English    Türkçe    فارسی   

4
1006-1055

  • Nevaleyi azıksızlar önüne koruz... İşte o yüzden toprağa bu faziletleri veririz biz.
  • این فضیلت خاک را زان رو دهیم ** که نواله پیش بی‌برگان نهیم
  • Çünkü toprak, tozlu ve kapkara görünür ama içinde nurlu sıfatlar vardır.
  • زانک دارد خاک شکل اغبری ** وز درون دارد صفات انوری
  • Dış yüzü iç yüzüyle savaştadır... İç yüzü inci gibidir, dışı taşa benzer.
  • ظاهرش با باطنش گشته به جنگ ** باطنش چون گوهر و ظاهر چو سنگ
  • Dışı, biz, ancak buyuz der... İçi, dikkat et, işin önüne, ardına iyi bak der!
  • ظاهرش گوید که ما اینیم و بس ** باطنش گوید نکو بین پیش و پس
  • Dışı içimizde hiçbir şey yoktur diye inkârda da bulunur... İçi hele dur da sana hakikatimizi gösterelim der. 1010
  • ظاهرش منکر که باطن هیچ نیست ** باطنش گوید که بنماییم بیست
  • Dışıyla içi savaştadır... Ve içi, dışına sabrettiğinden Allah yardımına nail olur.
  • ظاهرش با باطنش در چالش‌اند ** لاجرم زین صبر نصرت می‌کشند
  • İşte biz bu ekşi suratlı topraktan suretler düzer onun gizli gülümsemesini meydana çıkarırız.
  • زین ترش‌رو خاک صورتها کنیم ** خنده‌ی پنهانش را پیدا کنیم
  • Çünkü toprağın dışı kederden, ağlayıştan ibarettir ama içinde yüz binlerce gülüşler vardır.
  • زانک ظاهر خاک اندوه و بکاست ** در درونش صد هزاران خنده‌هاست
  • Biz sırları açığa vururuz... İşimiz budur bizim! Bu gizli şeyleri pusudan çıkarır dururuz!
  • کاشف السریم و کار ما همین ** کین نهانها را بر آریم از کمین
  • Hırsız inkârdan gelir, susar bir şey söylemez ama sahne onu sıkıştırır, hırsızlığını meydana çıkarır! 1015
  • گرچه دزد از منکری تن می‌زند ** شحنه آن از عصر پیدا می‌کند
  • Bu topraklarda da nice nimetler çalmıştır... Onu belâlara uğratır, ikrar ettirir.
  • فضلها دزدیده‌اند این خاکها ** تا مقر آریمشان از ابتلا
  • Onun nice şaşılacak çocukları var... Fakat Ahmet hepsinden üstün!
  • بس عجب فرزند کو را بوده است ** لیک احمد بر همه افزوده است
  • Yerle gök, bizim gibi iki çiftten böyle bir tek padişah doğdu diye gülmekte, sevinip neşelenmektedir.
  • شد زمین و آسمان خندان و شاد ** کین چنین شاهی ز ما دو جفت زاد
  • Gökyüzü neşesinden yarılmada... Yeryüzü, azadeliğinden süsene dönmektedir!
  • می‌شکافد آسمان از شادیش ** خاک چون سوسن شده ز آزادیش
  • Ey güzel toprak, mademki dış yüzün iç yüzünle savaşta, çekişte... 1020
  • ظاهرت با باطنت ای خاک خوش ** چونک در جنگ‌اند و اندر کش‌مکش
  • Kim kendisiyle savaşa girişirse nihayet hakikati, bulur, rengin, kokunun ( görünüşün ) düşmanı olur.
  • هر که با خود بهر حق باشد به جنگ ** تا شود معنیش خصم بو و رنگ
  • Karanlığı nuruyla muharebeye girişenin can güneşine zeval yoktur.
  • ظلمتش با نور او شد در قتال ** آفتاب جانش را نبود زوال
  • Bizim için sınamalara giren, bizim için çalışan kişinin ayağına gök bile sırt verir!
  • هر که کوشد بهر ما در امتحان ** پشت زیر پایش آرد آسمان
  • Zahirin karanlıklardan feryat etmede ama içyüzün gül bahçesi içinde için de gül bahçesi!
