English    Türkçe    فارسی   

3
2379-2403

  • گفت داودش بگو ای بوالکرم ** چون تلف کردی تو ملک محترم
  • Davut, “Ey kerem sahibi, neden sana haram olan o öküzü kestin?
  • هین پراکنده مگو حجت بیار ** تا به یک سو گردد این دعوی و کار 2380
  • Yalnız saçma sapan söyleme, delil göster de bu dâva görülsün, bitsin” dedi.
  • گفت ای داود بودم هفت سال ** روز و شب اندر دعا و در سال
  • Adam dedi ki: “Ey Davut, yedi yıldır gece gündüz dua etmekte, Allah’tan,
  • این همی‌جستم ز یزدان کای خدا ** روزیی خواهم حلال و بی عنا
  • Yarabbi, helâl ve zahmetsiz bir rızık istiyorum, diye niyazda bulunmaktayım.
  • مرد و زن بر ناله من واقف‌اند ** کودکان این ماجرا را واصف‌اند
  • Erkek kadın… Herkes feryadımı bilir, hatta çocuklar bile bunu söyler, anlatırlar.
  • تو بپرس از هر که خواهی این خبر ** تا بگوید بی شکنجه بی ضرر
  • Kime istersen sor, derhal söyleyiversin.
  • هم هویدا پرس و هم پنهان ز خلق ** که چه می‌گفت این گدای ژنده‌دلق 2385
  • Halktan hem gizli sor, hem de aşikâre… Bak, bu eski hırkalı yoksul neler söylüyor, nasıl dua ediyordu, anla,
  • بعد این جمله دعا و این فغان ** گاوی اندر خانه دیدم ناگهان
  • Bu dualardan, bu feryatlardan sonra bir de baktım ki evime bir öküz girivermiş.
  • چشم من تاریک شد نه بهر لوت ** شادی آن که قبول آمد قنوت
  • Gözüm karardı. Ama lokma için değil, duam kabul edildi diye sevindim hani.
  • کشتم آن را تا دهم در شکر آن ** که دعای من شنود آن غیب‌دان
  • O ayıpları bilen Allah duamı kabul etti, buna şükrane olsun diye öküzü kestim”
  • حکم کردن داود علیه السلام برکشنده‌ی گاو
  • Davud Aleyhisselâm’ın, öküzü kesenin haksız olduğuna hükmetmesi
  • گفت داود این سخنها را بشو ** حجت شرعی درین دعوی بگو
  • Davut, “Bu sözlerden el yıka, dâvana şer’i delil getir.
  • تو روا داری که من بی حجتی ** بنهم اندر شهر باطل سنتی 2390
  • Reva görür müsün delilsiz bir hüküm vereyim de bu şehirde bâtıl bir sünnet koyayım, kötü bir âdet bırakayım,
  • این کی بخشیدت خریدی وارثی ** ریع را چون می‌ستانی حارثی
  • Bunu sana kim bağışladı? Satın mı aldın, mirasa mı kondun? Ekine nasıl sahip olabilirsin, sen mi ektin? Ektinse senindir.
  • کسب را همچون زراعت دان عمو ** تا نکاری دخل نبود آن تو
  • Kazanmakta ekin ekmeye benzer. Ekmedikçe ona sahip olmaya hakkın yoktur.
  • آنچ کاری بدروی آن آن تست ** ورنه این بی‌داد بر تو شد درست
  • Ektinse ektiğini biçersin, o senindir. Yoksa zulmettiğin, haksız olduğun kat’iyetle anlaşılır.
  • رو بده مال مسلمان کژ مگو ** رو بجو وام و بده باطل مجو
  • Yürü, eğri büğrü söylenme, bu Müslümanın malını ver. Paran yoksa borç al, ver; beyhude konuşma!” dedi.
  • گفت ای شه تو همین می‌گوییم ** که همی‌گویند اصحاب ستم 2395
  • Adam, “Padişahım, sitemkârlar ne söylüyorlarsa sen de tıpkı onu söylüyorsun bana” deyip
  • تضرع آن شخص از داوری داود علیه السلام
  • Adamın, Davut Aleyhisselâm’ın hükmünden feryada gelmesi
  • سجده کرد و گفت کای دانای سوز ** در دل داود انداز آن فروز
  • Secde ederek dedi ki. “Ey benim yanıp yakıldığımı gören Allah’ım, Davud’un gönlüne de o nuru ver.
  • در دلش نه آنچ تو اندر دلم ** اندر افکندی براز ای مفضلم
  • Gönlüme saldığın ziyayı onun gönlüne da sal ey ihsan sahibi Rabbim.”
  • این بگفت و گریه در شد های های ** تا دل داود بیرون شد ز جای
  • Bu sözleri söyledikten sonra hayhayla ağlamaya başladı. Öyle bir ağlayış ağladı ki Davud’un gönlü yerinden oynadı.
  • گفت هین امروز ای خواهان گاو ** مهلتم ده وین دعاوی را مکاو
  • “Ey öküzü dâva eden, bugün bana mühlet ver, bu dâvanın görülmesinde ısrar etme.
  • تا روم من سوی خلوت در نماز ** پرسم این احوال از دانای راز 2400
  • Halvete gidip namaz kılayım da bu ahvali, bir de sırları bilen Allah’tan sorayım.
  • خوی دارم در نماز این التفات ** معنی قرة عینی فی الصلوة
  • Namazda Rabbime bağlanırım, “ namaz gözümün nurudur” sırrı zuhur eder, bu benim huyumdur.
  • روزن جانم گشادست از صفا ** می‌رسد بی واسطه نامه‌ی خدا
  • Can pencerem zevk ve şevkle açıktır. Allah’ın lütfu oraya vasıtasız gelir.
  • نامه و باران و نور از روزنم ** می‌فتد در خانه‌ام از معدنم
  • Allah’ın lütfu, rahmeti, nuru madenimden, hakikatimden gelir, penceremden evime girer.