English    Türkçe    فارسی   

3
2042-2051

  • من همی‌گویم چو ایشان ای عجب ** این چنین مهری چرا زد صنع رب
  • Dekukî, macerasını şöyle anlatır: “Ben de tıpkı onlar gibi, acayip şey demekteydim, Allah bunların gözlerini ne de sıkı bağlamış?
  • زین تنازعها محمد در عجب ** در تعجب نیز مانده بولهب
  • Bu kavgalardan, bu aykırı hareketlerden Muhammed’de şaşmaktaydı. Ebu leheb de!
  • زین عجب تا آن عجب فرقیست ژرف ** تا چه خواهد کرد سلطان شگرف
  • Fakat bu şaşmakla o şaşmak arasında pek büyük fark var.
  • ای دقوقی تیزتر ران هین خموش ** چند گویی چند چون قحطست گوش 2045
  • Dekukî, tez tez yürü sükût et. Ne vakte kadar söylenip duracaksın, ne vakte kadar? Duyup anlayan kulak kıt!
  • یک درخت شدن آن هفت درخت
  • O yedi ağacın bir ağaç olması
  • گفت راندم پیشتر من نیکبخت ** باز شد آن هفت جمله یک درخت
  • Dekukî dedi ki: Bahtım yaver oldu, ileriye doğru yürüdüm, bir de baktım ki o yedi ağaç bir ağaç olmuş.
  • هفت می‌شد فرد می‌شد هر دمی ** من چه سان می‌گشتم ازحیرت همی
  • Her an bir ağaç, yedi ağaç olmakta, yedi ağaç bir ağaç haline gelmekteydi. Hayretten ne hale geldim, bilir misin? Dondum, kaldım!
  • بعد از آن دیدم درختان در نماز ** صف کشیده چون جماعت کرده ساز
  • Sonra ne göreyim; ağaçlar, cemaat gibi toplanmış, saf düzmüş, namaza durmuşlar!
  • یک درخت از پیش مانند امام ** دیگران اندر پس او در قیام
  • Bir ağaç, imam gibi önlerine geçmiş, öbürleri de onun ardında kıyamdalar!
  • آن قیام و آن رکوع و آن سجود ** از درختان بس شگفتم می‌نمود 2050
  • Onların kıyamı rükû etmeleri, secdeye varmaları beni büsbütün şaşırttı.
  • یاد کردم قول حق را آن زمان ** گفت النجم و شجر را یسجدان
  • O anda Allah’ın “Yıldız ve ağaç, Allah’a secde eder” sözünü hatırladım.