English    Türkçe    فارسی   

1
344-368

  • گفت ای شه گوش و دستم را ببر ** بینی‌‌ام بشکاف و لب در حکم مر
  • Vezir dedi ki: “Bana gazebederek hükmet, kulağımı elimi kestir; burnumu, dudağımı yardır!
  • بعد از آن در زیر دار آور مرا ** تا بخواهد یک شفاعت‌‌گر مرا 345
  • Ondan sonra beni darağacına götür. O esnada bir şefaatçi suçumun affını dilesin.
  • بر منادی گاه کن این کار تو ** بر سر راهی که باشد چار سو
  • Bu işi dört yol ağzı bir yerde, tellâl pazarında yaptır.
  • آن گهم از خود بران تا شهر دور ** تا در اندازم در ایشان شر و شور
  • Ondan sonrada beni, huzurundan uzak bir şehre sür ki ben, onların arasına yüz türlü din kayıtsızlığı sokayım.
  • تلبیس وزیر با نصارا
  • Vezirin Hristiyanlara hilesi
  • پس بگویم من به سر نصرانی‌‌ام ** ای خدای راز دان می‌‌دانی‌‌ام‌‌
  • Bu halde diyeyim ki: ben gizli Hristiyan’ım; ey sır bilen Tanrı; sen benim gönlümü bilirsin!
  • شاه واقف گشت از ایمان من ** وز تعصب کرد قصد جان من‌‌
  • Padişah, benim imanımı anladı; taassuptan dolayı canıma kastetti.
  • خواستم تا دین ز شه پنهان کنم ** آن که دین اوست ظاهر آن کنم‌‌ 350
  • Dinimi padişahtan saklamak, onun dininden görünmek istedim.
  • شاه بویی برد از اسرار من ** متهم شد پیش شه گفتار من‌‌
  • Padişah, benim sırlarımdan bir koku sezdi. Sözlerim huzurunda kusurlu göründü.
  • گفت گفت تو چو در نان سوزن است ** از دل من تا دل تو روزن است‌‌
  • Dedi ki: “ Senin sözlerin, içinde iğne olan ekmek gibidir. Benim gönlümden senin gönlüne pencere var.
  • من از آن روزن بدیدم حال تو ** حال تو دیدم ننوشم قال تو
  • Ben, o pencereden halini gördüm; artık lâfını dinleyemem.”
  • گر نبودی جان عیسی چاره‌‌ام ** او جهودانه بکردی پاره‌‌ام‌‌
  • Eğer İsa’nın ruhaniyeti bana imdat etmeseydi o, Yahudicesine beni parça parça ederdi.
  • بهر عیسی جان سپارم سر دهم ** صد هزاران منتش بر خود نهم‌‌ 355
  • İsa için başımla oynar, canımı verir ve bunu canıma yüz binlerce minnet bilirim.
  • جان دریغم نیست از عیسی و لیک ** واقفم بر علم دینش نیک نیک‌‌
  • İsa’dan canımı sakınmam, fakat onun din bilgisine iyiden iyiye vâkıfım.
  • حیف می‌‌آمد مرا کان دین پاک ** در میان جاهلان گردد هلاک‌‌
  • O pak dinin cahiller arasında mahvolması, bana dokunmakta.
  • شکر ایزد را و عیسی را که ما ** گشته‌‌ایم آن کیش حق را رهنما
  • Tanrı’ya, İsa’ya şükrolsun ki biz, bu hak dine yol gösterici olduk.
  • از جهود و از جهودی رسته‌‌ام ** تا به زناری میان را بسته‌‌ام‌‌
  • Belimizi zünnarla bağladığımızdan beri Yahudi’den ve Yahudilikten kurtulduk.
  • دور دور عیسی است ای مردمان ** بشنوید اسرار کیش او به جان‌‌ 360
  • Ey halk; devir, İsa’nın devridir. Onun dininin sırlarını candan dinleyin!”
  • کرد با وی شاه آن کاری که گفت ** خلق حیران مانده ز ان مکر نهفت‌‌
  • Padişah, vezire, vezir ne dediyse yaptı. Halk, bu gizli ve hakikati meçhul hileden dolayı şaşırıp kaldı.
  • راند او را جانب نصرانیان ** کرد در دعوت شروع او بعد از آن‌‌
  • Onu Hıristiyanların oturdukları tarafa sürdü. Vezir de ondan sonra halkı davete başladı.
  • قبول کردن نصارا مکر وزیر را
  • Hıristiyanların vezirin hilesine inanmaları
  • صد هزاران مرد ترسا سوی او ** اندک اندک جمع شد در کوی او
  • Yüz binlerce Hıristiyan, azar azar onun etrafına toplandı.
  • او بیان می‌‌کرد با ایشان به راز ** سر انگلیون و زنار و نماز
  • O, onlara gizlice İncil’in, zünnarın ve namazın sırrını anlatmaktaydı.
  • او به ظاهر واعظ احکام بود ** لیک در باطن صفیر و دام بود 365
  • Görünüşte din hükümlerini anlatıyordu; fakat bu anlatış, hakikatte onları avlamak için ıslık ve tuzaktı.
  • بهر این بعضی صحابه از رسول ** ملتمس بودند مکر نفس غول‌‌
  • Bunun için (gizli hileyi anlamak müşkül olduğundan) bazı Eshab, Peygamber’den, azgın ve hilekâr nefsin hilesini sorarlar;
  • کاو چه آمیزد ز اغراض نهان ** در عبادتها و در اخلاص جان‌‌
  • “ Nefis, ibadetlere ve candan gelen ihlâsa gizli garezlerden ne karıştırır?” derlerdi.
  • فضل طاعت را نجستندی از او ** عیب ظاهر را بجستندی که کو
  • Peygamber’den ibadetin faziletini ve sevabını arayıp sormazlar; ”Apaçık ayıp hangisidir?” diye kötü huyları sorarlardı.