English    Türkçe    فارسی   

4
3203-3252

  • İste de “Ben Adem’e ruhumdan üfürdüm” üfürüğü, seni bundan kurtarsın ve yücel desin!
  • تا نفخت فیه من روحی ترا ** وا رهاند زین و گوید برتر آ
  • Büyü üfürüğünü Tanrı üfürüğünden başka bir şey bozmaz... bu kahır üfürüğüdür, o lûtuf üfürüğü!
  • جز به نفخ حق نسوزد نفخ سحر ** نفخ قهرست این و آن دم نفح مهر
  • Tanrının rahmeti kahrından artıktır, ileridir. Sen de ileri olmak istiyorsan yürü, bir ileri gitmiş er ara. 3205
  • رحمت او سابقست از قهر او ** سابقی خواهی برو سابق بجو
  • Bu suretle amelleriyle, yahut, hurilerle evlendirilmiş kişilerin mertebesine eriş... ey büyülenmiş padişah işte sana kurtuluş çaresi!
  • تا رسی اندر نفوس زوجت ** کای شه مسحور اینک مخرجت
  • Dünya kocakarısı senin yanında oldukça ve sen, onun işvelerine kapılıp kaldıkça ne onun ağı, tuzağı çözülür, ne büyü düğümleri.
  • با وجود زال ناید انحلال ** در شبیکه و در بر آن پر دلال
  • Ümmetlerin ışığı olan peygamber, bu dünya ile öbür dünyaya ortaklar demedi mi?
  • نه بگفتست آن سراج امتان ** این جهان و آن جهان را ضرتان
  • Şu halde bununla buluşmak ondan ayrılmaktır... bu bedenin sıhhati, canın hastalığıdır.
  • پس وصال این فراق آن بود ** صحت این تن سقام جان بود
  • Bu geçitten ayrılmak müşküldür, o duraktan ayrılmaksa bil ki daha müşkül! 3210
  • سخت می‌آید فراق این ممر ** پس فراق آن مقر دان سخت‌تر
  • Nakıştan ayrılmak bile sana güç geliyor... nakkaşından ayrılmak ne kadar güç gelir ya!
  • چون فراق نقش سخت آید ترا ** تا چه سخت آید ز نقاشش جدا
  • Ey aşağılık dünya ayrılığına sabretmeyen dost, Tanrı ayrılığına nasıl sabredeceksin?
  • ای که صبرت نیست از دنیای دون ** چونت صبرست از خدا ای دوست چون
  • Bu kara sudan ayrılamıyorsun da Tanrı kaynağından ayrılmaya nasıl katlanıyorsun ya?
  • چونک صبرت نیست زین آب سیاه ** چون صبوری داری از چشمه‌ی اله
  • Bu kara suyu içmedikçe pek dinlenemiyor, esenleşemiyorsun... iyi kişilerden ve onların içtikleri kaynak suyundan ayrılınca halin ne olur?
  • چونک بی این شرب کم داری سکون ** چون ز ابراری جدا وز یشربون
  • Bir nefescik Tanrı güzelliğini görsen canın da ateşlere düşer, vücudun da! 3215
  • گر ببینی یک نفس حسن ودود ** اندر آتش افکنی جان و وجود
  • Ondan sonra bu suyu cife görürsün... Tanrı yakınlığının debdebesini gördün mü,
  • جیفه بینی بعد از آن این شرب را ** چون ببینی کر و فر قرب را
  • Şehzade gibi sevgiline kavuşursun... ayağındaki dikeni çıkarırsın!
  • هم‌چو شه‌زاده رسی در یار خویش ** پس برون آری ز پا تو خار خویش
  • Kendinden geçmeye çalış da hemencecik kendini bul... doğrusunu Tanrı daha iyi bilir.
  • جهد کن در بی‌خودی خود را بیاب ** زودتر والله اعلم بالصواب
  • Aklını başına devşir; her zaman kendinle eş olma... her an eşek gibi balçığa düşme.
