English    Türkçe    فارسی   

5
2-26

  • این ضیاء الحق حسام الدین راد  ** اوستادان صفا را اوستاد 
  • Ey Allah ışığı cömert Hüsameddin, beşeri bulantılardan durulanların üstatlarına üstatsın sen!
  • گر نبودی خلق محجوب و کثیف  ** ور نبودی حلقها تنگ و ضعیف 
  • Halk perde ardında olmasaydı, halkın gözleri açık olsaydı ve havsalalar dar ve zayıf bulunmasaydı.
  • در مدیحت داد معنی دادمی  ** غیر این منطق لبی بگشادمی 
  • Seni övmeye manevi bir tarzda girişir, bu sözlerden başka sözler söyleyecek bir dudak açardım.
  • لیک لقمه‌ی باز آن صعوه نیست  ** چاره اکنون آب و روغن کردنیست  5
  • Fakat Doğan kuşunun lokmasını yont kuşu yutamaz. Çaresi, suyla yağı birbirine katmaktan ibaret.
  • مدح تو حیفست با زندانیان  ** گویم اندر مجمع روحانیان 
  • Seni bu zindan aleminde yaşayanlara övmek lüzumsuzdur. Senin vasfını ancak ruhanilerin topluluğunda söyleyebilirim.
  • شرح تو غبنست با اهل جهان  ** هم‌چو راز عشق دارم در نهان 
  • Alem ehline seni anlatmak zararlıdır. Seni, aşk sırrı gibi gizlemekteyim.
  • مدح تعریفست در تخریق حجاب  ** فارغست از شرح و تعریف آفتاب 
  • Övmek tarif etmek perdeyi yırtmaktır. Halbuki güneşin anlatılmaya da ihtiyacı yok, tarife de.
  • مادح خورشید مداح خودست  ** که دو چشمم روشن و نامرمدست 
  • Güneşi öven kendini över, iki gözüm de aydındır, çapaklı değil, ağrımıyor demek ister.
  • ذم خورشید جهان ذم خودست  ** که دو چشمم کور و تاریک به دست  10
  • Alemdeki güneşi yermek, iki gözüm de kör, karanlık ve çipil diye kendini yermektir.
  • تو ببخشا بر کسی کاندر جهان  ** شد حسود آفتاب کامران 
  • Alemde muradına ermiş güneşe haset eden kişiyi bağışla sen.
  • تو اندش پوشید هیچ از دیده‌ها  ** وز طراوت دادن پوسیده‌ها 
  • Bir adam güneşi örtebilir, gözlerden gizleyebilir mi? Onun tazeliğini pörsütür onu soldurabilir mi?
  • یا ز نور بی‌حدش توانند کاست  ** یا به دفع جاه او توانند خاست 
  • Yahut haddi sonu olmayan nurunu eksiltebilir mi? Yahut da onu mertebesinden indirebilir mi?
  • هر کسی کو حاسد کیهان بود  ** آن حسد خود مرگ جاویدان بود 
  • Ululara haset edene o haset ebedi bir ölümdür.
  • قدر تو بگذشت از درک عقول  ** عقل اندر شرح تو شد بوالفضول  15
  • Senin kadrin, rütbense akılların anlayacağı dereceyi çoktan geçti. Akıl, seni anlatmada şaşırdı, aciz kaldı.
  • گر چه عاجز آمد این عقل از بیان  ** عاجزانه جنبشی باید در آن 
  • Gerçi bu akıl, anlatmada aciz oldu ama yine de acizcesine anlatması gerek.
  • ان شیا کله لا یدرک  ** اعلموا ان کله لا یترک 
  • Çünkü hepsi anlaşılmayan bir şey bilin ki atılıvermez.
  • گر نتانی خورد طوفان سحاب  ** کی توان کردن بترک خورد آب 
  • Bulutunun tufanını içemezsen su içmeyi nasıl terk edersin?
  • راز را گر می‌نیاری در میان  ** درکها را تازه کن از قشر آن 
  • Sırrı atıp ortaya koyamazsan kabuklarını anlat, onunla anlayışları tazele!
  • نطقها نسبت به تو قشرست لیک  ** پیش دیگر فهمها مغزست نیک  20
  • Sözler sana göre kabuklardan ibarettir ama başka anlayışlara göre tamamıyla içtir.
  • آسمان نسبت به عرش آمد فرود  ** ورنه بس عالیست سوی خاک‌تود 
  • Gök arşa göre aşağıdadır ama bu bir yığın toprağa göre pek yücedir.
  • من بگویم وصف تو تا ره برند  ** پیش از آن کز فوت آن حسرت خورند 
  • Seni kaybettiklerinden, fırsatı kaçırdıklarından dolayı hasrete düşmeden ben onlara seni öveyim de yol bulsunlar.
  • نور حقی و به حق جذاب جان  ** خلق در ظلمات وهم‌اند و گمان 
  • Sen Allah nurusun. Canı, Allah’ya kuvvetle çeker durursun. Halksa vehim ve şüphe karanlıklarındadır.
  • شرط تعظیمست تا این نور خوش  ** گردد این بی‌دیدگان را سرمه‌کش 
  • Bu güzelim nurun, şu gözsüzlere sürme çekmesi için şart, o nuru ululamaktır.
  • نور یابد مستعد تیزگوش  ** کو نباشد عاشق ظلمت چو موش  25
  • Delik kulaklı istidat sahibi, nuru bulur. Çünkü o fare gibi karanlığa aşık değildir.
  • سست‌چشمانی که شب جولان کنند  ** کی طواف مشعله‌ی ایمان کنند 
  • Geceleri dönüp dolaşan çipiller, nasıl olur da iman meşalesini tavaf edebilirler?