English    Türkçe    فارسی   

3
320-344

  • صورت نقض وفای ما مباش ** بی‌وفایی را مکن بیهوده فاش 320
  • Vefasızlığını apaçık gösterme, beyhude yere vefasızlığı fâş etme.
  • مر سگان را چون وفا آمد شعار ** رو سگان را ننگ و بدنامی میار
  • Köpeklerin âdeti vefakârlıktır. Yürü be, bari köpeklerin adını kötüye çıkarma."
  • بی‌وفایی چون سگان را عار بود ** بی‌وفایی چون روا داری نمود
  • Ulu Allah bile vefakârlıkla öğündü de “ Bizden gayrı ahdine kim vefa eder ki?” dedi.
  • حق تعالی فخر آورد از وفا ** گفت من اوفی بعهد غیرنا
  • Hakları reddettikten, saymadıktan sonra isteğin kadar vefakâr ol. Bil ki bu vefa, vefasızlığın ta kendisidir.
  • بی‌وفایی دان وفا با رد حق ** بر حقوق حق ندارد کس سبق
  • Çünkü hiç kimse Allah hakkından daha ziyade hak sahibi değildir ki.
  • حق مادر بعد از آن شد کان کریم ** کرد او را از جنین تو غریم 325
  • Ana hakkı bile Allah hakkından sonra gelir. Çünkü Allah, anayı senin ana karnındaki şekline borçlu etmiştir.
  • صورتی کردت درون جسم او ** داد در حملش ورا آرام و خو
  • Allah, seni onun cisminde bir surete bürümüş, gebelik halinde ona seninle istirahat ve huzur vermiş, onu sana alıştırmış.
  • همچو جزو متصل دید او ترا ** متصل را کرد تدبیرش جدا
  • O da seni kendisinin bir cüz’ü görmüştür. Allah’ın tedbiri anaya ilişik olan o cüz’ü ayırmıştır.
  • حق هزاران صنعت و فن ساختست ** تا که مادر بر تو مهر انداختست
  • Allah, binlerce sanat ve fen düzdü de ana, sana sevgi bağladı, şefkat gösterdi.
  • پس حق حق سابق از مادر بود ** هر که آن حق را نداند خر بود
  • Şu halde Allah hakkı, ana hakkından öncedir, Allah hakkını bilmeyen eşektir.
  • آنک مادر آفرید و ضرع و شیر ** با پدر کردش قرین آن خود مگیر 330
  • Anayı, ananın memesini, sütünü yaratan, onu babayla çift eden O’dur, O’na serkeş olma.
  • ای خداوند ای قدیم احسان تو ** آنک دانم وانک نه هم آن تو
  • Ey Allah, ey ihsanı kadîm olan, bildiğim de senindir, bilmediğim de.
  • تو بفرمودی که حق را یاد کن ** زانک حق من نمی‌گردد کهن
  • Sen, Allah’ı an, çünkü benim hakkım hiç eskimez.
  • یاد کن لطفی که کردم آن صبوح ** با شما از حفظ در کشتی نوح
  • O sabah çağında, sizin Nuh’un gemisinde koruduğumuzu, bu suretle lütuflarda bulunduğumu an.
  • پیله بابایانتان را آن زمان ** دادم از طوفان و از موجش امان
  • O zaman sizin aslınızı, atalarınızı tufandan, tufan dalgasından korudum, onlara aman verdim.
  • آب آتش خو زمین بگرفته بود ** موج او مر اوج که را می‌ربود 335
  • Ateş huylu su, yeryüzünü kaplamıştı. Dalgası, dağların tepelerine kadar çıkıyordu.
  • حفظ کردم من نکردم ردتان ** در وجود جد جد جدتان
  • Sizi reddetmedim, atanızın atasının atasının varlığında sizi korudum.
  • چون شدی سر پشت پایت چون زنم ** کارگاه خویش ضایع چون کنم
  • Mademki baş oldun, sana nasıl ayağımla vururum, kendi iş yurdumu nasıl ziyan ederim?
  • چون فدای بی‌وفایان می‌شوی ** از گمان بد بدان سو می‌روی
  • Vefasızlara kendini feda ediyor, kötü bir zan yüzünden o tarafa doğru gidiyorsun.
  • من ز سهو و بی‌وفاییها بری ** سوی من آیی گمان بد بری
  • Bense unutmadan, vefasızlıktan berîyim. Benim yanıma gelsen bile kötü bir zanla gelirsin.
  • این گمان بد بر آنجا بر که تو ** می‌شوی در پیش همچون خود دوتو 340
  • Sen, hani kendine benzeyenlerin önünde iki kat olursun ya… İşte onlar hakkında kötü zanda bulun.
  • بس گرفتی یار و همراهان زفت ** گر ترا پرسم که کو گویی که زفت
  • Nice ulu ulu dostlar, yoldaşlar edindin. Sana, nerede onlar diye sorsam gittiler dersin.
  • یار نیکت رفت بر چرخ برین ** یار فسقت رفت در قعر زمین
  • İyi dostun yüce göklere gitti kötülük dostunsa yerin dibine geçti.
  • تو بماندی در میانه آنچنان ** بی‌مدد چون آتشی از کاروان
  • Ara yerde sen kalakaldın, yardımsız, yardımcısız kervandan arta kalan ve sönmeye mahkûm ateşe döndün.
  • دامن او گیر ای یار دلیر ** کو منزه باشد از بالا و زیر
  • Ey baba yiğit dost, yukardan, aşağıdan münezzeh olanın eteğini tut.