English    Türkçe    فارسی   

3
3361-3385

  • از دهان آدمی خوش‌مشام ** هم پیام حق شنودم هم سلام
  • Ben ağzı güzel kokan adamın ağzından hem Allah haberini duydum, hem Allah selâmını!
  • وین سلام باقیان بر بوی آن ** من همی‌نوشم به دل خوشتر ز جان
  • Bu Allah erlerinin selâmını da canla, gönülle kabul eder; Allah selâmını onların selâmından duyar, içerim.
  • زان سلام او سلام حق شدست ** کتش اندر دودمان خود زدست
  • Çünkü onun selâmı da Allah selâmı olmuştur. Çünkü o, kendi varlığını ateşlere atmış, yakmıştır.
  • مرده است از خود شده زنده برب ** زان بود اسرار حقش در دو لب
  • Kendi varlığından ölmüş, Allah’ıyla dirilmiştir. Onun için Allah sırları, iki dudağının arasından çıkıp durmadadır.
  • مردن تن در ریاضت زندگیست ** رنج این تن روح را پایندگیست 3365
  • Riyazatta tenin ölümü diriliktir. Bu bedenin eziyet çekmesi ruha ebedîlik verir.
  • گوش بنهاده بد آن مرد خبیث ** می‌شنود او از خروسش آن حدیث
  • O habis herif de horoz ne diyecek diye kulak vermiş dinliyordu.
  • دویدن آن شخص به سوی موسی به زنهار چون از خروس خبر مرگ خود شنید
  • O adamın, horozdan ölüm haberini duyunca Musa’ya koşması
  • چون شنید اینها دوان شد تیز و تفت ** بر در موسی کلیم الله رفت
  • Bunları duyunca ateşlenip koşa koşa Musa Kelimullah’ın kapısına dayandı.
  • رو همی‌مالید در خاک او ز بیم ** که مرا فریاد رس زین ای کلیم
  • Korkudan kapısının toprağına yüz sürmekte, Ey Kelîm, feryadıma yetiş demekteydi.
  • گفت رو بفروش خود را و بره ** چونک استا گشته‌ای بر جه ز چه
  • Musa, “Yürü, yüzünü yerlere döşe de kurtul. Mademki usta oldun, kuyudan sıçra, çık!
  • بر مسلمانان زیان انداز تو ** کیسه و همیانها را کن دوتو 3370
  • Hadi Müslümanlara ziyan ver, keseni, dağarcığını iki kat doldur.
  • من درون خشت دیدم این قضا ** که در آیینه عیان شد مر ترا
  • Ben, sana aynada görünen bu kaza ve kaderi kerpiçte gördüm.
  • عاقل اول بیند آخر را بدل ** اندر آخر بیند از دانش مقل
  • Akıllı kişiye, sonda görülecek şey önceden görünür, gönlüne doğar; bilgisi az kişiye sonunda!” dedi.
  • باز زاری کرد کای نیکوخصال ** مر مرا در سر مزن در رو ممال
  • Adam tekrar feryat edip dedi ki: “Ey iyi ahlâklı, lütfet. Başıma kakma yüzüme vurma.
  • از من آن آمد که بودم ناسزا ** ناسزایم را تو ده حسن الجزا
  • Ben, iyiliğe lâyık bir adam değilim, ancak öyle hareket edebilirdim… Ettim de. Sen, benim liyakatsızlığıma iyi bir karşılık ver, lütfet.”
  • گفت تیری جست از شست ای پسر ** نیست سنت کید آن واپس به سر 3375
  • Musa, “Oğul, şastten bir oktur fırladı, geri gelmesi âdet değildir ki.
  • لیک در خواهم ز نیکوداوری ** تا که ایمان آن زمان با خود بری
  • Fakat bir iyilikte bulunmak isterim; ölüm zamanı imansız kalmayasın, imanlı ölesin.
  • چونک ایمان برده باشی زنده‌ای ** چونک با ایمان روی پاینده‌ای
  • İmanını yoldaş edindin mi dirisin… İmanla gittin mi ebedîsin” dedi.
  • هم در آن دم حال بر خواجه بگشت ** تا دلش شوریده و آوردند طشت
  • Tam bu sırada adamın hali değişti gönlü bulandı, leğen getirdiler.
  • شورش مرگست نه هیضه‌ی طعام ** قی چه سودت دارد ای بدبخت خام
  • Bu, yemekten meydana gelen gönül bulantısı değil, ölüm alâmeti! A ham betbaht, kay etmenin ne faydası var sana?
  • چار کس بردند تا سوی وثاق ** ساق می‌مالید او بر پشت ساق 3380
  • Dört kişi alıp evine götürdüler. Adamcağızın ayakları birbirine dolaşıyordu.
  • پند موسی نشنوی شوخی کنی ** خویشتن بر تیغ پولادی زنی
  • Musa’nın öğüdünü dinlemiyor, halifelikte bulunuyorsun ha… Fakat kandini çeliği sağlam bir kılıcın üstüne atıyorsun!
  • شرم ناید تیغ را از جان تو ** آن تست این ای برادر آن تو
  • Kılıç, senin canını alıverir, hiç utanıp sıkılmaz. Kardeş, bu senin lâyığındır, lâyığın!
  • دعاکردن موسی آن شخص را تا بایمان رود از دنیا
  • Musa’nın, o adamın imanla ölmesi için duası
  • موسی آمد در مناجات آن سحر ** کای خدا ایمان ازو مستان مبر
  • Musa, o seher çağı duaya başladı: “Yarabbi, sen, onun imanını alma.
  • پادشاهی کن برو بخشا که او ** سهو کرد و خیره‌رویی و غلو
  • Padişahlıkta bulun, bağışla onu… O yanılmış, şaşırmış, haddini bilmemiş, haddinden fazla ileri gitmiş!
  • گفتمش این علم نه درخورد تست ** دفع پندارید گفتم را و سست 3385
  • Bu bilgi, senin harcın değil dedim ama sözümü anlamadı. Başımdan savıyorum sandı.