  • هر زمانی هین مشو با خویش جفت ** هر زمان چون خر در آب و گل میفت
  • Bu sürçme, gözünün iyi görmeyişindendir... kör gibi inişi yokuşu göremiyorsun. 3220
  • از قصور چشم باشد آن عثار ** که نبیند شیب و بالا کور وار
  • Yusuf’un gömleğinin kokusunu kendine senet yap... çünkü onun kokusu gözleri aydın eder!
  • بوی پیراهان یوسف کن سند ** زانک بویش چشم روشن می‌کند
  • O gizli suretle o alındaki nur, peygamberlerin gözlerini uzakları görür bir hale getirmiştir.
  • صورت پنهان و آن نور جبین ** کرده چشم انبیا را دوربین
  • O yüzün nuru, insanı ateşten kurtarır... kendine gel de iğreti nura kâni olma.
  • نور آن رخسار برهاند ز نار ** هین مشو قانع به نور مستعار
  • Bu nur, insana ancak içinde bulunduğu zamanı gösterir; bedeni aklı ve ruhu uyuz eder.
  • چشم را این نور حالی‌بین کند ** جسم و عقل و روح را گرگین کند
  • Görünüşü nurdur ama hakikatte ateştir. Eğer ışık istiyorsan iki elini de bu nurdan çek! 3225
  • صورتش نورست و در تحقیق نار ** گر ضیا خواهی دو دست از وی بدار
  • Ancak içinde bulunduğu zamanı ve hali gören göz ve can, nereye giderse gitsin an be an yüzüstü düşer.
  • دم به دم در رو فتد هر جا رود ** دیده و جانی که حالی‌بین بود
  • Bu çeşit insanlar içinde uzağı gören olsa bile hünersizdir... görür ama uykuda uzağı nasıl görürse öyle görür.
  • دور بیند دوربین بی‌هنر ** هم‌چنانک دور دیدن خواب در
  • Dere kıyısında dudakların kupkuru... yatar uyursun; su aramak içinde seraba doğru koşup gidersin!
  • خفته باشی بر لب جو خشک‌لب ** می‌دوی سوی سراب اندر طلب
  • Uzaklarda serabı görür ona koşar... görüşüne âşık olur,
  • دور می‌بینی سراب و می‌دوی ** عاشق آن بینش خود می‌شوی
  • Uykuda arkadaşlarına gönlü gözü açık olan benim, perdeleri deler, her şeyi görürüm ben... 3230
  • می‌زنی در خواب با یاران تو لاف ** که منم بینادل و پرده‌شکاف
  • İşte bak, şimdi de o tarafta su gördüm... hadi, koşalım, oraya varalım diye atar tutarsın... halbuki o gördüğün seraptır senin.
  • نک بدان سو آب دیدم هین شتاب ** تا رویم آنجا و آن باشد سراب
  • Her adımda bu güzelim sudan biraz daha uzaklaşırsın... koşa, koşa seni aldatan o seraba gûya yaklaşır, fakat hakiki sudan uzak düşersin.
  • هر قدم زین آب تازی دورتر ** دو دوان سوی سراب با غرر
  • Azmin, bu sana gelmiş, akmış ulaşmış olan hakiki suya tam bir perde!
  • عین آن عزمت حجاب این شده ** که به تو پیوسته است و آمده
  • Nice kişiler vardır ki ulaşmak istedikleri yerden hareket eder oraya varmak için yola düşerler.
  • بس کسا عزمی به جایی می‌کند ** از مقامی کان غرض در وی بود
  • Uyuyan kişinin ne gördüğü şey işe yarar, ne söylediği lâf! Gördüğü şey de söylediği söz de bir hayalden başka bir şey değildir, ondan elini çek. 3235
  • دید و لاف خفته می‌ناید به کار ** جز خیالی نیست دست از وی بدار
  • Uykun gelmişse yolda uyu... Tanrı hakkı için, ancak Tanrı yolunda yat.
  • خوابناکی لیک هم بر راه خسپ ** الله الله بر ره الله خسپ
  • Olur ya, belki bir yolcu, rastlar da seni hayallerden, uykudan kurtarır.
