English    Türkçe    فارسی   

3
3429-3453

  • گفت حمزه چونک بودم من جوان ** مرگ می‌دیدم وداع این جهان
  • Hazma dedi ki. “Gençken ölümü, bu dünyaya veda etme tarzında görürdüm.
  • سوی مردن کس برغبت کی رود ** پیش اژدرها برهنه کی شود 3430
  • Kim ölüme isteyerek gider? Kim ejderhanın karşısında soyunur?
  • لیک از نور محمد من کنون ** نیستم این شهر فانی را زبون
  • Fakat şimdi Muhammed’in nuruyla bu fâni şehre zebun değilim ki.
  • از برون حس لشکرگاه شاه ** پر همی‌بینم ز نور حق سپاه
  • Duygudan hariç olan ve halk nuru askeriyle dolu bulunan padişah ordugâhını görmekteyim,
  • خیمه در خیمه طناب اندر طناب ** شکر آنک کرد بیدارم ز خواب
  • Çadırlar, çadırlara geçmiş, çadır direklerinin ipleri, iplere sarılmış… Şükürler olsun ki Allah, beni uykudan uyandırdı.
  • آنک مردن پیش چشمش تهلکه‌ست ** امر لا تلقوا بگیرد او به دست
  • Ölüm, kimin nazarında tehlikeyse “Tehlikeye atılmayın“ emri de onadır.
  • و آنک مردن پیش او شد فتح باب ** سارعوا آید مرورا در خطاب 3435
  • Fakat birisinin nazarında ölüm, hakikat kapısının açılışından ibaret olursa ona… “Haydin, çabuk olun“ hitabı gelir.
  • الحذر ای مرگ‌بینان بارعوا ** العجل ای حشربینان سارعوا
  • Ey ölümü görenler, uzaklaşın… Ey haşri, dirilmeyi görenler, çabuk olun!
  • الصلا ای لطف‌بینان افرحوا ** البلا ای قهربینان اترحوا
  • Ey lütuf görenler, ferahlanın, sevinin… Ey kahır görenler, bu bir belâdır, gamlanın!
  • هر که یوسف دید جان کردش فدی ** هر که گرگش دید برگشت از هدی
  • Ölümü, bir Yusuf gören, canını feda eder, kurt olarak görense yolunu sapıtır!
  • مرگ هر یک ای پسر همرنگ اوست ** پیش دشمن دشمن و بر دوست دوست
  • Oğul, herkesin ölümü, kendi rengindendir. Düşmana düşmandır, dosta dost!
  • پیش ترک آیینه را خوش رنگیست ** پیش زنگی آینه هم زنگیست 3440
  • Ayna Türk’e nazaran güzel renktedir. Zenciye nazaran o da zencidir.
  • آنک می‌ترسی ز مرگ اندر فرار ** آن ز خود ترسانی ای جان هوش دار
  • Ey can, aklını başına devşir… Ölümden korkup kaçarsın ya… Doğrucası sen, kendinden korkmaktasın.
  • روی زشت تست نه رخسار مرگ ** جان تو همچون درخت و مرگ برگ
  • Gördüğün, ölümün yüzü değil, kendi çirkin yüzün, canın ağaca benzer… Ölüm, yaprağıdır.
  • از تو رستست ار نکویست ار بدست ** ناخوش و خوش هر ضمیرت از خودست
  • İyiyse de senden yetişmiş, yeşermiştir, kötüyse de. Hoş, nahoş… Gönlüne gelen bir şey, senden senin varlığından gelir.
  • گر بخاری خسته‌ای خود کشته‌ای ** ور حریر و قزدری خود رشته‌ای
  • Bir dikenle yaralanmışsan o dikeni sen dikmişsindir. Atlas olsun, ipek olsun, ne giymişsen kendin eğirmişsindir.
  • دانک نبود فعل همرنگ جزا ** هیچ خدمت نیست همرنگ عطا 3445
  • Bil ki iş, ona verilen karşılıkla aynı renkte olmaz. Hiçbir hizmet, o hizmete mukabil verilen şeyle bir renkte değildir.
  • مزد مزدوران نمی‌ماند بکار ** کان عرض وین جوهرست و پایدار
  • Ücret alanların ücreti, yaptıkları işe benzemez. Çünkü o iş ârazdır, buysa cevher ve ebedî.
  • آن همه سختی و زورست و عرق ** وین همه سیمست و زرست و طبق
  • İş, güçlükten, zordan, alın terinden ibarettir; buysa gümüştür, altındır, tabaklarla verilen ihsandır.
  • گر ترا آید ز جایی تهمتی ** کرد مظلومت دعا در محنتی
  • Sana bir yerden bir töhmet gelse, mutlaka zulmettiğin birisi mihnete düşmüş, beddua etmiştir.
  • تو همی‌گویی که من آزاده‌ام ** بر کسی من تهمتی ننهاده‌ام
  • Ama sen dersen ki ben bir şey yapmadım, kimse hakkında bir töhmette bulunmadım.
  • تو گناهی کرده‌ای شکل دگر ** دانه کشتی دانه کی ماند به بر 3450
  • Fakat başka çeşit bir günah etmişsindir. Tohum ektin, nasıl olur da meyve vermez?
  • او زنا کرد و جزا صد چوب بود ** گوید او من کی زدم کس را بعود
  • Zina edene yüz sopa vururlar da zinâkâr, ben kimseyi dövmedim ki der.
  • نه جزای آن زنا بود این بلا ** چوب کی ماند زنا را در خلا
  • Fakat bu belâ, bu dövüş, o zinanın cezası değil mi? Ama sopa, gizli bir yerde edilen zinaya nasıl benzer?
  • مار کی ماند عصا را ای کلیم ** درد کی ماند دوا را ای حکیم
  • Ey Kalîm, yılan hiç sopaya benzer mi? Ey hakîm, dert, devaya benzer mi?