English    Türkçe    فارسی   

3
157-181

  • مال ایشان خون ایشان دان یقین ** زانک مال از زور آید در یمین
  • Bil ki halkın malı kanı demektir. Çünkü mal güçle, kuvvetle çalışmayla ele geçer.
  • مادر آن پیل‌بچگان کین کشد ** پیل بچه‌خواره را کیفر کشد
  • O fil yavrularının anaları kan güder, fil yavrusu yiyenden öç alır, öldürür.
  • پیل‌بچه می‌خوری ای پاره‌خوار ** هم بر آرد خصم پیل از تو دمار
  • Ey rüşvet alan, sen fil yavrusu yemektesin. Sana düşman olan fil, kökünü kazır, seni mahveder.
  • بوی رسوا کرد مکر اندیش را ** پیل داند بوی طفل خویش را 160
  • Hilelere sapanı koku, rüsvay etti. Fil yavrusunun kokusunu bilir.
  • آنک یابد بوی حق را از یمن ** چون نیابد بوی باطل را ز من
  • Hak kokusunu Yemen’den duyan bendeki bâtıl kokuyu nasıl olurda duymaz?
  • مصطفی چون برد بوی از راه دور ** چون نیابد از دهان ما بخور
  • Mustafa, ta uzak yoldan koku alır da ağzımızda ki güzel kokuyu nasıl almaz?
  • هم بیابد لیک پوشاند ز ما ** بوی نیک و بد بر آید بر سما
  • Duyar, duyar ama yüzümüze vurmaz, örter. İyi koku da göklere çıkar, kötü koku da.
  • تو همی‌خسپی و بوی آن حرام ** می‌زند بر آسمان سبزفام
  • Sen uyuyup durursun, o haram koku ise şu yeşil gökyüzüne urup durur.
  • همره انفاس زشتت می‌شود ** تا به بوگیران گردون می‌رود 165
  • Seni çirkin nefeslerine yoldaş olup felekte kokuları alanlara kadar gider.
  • بوی کبر و بوی حرص و بوی آز ** در سخن گفتن بیاید چون پیاز
  • Kibir, hırs, şehvet kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar.
  • گر خوری سوگند من کی خورده‌ام ** از پیاز و سیر تقوی کرده‌ام
  • Yemin eder de “Ben onları ne zaman yedim? Soğandan da çekinmekteyim, sarımsaktan da” dersen
  • آن دم سوگند غمازی کند ** بر دماغ همنشینان بر زند
  • O yalan yemini ederken nefesin, kovuculuk eder. Kokusu seninle beraber oturanların dimağına vurur.
  • پس دعاها رد شود از بوی آن ** آن دل کژ می‌نماید در زبان
  • O koku yüzünden dualar reddedilir. O kötü kalp, sözle kendisini gösterir.
  • اخسا آید جواب آن دعا ** چوب رد باشد جزای هر دغا 170
  • O duaya “Sesinizi kesin” cevabı gelir. Her azgının cezası onu kovan sopadır.
  • گر حدیثت کژ بود معنیت راست ** آن کژی لفظ مقبول خداست
  • Fakat sözün eğri, özün doğru olursa o söz eğriliği, Allah’a makbuldür.
  • بیان آنک خطای محبان بهترست از صواب بیگانگان بر محبوب
  • Dostların hatası, yabancıların doğrusundan daha iyidir.
  • آن بلال صدق در بانگ نماز ** حی را هی همی‌خواند از نیاز
  • O doğru sözlü Bilâl, ezan okurken “Hayyı alesselâ, Hayyı alelfelâh- Haydin namaza, Haydin felâha” cümlelerindeki “Hayyı- haydin” kelimesini “Heyyi” diye okurdu.
  • تا بگفتند ای پیمبر راست نیست ** این خطا اکنون که آغاز بناست
  • Nihayet Peygamber’e dediler ki: “Ya Resulâllâh, bina yeni kuruluyor. Bu hata, hiç de doğru değil.
  • ای نبی و ای رسول کردگار ** یک مذن کو بود افصح بیار
  • Ey Allah habercisi, ey Allah resulü, ey Allah meydanının tek binicisi, daha fasih bir müezzin getir.
  • عیب باشد اول دین و صلاح ** لحن خواندن لفظ حی عل فلاح 175
  • Din daha yeni kurulur, doğruluk düzenlik daha yeni meydana gelirken “Hayyı alelfelâh”’ı yanlış okumak ayıptır.
  • خشم پیغامبر بجوشید و بگفت ** یک دو رمزی از عنایات نهفت
  • Peygamber’in hiddeti coştu. Gizli inayetlerden bir iki remiz söyleyip dedi ki :
  • کای خسان نزد خدا هی بلال ** بهتر از صد حی و خی و قیل و قال
  • “Ey aşağılık adamlar, Allah yanında Bilâl’in Heyyi’si yüzlerce hadan, hıdan, yüzlerce dedikodudan iyidir.
  • وا مشورانید تا من رازتان ** وا نگویم آخر و آغازتان
  • İşi çok karıştırmayın da sırrınızı açmayayım, önünüzü, sonunuzu söylemeyeyim.”
  • گر نداری تو دم خوش در دعا ** رو دعا می‌خواه ز اخوان صفا
  • Her duada güzel bir nefese sahip değilsen yürü, özü sözü doğru kardeşlerden dua iste.
  • امر حق به موسی علیه السلام که مرا به دهانی خوان کی بدان دهان گناه نکرده‌ای
  • Musa aleyhisselâm’a, Beni günah etmediğin ağızla çağır diye vahiy gelmesi
  • گفت ای موسی ز من می‌جو پناه ** با دهانی که نکردی تو گناه 180
  • Allah, “Ey Musa, bana suç etmediğin, kötü söylemediğin bir ağızla sığın, dua et” dedi.
  • گفت موسی من ندارم آن دهان ** گفت ما را از دهان غیر خوان
  • Musa, “Bende o ağız yok deyince Allah, “Başkasının ağzıyla dua et”