English    Türkçe    فارسی   

6
2586-2595

  • Yalancı şehvet, yemeye atılır, onun lezzetini, zevkini kaybedivereceğinden korkar ki bu zaten derttir.
  • شهوت کاذب شتابد در طعام  ** خوف فوت ذوق هست آن خود سقام 
  • İştah varsa acele etmemek, yenen şeyin iyice sinmesi için ağır ağır yemek daha doğrudur.
  • اشتها صادق بود تاخیر به  ** تا گواریده شود آن بی‌گره 
  • Sen, benim belâmı defetmek, gördüğün gediği tıkamak istiyorsun.
  • تو پی دفع بلایم می‌زنی  ** تا ببینی رخنه را بندش کنی 
  • O gedikten bir felâket gelmesin diyorsun ama kaza ve kaderin o gedikten başka daha nice gedikleri, nice delikleri var.
  • تا از آن رخنه برون ناید بلا  ** غیر آن رخنه بسی دارد قضا 
  • Belâyı def etmenin çaresi, sitem etmek değildir. buna çare ihsandır, aftır keremdir. 2590
  • چاره‌ی دفع بلا نبود ستم  ** چاره احسان باشد و عفو و کرم 
  • Peygamber “sadaka belâyı defeder” dedi. Ey yiğit hastalığını sadakayla tedavi et.
  • گفت الصدقه مرد للبلا  ** داو مرضاک به صدقه یا فتی 
  • Sadaka, yoksulu yakmak, hilim gözleyen gözü kör etmek değildir.
  • صدقه نبود سوختن درویش را  ** کور کردن چشم حلم‌اندیش را 
  • Padişah dedi ki: Hayır, yerinde yapılırsa iyidir. Yerinde bir hayırda bulunursan bu, doğru bir harekettir.
  • گفت شه نیکوست خیر و موقعش  ** لیک چون خیری کنی در موضعش 
  • Ruh, yerine şah sürmek işi harap etmektir. Şah yerine atı sürmek de bilgisizliktir.
  • موضع رخ شه نهی ویرانیست  ** موضع شه اسپ هم نادانیست 
  • Şeriatta ihsan da var ceza da. Padişah, baş köşeye geçer; at ahıra bağlanır. 2595
  • در شریعت هم عطا هم زجر هست  ** شاه را صدر و فرس را درگه است