English    Türkçe    فارسی   

3
1434-1458

  • هست صافی غرق عشق ذوالجلال ** ابن کس نه فارغ از اوقات و حال
  • Bu çeşit sofi, tamamıyla ululuk sahibi Allah’ın nuruna gark olmuştur. Kimsenin oğlu değildir o… vakitlerden de kurtulmuştur, hallerden de!
  • غرقه‌ی نوری که او لم یولدست ** لم یلد لم یولد آن ایزدست 1435
  • Doğurmayan nura batmıştır. Doğmayan, doğurmayan zatsa ancak Allah’tır.
  • رو چنین عشقی بجو گر زنده‌ای ** ورنه وقت مختلف را بنده‌ای
  • Diriysen yürü, böyle bir aşk ara… Yoksa birbirine aykırı vakitlere kulsun.
  • منگر اندر نقش زشت و خوب خویش ** بنگر اندر عشق و در مطلوب خویش
  • Çirkin, güzel nakışlara bakma da kendi aşkına, kendi dileğine bak!
  • منگر آنک تو حقیری یا ضعیف ** بنگر اندر همت خود ای شریف
  • Hor musun, zayıf mı? Buna bakma da ey kadri yüce kişi, himmetine, gayretine bak!
  • تو به هر حالی که باشی می‌طلب ** آب می‌جو دایما ای خشک‌لب
  • Ne halde olursan ol, boş durma, ey dudakları kurumuş susuz, daima su araştır!
  • کان لب خشکت گواهی می‌دهد ** کو بخر بر سر منبع رسد 1440
  • O susuz, o kupkuru dudağın yok mu? O dudak, sudan haber verme de… Nihayet kaynağa ulaşacağını bildirmede.
  • خشکی لب هست پیغامی ز آب ** که بمات آرد یقین این اضطراب
  • Dudak kuruluğu, suyu haber verir… Bu eziyet, bu susuzluk, muhakkak suya ulaşacağına delâlet der;
  • کین طلب‌کاری مبارک جنبشیست ** این طلب در راه حق مانع کشیست
  • Bu aramak yok mu, kutlu bir iştir. Hak yolundaki bu istek, maniler giderir.
  • این طلب مفتاح مطلوبات تست ** این سپاه و نصرت رایات تست
  • Bu istek, dileklerinin anahtarıdır. Bu istek, senin ordundur, bayraklarının yardımcısıdır.
  • این طلب همچون خروسی در صیاح ** می‌زند نعره که می‌آید صباح
  • Bu istek, horoz gibi “Sabah geliyor” diye nara atarak müjdeler verir.
  • گرچه آلت نیستت تو می‌طلب ** نیست آلت حاجت اندر راه رب 1445
  • Âletin yoksa bile iste ara… Allah yolunda âlete ihtiyaç yoktur.
  • هر که را بینی طلب‌کار ای پسر ** یار او شو پیش او انداز سر
  • Oğul, kimi arayıcı görürsen ona dost ol, önünde baş indir.
  • کز جوار طالبان طالب شوی ** وز ظلال غالبان غالب شوی
  • De isteklilerin civarında sen de istekli ol… Galiplerin sayesinde sen de galebe et!
  • گر یکی موری سلیمانی بجست ** منگر اندر جستن او سست سست
  • Karınca Süleymanlık dilerse onun bu dileğini hor görme, himmetine bak!
  • هرچه داری تو ز مال و پیشه‌ای ** نه طلب بود اول و اندیشه‌ای
  • Elinde mala, sanat ve hünere dair ne varsa önce onu istemez, düşünmez miydin, ona bu sayede nail olmadın mı?
  • حکایت آن شخص کی در عهد داود شب و روز دعا می‌کرد کی مرا روزی حلال ده بی رنج
  • Davut aleyhisselâm zamanında bir adamın gece gündüz “Yarabbi, bana eziyetsiz ve helâl rızık ver” diye dua etmesi
  • آن یکی در عهد داوود نبی ** نزد هر دانا و پیش هر غبی 1450
  • Birisi, Davut Peygamber zamanında her akıllı ve ahmak adamın yanında,
  • این دعا می‌کرد دایم کای خدا ** ثروتی بی رنج روزی کن مرا
  • Daima şöyle dua edip dururdu. “Yarabbi, bana zahmetsiz, eziyetsiz bir rızık bir servet ver.
  • چون مرا تو آفریدی کاهلی ** زخم‌خواری سست‌جنبی منبلی
  • Beni tembel, hor, hakir, ağır ve miskin yaratan sensin.
  • بر خران پشت‌ریش بی‌مراد ** بار اسپان و استران نتوان نهاد
  • Zayıf ve sırtı yaralı eşeklere, atlarla katırlara yüklenen yük yüklenemez ki.
  • کاهلم چون آفریدی ای ملی ** روزیم ده هم ز راه کاهلی
  • Yarabbi, mademki beni tembel yarattın, rızkımı da tembelliğime bakarak ben çalışmadan ver.
  • کاهلم من سایه‌ی خسپم در وجود ** خفتم اندر سایه‌ی این فضل و جود 1455
  • Yarabbi, ben tembelim varlık gölgesine yıkılmış, yatmışım. Bu ihsan ve cömertlik gölgesinde uyuyorum.
  • کاهلان و سایه‌خسپان را مگر ** روزیی بنوشته‌ای نوعی دگر
  • Tembellerle gölgelikte uyuyanlara da elbette başka çeşitte bir rızık vermişsindir.
  • هر که را پایست جوید روزیی ** هر که را پا نیست کن دلسوزیی
  • Ayağı olan rızık arar, ayağı olmayansa yanıp yakılır, durur.
  • رزق را می‌ران به سوی آن حزین ** ابر را باران به سوی هر زمین
  • O hüzün sahibinin rızkını da ayağına götür, bulutu yeryüzüne doğru sür!