  • ظاهرت از تیرگی افغان کنان ** باطن تو گلستان در گلستان
  • O, ekşi suratlı sofiler gibi nur söndüren kişilerle karışıp uzlaşmamak niyetinde. 1025
  • قاصد او چون صوفیان روترش ** تا نیامیزند با هر نورکش
  • Ekşi suratlı arifler, kirpiye benzerler... Sert dikenlerin dibinde gizlice zevki safâdadır onlar.
  • عارفان روترش چون خارپشت ** عیش پنهان کرده در خار درشت
  • Bahçe gizlidir de bahçenin çevresindeki diken meydanda... Yani ey düşman hırsız, bu kapıdan uzaklaş derler!
  • باغ پنهان گرد باغ آن خار فاش ** کای عدوی دزد زین در دور باش
  • Ey kirpi, kendine dikeni bekçi yapmışsın... Başını, sofiler gibi içine çekmişsin.
  • خارپشتا خار حارس کرده‌ای ** سر چو صوفی در گریبان برده‌ای
  • İstiyorsun ki şu gül yüzlü, fakat diken huylu kişilerden hiç kimse, senin azıcık bir zevkine bile ilişmesin!
  • تا کسی دوچار دانگ عیش تو ** کم شود زین گلرخان خارخو
  • Senin çocuğun, çocuk huylu ama iki âlem de onun yavrucağı... Onun için yaratılmış! 1030
  • طفل تو گرچه که کودک‌خو بدست ** هر دو عالم خود طفیل او بدست
  • Biz, âlemi onunla diriltir, feleği onun hizmetine kul, köle ederiz!
  • ما جهانی را بدو زنده کنیم ** چرخ را در خدمتش بنده کنیم
  • Abdülmuttalip “şimdi nerede ey gizlileri bilen, bana ona varacak doğru yolu göster” dedi.
  • گفت عبدالمطلب کین دم کجاست ** ای علیم السر نشان ده راه راست
  • Abdülmuttalib’in, Muhammed aleyhisselâm nerede onu bildir de bulayım diye niyaz etmesi, Kâbe içinden ses gelip yerinin bildirilmesi
  • نشان خواستن عبدالمطلب از موضع محمد علیه‌السلام کی کجاش یابم و جواب آمدن از اندرون کعبه و نشان یافتن
  • Kâbe içinden Abdülmuttalib’e ses geldi: “Ey o aklı başında olan çocuğu arayan,
  • از درون کعبه آوازش رسید ** گفت ای جوینده آن طفل رشید
  • Filan vadide, falan ağacın altında!” O iyi bahtlı, bu sesi duyunca hemen yürüdü.
  • در فلان وادیست زیر آن درخت ** پس روان شد زود پیر نیکبخت
  • Ardınca da Kureyş emirleri gidiyorlardı. Çünkü Peygamber’in atası Kureyş ulularındandı. 1035
  • در رکاب او امیران قریش ** زانک جدش بود ز اعیان قریش
  • Âdem Peygamber’e kadar bütün geçmişleri, mecliste de en ulu kişilerdi, savaşta da!
  • تا به پشت آدم اسلافش همه ** مهتران بزم و رزم و ملحمه
  • Bu soy, zahiri soyuydu... Ulu padişahlar padişahından süzülmeydi.
  • این نسب خود پوست او را بوده است ** کز شهنشاهان مه پالوده است
  • İçiyse zaten soydan, soptan uzaktı, paktı... Balıktan “simak” denilen yıldıza kadar onunla cins ve eşit olacak kimse yoktu!
  • مغز او خود از نسب دورست و پاک ** نیست جنسش از سمک کس تا سماک
  • Hak nurunun kimden doğduğunu, nasıl vücut bulduğunu kimse aramaz. Allah halkının nescini arayıp sormaya ne lüzum var?
