamı sınayabilir, öyle bir ressama hüküm yürütebilir mi?