English    Türkçe    فارسی   

3
1742-1766

  • خیز فرعونا که ما آن نیستیم ** که بهر بانگی و غولی بیستیم
  • Sihirbazlar, “Ey firavun, halk, biz, her sesten, her gulyabaniden ürküp duracak adam değiliz.
  • خرقه‌ی ما را بدر دوزنده هست ** ورنه ما را خود برهنه‌تر به است
  • Bizim hırkamızı yırt, onu diken var… Olmasa bile çıplak olmamız daha iyi.
  • بی لباس این خوب را اندر کنار ** خوش در آریم ای عدو نابکار
  • Bu güzeli çıplak olarak koçmamız daha hoş. A bir işe yaramaz, bir şey beceremez düşman!
  • خوشتر از تجرید از تن وز مزاج ** نیست ای فرعون بی الهام گیج 1745
  • Tenden mizaçtan soyunmaktan daha hoş bir şey yoktur, a ilhama mazhar olmayan sersem Firavun!” dediler.
  • حکایت استر پیش شتر کی من بسیار در رو می‌افتم و تو نمی‌افتی الا به نادر
  • Devenin önünde giden katırın “Ben yol yürürken ikide bir yüzüstü kapanıyorum, sense pek nadir düşüyorsun” diye şikâyet etmesi
  • گفت استر با شتر کای خوش رفیق ** در فراز و شیب و در راه دقیق
  • Katırın biri deveye “Arkadaş, yokuş olsun, iniş olsun en dar yolda bile,
  • تو نه آیی در سر و خوش می‌روی ** من همی‌آیم بسر در چون غوی
  • Sen güzelce gidiyor, hiç kapaklanmıyorsun. Bense durmadan tepesi üstü düşüp duruyorum.
  • من همی‌افتم برو در هر دمی ** خواه در خشکی و خواه اندر نمی
  • Yol ister kuru olsun, ister balçık… Daima yüzüstü kapaklanıyorum.
  • این سبب را باز گو با من که چیست ** تا بدانم من که چون باید بزیست
  • Bunun sebebi ne? Bana bir söyle de ne yapmalı, nasıl etmeli anlayayım” dedi.
  • گفت چشم من ز تو روشن‌ترست ** بعد از آن هم از بلندی ناظرست 1750
  • Deve dedi ki: “Benim gözüm senin gözünden daha kuvvetlidir, daha iyi görür.
  • چون برآیم بر سرکوه بلند ** آخر عقبه ببینم هوشمند
  • Yüce bir dağın başına çıktım mı en son çukuru bile görürüm.
  • پس همه پستی و بالایی راه ** دیده‌ام را وا نماید هم اله
  • Allah, bütün inişleri çıkışları özüme gösterir.
  • هر قدم من از سر بینش نهم ** از عثار و اوفتادن وا رهم
  • Her adımımı nereye atacaksam görür de öyle atarım. Bu yüzden de sürçmekten, düşmekten kurtulurum.
  • تو ببینی پیش خود یک دو سه گام ** دانه بینی و نبینی رنج دام
  • Sense iki üç adım ötesini görmezsin. Taneyi görürsün de tuzağı görmezsin.
  • یستوی الاعمی لدیکم والبصیر ** فی المقام و النزول والمسیر 1755
  • Konak, iniş ve yürüyüş yerlerinde hiç körle gözlü bir olur mu?
  • چون جنین را در شکم حق جان دهد ** جذب اجزا در مزاج او نهد
  • Allah, ana karnında ki çocuğa can verdi mi mizacına vücudunu kuvvetlendirecek cüzüleri çekmek kabiliyetini verir.
  • از خورش او جذب اجزا می‌کند ** تار و پود جسم خود را می‌تند
  • Yediği şeylerle bu cüzüleri çeker, bu suretle de cisminin nescini dokur durur.
  • تا چهل سالش بجذب جزوها ** حق حریصش کرده باشد در نما
  • Allah, insana kırk yaşına kadar bu cüzüleri çekme kabiliyetini, bu hırsı verir, o da kendisini yetiştirir büyür, gelişir, kuvvetlenir.
  • جذب اجزا روح را تعلیم کرد ** چون نداند جذب اجزا شاه فرد
  • Ruha, cüzüleri çekmeyi öğreten o tek padişah, nasıl olur da cesedin cüzüleri bir araya getirmeyi bilmez?
  • جامع این ذره‌ها خورشید بود ** بی غذا اجزات را داند ربود 1760
  • Bu ruh zerrelerini bir araya toplayan, sana hayat kabiliyetini veren güneş, gıda vasıtasıyla olmaksızın da varlığının zerrelerini toplayıp bir araya getirmeyi bilir.
  • آن زمانی که در آیی تو ز خواب ** هوش و حس رفته را خواند شتاب
  • Uykudan uyanınca senden gitmiş olan akıl ve duyguyu yine sana iade eder.
  • تا بدانی کان ازو غایب نشد ** باز آید چون بفرماید که عد
  • Buna bak da ölünce de bil ki onlar kaybolmaz, Allah geri gel diye ferman etti mi gelirler.
  • اجتماع اجزای خر عزیر علیه السلام بعد از پوسیدن باذن الله و درهم مرکب شدن پیش چشم عزیر علیه السلام
  • Uzeyr Aleyhisselâm’ın merkebinin cüc’ülerinin çürüdükden sonra Allah izniyle bir araya gelip Uzeyr’in gözünün önünde dirilmesi
  • هین عزیرا در نگر اندر خرت ** که بپوسیدست و ریزیده برت
  • Allah dedi ki. “Uzeyr, eşeğine bir iyice bak. Çürümüş etleri dökülmüş…
  • پیش تو گرد آوریم اجزاش را ** آن سر و دم و دو گوش و پاش را
  • Onun cüz’ülerini gözünün önünde bir araya getirecek, başını, kuyruğunu, kulaklarını, ayaklarını düzüp koşacağım.
  • دست نه و جزو برهم می‌نهد ** پاره‌ها را اجتماعی می‌دهد 1765
  • Görünürde bir el olmadığı halde bütün cüz’üleri bir araya getiren, cesedin parçalarını bir yere toplayan benim.
  • در نگر در صنعت پاره‌زنی ** کو همی‌دوزد کهن بی سوزنی
  • Şu yama yamama sanatına bak hele. Eski palasları iğnesiz dikip durmada