English    Türkçe    فارسی   

3
1791-1815

  • هست آن موی سیه هستی او ** تا ز هستی‌اش نماند تای مو
  • Kara saç, kara sakal, onun varlığıdır. Varlığından tek bir kıl bile kalmamalı.
  • چونک هستی‌اش نماند پیر اوست ** گر سیه‌مو باشد او یا خود دوموست
  • Birisinin varlığı kalmadı mı pir ona derler. İster saçı sakalı siyah olsun, ister kır.
  • هست آن موی سیه وصف بشر ** نیست آن مو موی ریش و موی سر
  • O kara saç, kara sakal, insanlık sıfatıdır. Söylediğimiz kıl, sakal, bıyık kılları söylediğimiz saç baştaki değildir.
  • عیسی اندر مهد بر دارد نفیر ** که جوان ناگشته ما شیخیم و پیر
  • İsa, beşikte “Genç olmadan şeyhsiz, piriz” diye bağırır.
  • گر رهید از بعض اوصاف بشر ** شیخ نبود کهل باشد ای پسر 1795
  • Oğul, insan, insanlık sıfatlarının bir kısmından kurtuldu mu şeyh olmaz, fakat olgun bir adam olur.
  • چون یکی موی سیه کان وصف ماست ** نیست بر وی شیخ و مقبول خداست
  • İnsanlık sıfatlarından bir tek kara kıl bile kalmadı mı şeyh olur, Allah’a makbul bir adam haline gelir.
  • چون بود مویش سپید ار با خودست ** او نه پیرست و نه خاص ایزدست
  • Fakat bir adam yaşlansa da saçı sakalı ağarsa hakikatte ne pirdir, ne Allah hası!
  • ور سر مویی ز وصفش باقیست ** او نه از عرش است او آفاقیست
  • Varlığında insanlık sıfatlarından bir tek kıl bile kalsa mensup olamaz, âlem halkından birisidir o!
  • عذر گفتن شیخ بهر ناگریستن بر فرزندان
  • Şeyh’in, oğullarına ağlamadığına özür getirmesi
  • شیخ گفت او را مپندار ای رفیق ** که ندارم رحم و مهر و دل شفیق
  • Şeyh, kendisine bu sözü söyleyen karısına dedi ki: “Arkadaş, merhametim, şefkatim yok, yüreğim katı sanma,
  • بر همه کفار ما را رحمتست ** گرچه جان جمله کافر نعمتست 1800
  • Biz, kâfirler, Allah’a küfranı nimette bulunmuş olmakla beraber onlara acırız.
  • بر سگانم رحمت و بخشایش است ** که چرا از سنگهاشان مالش است
  • Hatta halk onları taşlıyor diye köpeklere acırız.
  • آن سگی که می‌گزد گویم دعا ** که ازین خو وا رهانش ای خدا
  • Ben beni ısıran köpeğe de dua eder, Yarabbi sen onu bu huydan vazgeçir,
  • این سگان را هم در آن اندیشه دار ** که نباشند از خلایق سنگسار
  • Adamları ısırmasın da halkın taşını, topacını yemesin derim.
  • زان بیاورد اولیا را بر زمین ** تا کندشان رحمة للعالمین
  • Allah, velileri âlemlere rahmet olmak üzere yeryüzüne getirmiştir.
  • خلق را خواند سوی درگاه خاص ** حق را خواند که وافر کن خلاص 1805
  • Onlar, halkı Allah’ın haremine davet ederler, Hakk’a da “Yarabbi bunları sen kurtar” diye dua ederler.
  • جهد بنماید ازین سو بهر پند ** چون نشد گوید خدایا در مبند
  • Bu yüzden halka usanmadan öğüt verirler. Halk, öğütlerini kabul etmedi mi, “ Yarabbi, sen bunlara acı sen kapını kapama “ derler.
  • رحمت جزوی بود مر عام را ** رحمت کلی بود همام را
  • Halkın mazhar olduğu rahmet, cüz’i rahmettir. Fakat himmet sahibi er, külli rahmete mazhardır.
  • رحمت جزوش قرین گشته بکل ** رحمت دریا بود هادی سبل
  • Allah’ın cüz’i rahmetine mazhar olan, küllî rahmete ulaştı mı rahmet denizi kesilir, yol gösterici olur.
  • رحمت جزوی بکل پیوسته شو ** رحمت کل را تو هادی بین و رو
  • Ey cüz’i rahmet, külle ulaş… Ey külli rahmet sen de yürü, halka yol göster.
  • تا که جزوست او نداند راه بحر ** هر غدیری را کند ز اشباه بحر 1810
  • Cüz’i rahmete mazhar olan ve o mertebede kalan, denizin yolunu bilmez. Kuyuları da denize benzer sanır!
  • چون نداند راه یم کی ره برد ** سوی دریا خلق را چون آورد
  • Denizin yolunu bilmedikçe nasıl yol alır, halkı nasıl denize götürür, denize ulaştırır?
  • متصل گردد به بحر آنگاه او ** ره برد تا بحر همچون سیل و جو
  • Sel ve nehir gibi denize kadar akıp gitti mi o vakit denize ulaşır, denizle birleşir.
  • ور کند دعوت به تقلیدی بود ** نه از عیان و وحی تاییدی بود
  • Bundan önce halkı davet etse bile bu daveti taklittir. Yolu, varılacak makamı görerek yahut Allah’tan vahiy ve ilhamla, Allah kuvvetiyle değil!”
  • گفت پس چون رحم داری بر همه ** همچو چوپانی به گرد این رمه
  • Kadın, “Peki mademki herkese acıyorsun, bu sürünün çobanı gibi sürünün etrafında dönüp dolaşıyorsun demektir.
  • چون نداری نوحه بر فرزند خویش ** چونک فصاد اجلشان زد بنیش 1815
  • Ecel cellâdı, oğullarını vurup öldürdüğü halde nasıl oluyor da kendi oğluna ağlamıyorsun?