  • تا بود که سالکی بر تو زند ** از خیالات نعاست بر کند
  • Uyuyan kişinin düşüncesi, kılı kırk yarsa fayda yok... o incelikle yine köy yolunu bulamaz.
  • خفته را گر فکر گردد هم‌چو موی ** او از آن دقت نیابد راه کوی
  • Uyuyan kişinin düşüncesi, ister iki kat olsun, ister üç kat... yine hata içinde hatadır, yine hat içinde hat.
  • فکر خفته گر دوتا و گر سه‌تاست ** هم خطا اندر خطا اندر خطاست
  • Ona hiç çekinmeden dalgalar gelir vurur da o, yine upuzun çöllerde koşar durur! 3240
  • موج بر وی می‌زند بی‌احتراز ** خفته پویان در بیابان دراز
  • Su, ona şah damarından yakındır da o susuzluktan yanar yakılır!
  • خفته می‌بیند عطشهای شدید ** آب اقرب منه من حبل الورید
  • Kıtlık yılında halk açlıktan ölürken müflis ve ayali kalabalık olduğu halde neşeli ve sevinçli olan zâhide;sevinç zamanı değil,yüzlerce baş sağlığı vermek zamanı deyince zâhidin umrumda bile değil demesi
  • حکایت آن زاهد کی در سال قحط شاد و خندان بود با مفلسی و بسیاری عیان و خلق می‌مردند از گرسنگی گفتندش چه هنگام شادیست کی هنگام صد تعزیت است گفت مرا باری نیست
  • Hani şunun gibi: Kıtlık yılında bir zâhid, bütün kavim ağlayıp sızlarken gülerdi.
  • هم‌چنان کن زاهد اندر سال قحط ** بود او خندان و گریان جمله رهط
  • Dediler ki: “Gülünecek yer değil... kıtlık, müminlerin kökünü kurutmada,
  • پس بگفتندش چه جای خنده است ** قحط بیخ مومنان بر کنده است
  • Rahmet bizden gözünü yumdu... ova, kızgın güneşin tesiri ile yandı, kavruldu!
  • رحمت از ما چشم خود بر دوختست ** ز آفتاب تیز صحرا سوختست
  • Bağlar üzümler simsiyah oldu... ne yerde bir nem var, ne yukarıda ne aşağıda. 3245
  • کشت و باغ و رز سیه استاده است ** در زمین نم نیست نه بالا نه پست
  • Halk, bu kıtlıktan, bu azaptan sudan çıkmış balık gibi onar onar, yüzer yüzer ölmede...
  • خل می‌میرند زین قحط و عذاب ** ده ده و صد صد چو ماهی دور از آب
  • Müslümanlara acımıyor musun? Müminler kardeştir... yağları da birdir etleri de... hepsi bir vücuttur.
  • بر مسلمانان نمی‌آری تو رحم ** مومنان خویشند و یک تن شحم و لحم
  • Bedende bir uzuv ağrıyıp incinse bütün beden ağrır, incinir... ister sulh çağında olsun, ister savaş; bu, budur.”
  • رنج یک جزوی ز تن رنج همه‌ست ** گر دم صلحست یا خود ملحمه‌ست
  • Zâhit dedi ki: Bu, sizin gözünüze kıtlık görünüyor... fakat bence yeryüzü cennet gibi, ben böyle görüyorum.
  • گفت در چشم شما قحطست این ** پیش چشمم چون بهشتست این زمین
  • Ben her ovada, her yerde ta bele kadar boyu atmış gürbüz başaklar görmekteyim. 3250
  • من همی‌بینم بهر دشت و مکان ** خوشه‌ها انبه رسیده تا میان
  • Başaklar seher yeli ile dalgalanmada... ova pırasayla dopdolu!
  • خوشه‌ها در موج از باد صبا ** پر بیابان سبزتر از گندنا
  • Acaba doğru mu diye sınıyor, elimi uzatıyor, onları yokluyor, tutuyorum... artık ben, nasıl elimi keser gözümü çıkartırım?
  • ز آزمون من دست بر وی می‌زنم ** دست و چشم خویش را چون بر کنم