English    Türkçe    فارسی   

2
1790-1814

  • محرم ناسوت ما لاهوت باد ** آفرین بر دست و بر بازوت باد 1790
  • Nâsutumuzun mahremi Lâhut’u olsun artık. Aferin eline koluna!
  • حال من اکنون برون از گفتن است ** این چه می‏گویم نه احوال من است‏
  • Şimdi benim halim, söze sığmaz. Zaten bu söylediğim de benim ahvalim değil.
  • نقش می‏بینی که در آیینه‏ای است ** نقش تست آن نقش آن آیینه نیست‏
  • Ayna da bir suret görürsün ya. Fakat o senin suretindir, aynanın değil.
  • دم که مرد نایی اندر نای کرد ** در خور نای است نه در خورد مرد
  • Neyzen, ney üfler. Fakat bu nefes ve bu nefesten çıkan ses, neyin midir, neyzenin mi.. Bu ses, neyin harcı mı, neyzenin harcı mı?” dedi.
  • هان و هان گر حمد گویی گر سپاس ** همچو نافرجام آن چوپان شناس‏
  • Kendine gel, kendine! Allah’ı övsen de bu övüşünü, çobanın lâyık olmayan övüşü gibi bil, öyle tanı.
  • حمد تو نسبت بدان گر بهتر است ** لیک آن نسبت به حق هم ابتر است‏ 1795
  • Senin övüşün, çobanın övüşüne nispetle daha iyidir. Ama Allah’a nispetle onun da değeri yok, onun da sonu gelmez.
  • چند گویی چون غطا برداشتند ** کاین نبوده ست آن که می‏پنداشتند
  • Ne vakte dek ben Allah’a hamlederim deyip duracaksın? Perde kaldırılınca oldu sanılan nice şeylerin olmamış bulunduğu meydana çıkar.
  • این قبول ذکر تو از رحمت است ** چون نماز مستحاضه رخصت است‏
  • Allah’ı anışımın makul olması Allah rahmetindendir. Âdeta istihaze olan kadının namaz kılması gibi bir ruhsattan ibarettir.
  • با نماز او بیالوده ست خون ** ذکر تو آلوده‏ی تشبیه و چون‏
  • Onun namazına nasıl kan bulaşmışsa senin Allah’ı anışına da benzetiş ve zannediş bulaşmış!
  • خون پلید است و به آبی می‏رود ** لیک باطن را نجاستها بود
  • Kan pistir ama bir parçacık su ile temizlenir. Fakat içte öyle pislikler vardır ki,
  • کان به غیر آب لطف کردگار ** کم نگردد از درون مرد کار 1800
  • Allah’ın lütuf suyundan gayrı bir şeyle arınmaz, ibadet eden kişinin gönlünden eksilmez.
  • در سجودت کاش رو گردانی‏ای ** معنی سبحان ربی دانی‏ای‏
  • Keşke secdende kıbleden yüzünü çevirmiş olaydın da tek “ Sübhane rabbiyel A’lâ”nın manasına ereydin!
  • کای سجودم چون وجودم ناسزا ** مر بدی را تو نکویی ده جزا
  • “Allah’ım secdem de varlığın gibi sana lâyık değil. Sen, kötülüğe iyilikle mukabele et” diyeydin.
  • این زمین از حلم حق دارد اثر ** تا نجاست برد و گلها داد بر
  • Bu yeryüzünde Hakk’ın hikmetinden eser vardır. Ondan dolayı pislikleri giderir, çiçekleri bitirir.
  • تا بپوشد او پلیدیهای ما ** در عوض بر روید از وی غنچه‏ها
  • Bizim pisliklerimizi örter, karşılığın da ondan koncalar biter.
  • پس چو کافر دید کاو در داد و جود ** کمتر و بی‏مایه تر از خاک بود 1805
  • Kâfir vergide, cömertlikte topraktan daha aşağı, daha verimsiz olduğunu görüp,
  • از وجود او گل و میوه نرست ** جز فساد جمله پاکیها نجست‏
  • Varlığından çiçek ve meyve bitmediğini, hatta bütün temizlikleri bozup pislemekten başka bir şey yapmadığını anlar da
  • گفت واپس رفته‏ام من در ذهاب ** حسرتا یا لیتنی کنت تراب‏
  • “ Ben aykırı anlamış, yanılmışım, yazık, keşke toprak olsaydım;
  • کاش از خاکی سفر نگزیدمی ** همچو خاکی دانه‏ای می‏چیدمی‏
  • Keşke topraktan sefer etmeseydim, keşke bir avuç toprak gibi ben de bir tane düşürüp yetiştirseydim..
  • چون سفر کردم مرا راه آزمود ** زین سفر کردن ره آوردم چه بود
  • Topraktan sefere düştüm ama beni yol imtihan etti, bu yolculuktan ne armağan getirdim ki?” der.
  • ز آن همه میلش سوی خاک است کاو ** در سفر سودی نبیند پیش رو 1810
  • Kâfir yolculuğundan bir fayda görmez, ondan dolayı da bütün meyli toprağadır.
  • روی واپس کردنش آن حرص و آز ** روی در ره کردنش صدق و نیاز
  • Adamın yüzünü geriye çevirmesi, hırstan tamahtandır. Yüzünü yola çevirmesi; doğruluktan niyazdan.
  • هر گیا را کش بود میل علا ** در مزید است و حیات و در نما
  • Büyümeye meyli olan her ot, büyüyüp durur, yaşar günden güne gelişir!
  • چون که گردانید سر سوی زمین ** در کمی و خشکی و نقص و غبین‏
  • Fakat başını yere eğdi mi de günden güne küçülür, kurur, noksan bulur, mahvolur!
  • میل روحت چون سوی بالا بود ** در تزاید مرجعت آن جا بود
  • Ruhunun meyli, yüceliklere ise yücelir durursun, varacağın yer de orasıdır.