  • نور حق را کس نجوید زاد و بود ** خلعت حق را چه حاجت تار و پود
  • Allah’ın sevap karşılığı olarak verdiği en bayağı hil’at bile güneş ziyasından daha parlak, daha üstündür! 1040
  • کمترین خلعت که بدهد در ثواب ** بر فزاید بر طراز آفتاب
  • Belkıs’ı rahmete çağırma hikâyesinin arta kalanı
  • بقیه‌ی قصه‌ی دعوت رحمت بلقیس را
  • Kalk ey Belkıs, gel de devleti, saltanatı gör... Allah denizi kıyısında inciler topla!
  • خیز بلقیسا بیا و ملک بین ** بر لب دریای یزدان در بچین
  • Kız kardeşlerin, yüce göklerde oturuyor... Sen neden murdar bir şeye padişahlık eder durursun?
  • خواهرانت ساکن چرخ سنی ** تو بمرداری چه سلطانی کنی
  • O padişahın, kız kardeşlerine yüce ve bol bahşişlerden neler verdiğini hiç bilir misin?
  • خواهرانت را ز بخششهای راد ** هیچ می‌دانی که آن سلطان چه داد
  • Hâlbuki sen neş’e ile “Külhanın padişahı ve başbuğu benim” diye davul dövmedesin!
  • تو ز شادی چون گرفتی طبل‌زن ** که منم شاه و رئیس گولحن
  • İnsanın dünyaya kâni olup hırsla dünyayı dilemesi ve kendi cinsinden olan ruhaniler “Ne olurdu, kavmimiz halimizi bilse” diye bağırıp dururken onların devletinden gafil olması
  • مثل قانع شدن آدمی به دنیا و حرص او در طلب دنیا و غفلت او از دولت روحانیان کی ابنای جنس وی‌اند و نعره‌زنان کی یا لیت قومی یعلمون
  • Hani bir köpek, çukur içinde kör dilenciyi gördü de saldırdı, hırkasını yırttıydı ya! 1045
  • آن سگی در کو گدای کور دید ** حمله می‌آورد و دلقش می‌درید
  • Bunu söyledik ama tenkit için bir kere daha söylüyoruz.
  • گفته‌ایم این را ولی باری دگر ** شد مکرر بهر تاکید خبر
  • Kör dedi ki: Senin dostların şimdi dağlarda av arıyorlar...
  • کور گفتش آخر آن یاران تو ** بر کهند این دم شکاری صیدجو
  • Hısımların dağda yaban eşeği avlıyorlar... Sense köy ortasında kör tutuyorsun!
  • قوم تو در کوه می‌گیرند گور ** در میان کوی می‌گیری تو کور
  • A yücelerden kaçan şeyh, bu hileyi bırak! Sen, başına birkaç körü toplamış acı suya benziyorsun!
  • ترک این تزویر گو شیخ نفور ** آب شوری جمع کرده چند کور
  • Âdeta bunlar benim dervişlerimdir... Ben de acı suyum. Benden içerler de böyle kör olurlar diyorsun! 1050
  • کین مریدان من و من آب شور ** می‌خورند از من همی گردند کور
  • Suyunu Ledün denizinden tatlı bir hale getir. Kötü suyu bu körlere tuzak yapma!
  • آب خود شیرین کن از بحر لدن ** آب بد را دام این کوران مکن
  • Kalk, yaban eşeği avlayan Allah aslanlarını gör... Sen, neden köpek gibi hileyle kör avlamadasın?
  • خیز شیران خدا بین گورگیر ** تو چو سگ چونی بزرقی کورگیر
  • Onlara yaban eşeği avlıyorlar dedim... Fakat yaban eşeği de nedir ki? Onlar sevgiliden başkasını avlamazlar... Hepsi de aslandır, aslan avcısıdır, nur sarhoşudur!
  • گور چه از صید غیر دوست دور ** جمله شیر و شیرگیر و مست نور
  • Avı ve padişahın avcılığını seyrederken hepsi de avlanmayı bırakmışlar, hayran olup can vermişlerdir!
  • در نظاره صید و صیادی شه ** کرده ترک صید و مرده در وله
  • O cinsten olan kuşları avlamak için avcılar nasıl ellerine ölü bir kuş alırlarsa sevgili de onları eline almıştır. 1055
  • هم‌چو مرغ مرده‌شان بگرفته یار ** تا کند او جنس ایشان را شکار