English    Türkçe    فارسی   

3
2068-2092

  • خویشتن در خاک کلی محو کرد ** تا نماندش رنگ و بو و سرخ و زرد
  • Kendisini toprakta tamamıyla mahveder; nihayet ne sarı, ne kırmızı rengi kalır, kokusu da mahvolur da,
  • از پس آن محو قبض او نماند ** پرگشاد و بسط شد مرکب براند
  • Tamamıyla mahvolur kabza eriştikten sonra kol kanat açar, basta erişir, atını sürmeye başlar.
  • پیش اصل خویش چون بی‌خویش شد ** رفت صورت جلوه‌ی معنیش شد 2070
  • Aslının önünde varlığından geçince suret ortadan gider, manası cilvelenir.
  • سر چنین کردند هین فرمان تراست ** تف دل از سر چنین کردن بخاست
  • Hüküm senin diye baş eğdiler. Onların bu baş eğmelerinden öyle hararetlendim, gönlümden öyle bir ateş çıktı ki!
  • ساعتی با آن گروه مجتبی ** چون مراقب گشتم و از خود جدا
  • Bir zaman o seçilmiş kişilerle murakabeye daldım, kendimden geçtim.
  • هم در آن ساعت ز ساعت رست جان ** زانک ساعت پیر گرداند جوان
  • O zaman canım, zamandan kurtuldu. Zaman insanı gençken kocaltır.
  • جمله تلوینها ز ساعت خاستست ** رست از تلوین که از ساعت برست
  • Bütün renkten renge girişler, zamandan meydana gelir. Zamandan kurtulan, renkten renge girmekten de kurtulur.
  • چون ز ساعت ساعتی بیرون شوی ** چون نماند محرم بی‌چون شوی 2075
  • Bir zaman, zamandan, zaman kaydından kurtuldun mu keyfiyet kalmaz, keyfiyetsiz Allah’a mahrem olursun.
  • ساعت از بی‌ساعتی آگاه نیست ** زانکش آن سو جز تحیر راه نیست
  • Zaman zamansızlığı bilmez. Zamansızlık âlemine varmak için hayretten başka yol yoktur.
  • هر نفر را بر طویله خاص او ** بسته‌اند اندر جهان جست و جو
  • Bu arayıp tarama âleminde herkesi, zamanın bir hususi tavlasına bağlamışlardır.
  • منتصب بر هر طویله رایضی ** جز بدستوری نیاید رافضی
  • Her tavlaya bir memur dikilmiş… Oranın ehli olmayan, memurdan izinsiz oraya giremez.
  • از هوس گر از طویله بسکلد ** در طویله دیگران سر در کند
  • Bir tavlada bağlı olan, hevese düşüp de bağlarını çözdü, başkalarının tavlasına gitti mi,
  • در زمان آخرجیان چست خوش ** گوشه‌ی افسار او گیرند و کش 2080
  • Hemen ahır memurları onu aramaya koyulur, bulup yularını tutar, çeke çeke yerine getirir!
  • حافظان را گر نبینی ای عیار ** اختیارت را ببین بی اختیار
  • Seni koruyanları görmüyorsan kendine bak! İhtiyarın elinde mi senin?
  • اختیاری می‌کنی و دست و پا ** بر گشادستت چرا حسبی چرا
  • Zahiren ihtiyarın elinde… Elin, ayağın bağlı değil… Peki, ya neden hapistesin, neden,
  • روی در انکار حافظ برده‌ای ** نام تهدیدات نفسش کرده‌ای
  • Seni koruyan memuru inkâr etmeye yüz tuttun da dilediğin şeylerden seni alıkoyan nefsin tehditleri adını taktın ha!
  • پیش رفتن دقوقی رحمة الله علیه به امامت
  • Dekukî’nin imam olarak öne geçmesi
  • این سخن پایان ندارد تیز دو ** هین نماز آمد دقوقی پیش رو
  • Dekukî’ye “Bu sözün sonu yoktur. Namaz vakti, hemencecik öne geç.
  • ای یگانه هین دوگانه بر گزار ** تا مزین گردد از تو روزگار 2085
  • Ey tek kişi, bize iki rekât sabah namazı kıldır da zaman seninle bezensin.
  • ای امام چشم‌روشن در صلا ** چشم روشن باید ایدر پیشوا
  • Ey gözü aydın imam, bize imamlık et… İmam olanın gözü açık olması lâzım.
  • در شریعت هست مکروه ای کیا ** در امامت پیش کردن کور را
  • Şeriat de körün imamlığı mekruhtur.
  • گرچه حافظ باشد و چست و فقیه ** چشم‌روشن به وگر باشد سفیه
  • Hafız, akıllı ve fakih olsa bile körün imamlığı hoş değil. Sersem ve suçlu olsa bile gözü açık imam bu çeşit körden iyidir.
  • کور را پرهیز نبود از قذر ** چشم باشد اصل پرهیز و حذر
  • Kör, pisliklerden çekinemez. Çekinmenin asıl sebebi, asıl vesilesi gözdür.
  • او پلیدی را نبیند در عبور ** هیچ مومن را مبادا چشم کور 2090
  • Kör yolda yürürken pisliği göremez. Dilerim, hiçbir müminin gözü kör olmasın.
  • کور ظاهر در نجاسه‌ی ظاهرست ** کور باطن در نجاسات سرست
  • Zahiri kör, görünen necasetlere bulaşır. Fakat can gözü kör olan kişi gizli olan, görünmeyen pisliklere bulaşır.
  • این نجاسه‌ی ظاهر از آبی رود ** آن نجاسه‌ی باطن افزون می‌شود
  • Bu görünen pislik bir parça suyla arınır, fakat içte olan pislik, artıkça artar.