English    Türkçe    فارسی   

3
1316-1340

  • خوش نیامد گفت تو هرگز مرا ** من بری‌ام از تو در هر دو سرا
  • Senin sözün bana hiç hoş gelmedi ki… Ben, iki âlemde de senden uzağım “ dedi.
  • هین مکن بابا که روز ناز نیست ** مر خدا را خویش وانباز نیست
  • Nuh, “Yapma yavrum, bugün, naz günü değildir… Allah’ın ne eşi var, ne benzeri!
  • تا کنون کردی واین دم نازکیست ** اندرین درگاه گیرا ناز کیست
  • Şimdiye kadar inat etmedin ama bu zaman, nazik bir zaman. Bu kapıda kimin nazı geçer ki?
  • لم یلد لم یولدست او از قدم ** نه پدر دارد نه فرزند و نه عم
  • O, ezelde “Doğmadı da, doğurmaz da” hakikatine mahzardır. Allah’ın ne babası var, ne oğlu, ne amcası!
  • ناز فرزندان کجا خواهد کشید ** ناز بابایان کجا خواهد شنید 1320
  • Oğulların nazını nerden çekecek, babaların niyazını nerden duyacak?
  • نیستم مولود پیراکم بناز ** نیستم والد جوانا کم گراز
  • “Ey ihtiyar, ben doğmadım, bana az nazlan… Ey genç, ben baba değilim, öyle pek salınma!
  • نیستم شوهر نیم من شهوتی ** ناز را بگذار اینجا ای ستی
  • Ben koca değilim, şehvetim de yok… Hanım nazı bırak.
  • جز خضوع و بندگی و اضطرار ** اندرین حضرت ندارد اعتبار
  • Bu hususta kulluktan, ihtiyaçtan, zaruretten başka hiçbir şeyin itibarı yok” demekte,
  • گفت بابا سالها این گفته‌ای ** باز می‌گویی بجهل آشفته‌ای
  • Dedi ama Kenan: “Baba, yıllardır bu sözleri söylemektesin, yine de söylüyorum… Cahil misin ne?
  • چند ازینها گفته‌ای با هرکسی ** تا جواب سرد بشنودی بسی 1325
  • Bu sözleri herkese ne kadar söyledin de nice soğuk cevaplar aldın, kötü sözler duydun.
  • این دم سرد تو در گوشم نرفت ** خاصه اکنون که شدم دانا و زفت
  • Bu soğuk sözlerin kulağıma bile girmedi, şimdi mi girecek? Artık ben bilgi sahibiyim, büyüdüm” diye cevap verdi.
  • گفت بابا چه زیان دارد اگر ** بشنوی یکبار تو پند پدر
  • Nuh, “A yavrum, bir kerecik olsun babanın öğüdünü tutsan ne olur?” dedi.
  • همچنین می‌گفت او پند لطیف ** همچنان می‌گفت او دفع عنیف
  • O, böyle güzel güzel nasihatler ediyor, Kenan’da bu çeşit ağır sözlerle karşılık veriyordu.
  • نه پدر از نصح کنعان سیر شد ** نه دمی در گوش آن ادبیر شد
  • Ne babası, Kenan’a öğüt vermeden usandı, ne o kötü oğlun kulağına babasının bir sözü girdi!
  • اندرین گفتن بدند و موج تیز ** بر سر کنعان زد وشد ریز ریز 1330
  • Onlar, böyle konuşup dururlarken bir çevik dalgadır geldi. Kenan’ın başından aştı, onu boğup götürüverdi.
  • نوح گفت ای پادشاه بردبار ** مر مرا خر مرد و سیلت برد بار
  • Nuh, “Ey sabırlı padişahım, eşeğin öldü, yükümü sel götürdü.
  • وعده کردی مر مرا تو بارها ** که بیابد اهلت از طوفان رها
  • Bana nice defalar, sana mensup olanlar tufandan kurtulacaklar diye vaatlerde bulundun.
  • دل نهادم بر امیدت من سلیم ** پس چرا بربود سیل از من گلیم
  • Ben de âfım, senin vaatlerine kandım, ümitlendim… İyi ama neden sel kilimini aldı, götürdüAllah dedi ki: “O senin ehlinden, yakınlarından değil… Kendin de görmedin mi? Sen aksın o mavi!
  • گفت او از اهل و خویشانت نبود ** خود ندیدی تو سپیدی او کبود
  • Dişine kurt girdi mi çıkartmaktan başka hiçbir çaresi yoktur.
  • چونک دندان تو کرمش در فتاد ** نیست دندان بر کنش ای اوستاد 1335
  • Çıkarmalı ki vücudun, onun yüzünden elemlere düşmesin… O, senin oğlundu ama sen onu terk et, benim bir şeyim değil de.”
  • تا که باقی تن نگردد زار ازو ** گرچه بود آن تو شو بیزار ازو
  • Nuh, dedi ki: “Yarabbi, senden başka kimsem yok. Sana teslim olan ağyar sayılmaz.
  • گفت بیزارم ز غیر ذات تو ** غیر نبود آنک او شد مات تو
  • Sana karşı ne haldeyim, ihlâsım nasıl? Zaten biliyorsun.
  • تو همی دانی که چونم با تو من ** بیست چندانم که با باران چمن
  • Çayırlıklar, çimenlikler, nasıl yağmura muhtaçsa, nasıl yağmurdan yeşerir, yetişirse ben de sana öyle muhtacım, onlar gibi senden yetişmekteyim; hatta ihtiyacım onlardan yirmi kat fazla,
  • زنده از تو شاد از تو عایلی ** مغتذی بی واسطه و بی حایلی
  • Yoksul, seninle diridir, seninle neşelenir; vasıtasız, hailsiz senden gıdalanır, bende böyleyim işte.
  • متصل نه منفصل نه ای کمال ** بلک بی چون و چگونه و اعتلال 1340
  • Ey kemâl sahibi Allah ne seninleyim, ne senden ayrı. Seninle keyfiyetsiz, sebepsiz, illetsiz bir haldeyim.