English    Türkçe    فارسی   

3
4179-4203

  • اندر آن بستان اگر خندیده‌ای ** تو گل بستان جان و دیده‌ای
  • O bostanda güldüyse can ve göz bostanının gülü olduğundan güldün.
  • گر جدا از باغ آب و گل شدی ** لقمه گشتی اندر احیا آمدی 4180
  • Su ve toprak bahçesinden ayrıldıysan lokma oldun, dirilerin vücuduna girdin.
  • شو غذی و قوت و اندیشه‌ها ** شیر بودی شیر شو در بیشه‌ها
  • Gıda ol, kuvvet ol, düşünce ol… Evvelce süttün, şimdi ormanlarda aslan kesil!
  • از صفاتش رسته‌ای والله نخست ** در صفاتش باز رو چالاک و چست
  • Vallahi sen, önce onun sıfatlarından ayrıldın da geldin. Tekrar çevikçe acele et, yine onun sıfatların ulaş!
  • ز ابر و خورشید و ز گردون آمدی ** پس شدی اوصاف و گردون بر شدی
  • Buluttan, güneşten, gökten geldin… Yine Allah sıfatları haline döndün mü göklere gidersin.
  • آمدی در صورت باران و تاب ** می‌روی اندر صفات مستطاب
  • Yağmur ve ışık suretinde geldin, Allah’ın tertemiz sıfatları suretine bürünüp gidiyorsun.
  • جزو شید و ابر و انجمها بدی ** نفس و فعل و قول و فکرتها شدی 4185
  • Güneşin, bulutun, yıldızın cüzüydün… Nefis, iş, söz ve düşünceler oldun.
  • هستی حیوان شد از مرگ نبات ** راست آمد اقتلونی یا ثقات
  • Nebatın ölümü, hayvanın varlığı oldu; bu suretle de “Ey güvendiğim, inandığım kişiler, beni öldürün” sözü doğru çıktı.
  • چون چنین بردیست ما را بعد مات ** راست آمد ان فی قتلی حیات
  • Mademki ölümden sonra bize böyle bir hayat var, “Şüphe yok ki ölümümde hayat vardır” sözü doğru.
  • فعل و قول و صدق شد قوت ملک ** تا بدین معراج شد سوی فلک
  • İş, söz ve doğruluk, meleğin gıdasıdır. Melek, bunlarla göğe ağar.
  • آنچنان کان طعمه شد قوت بشر ** از جمادی بر شد و شد جانور
  • Nitekim o yemek de insana gıda olunca cemadat halinden yücelir, o canlı bir hale gelir.
  • این سخن را ترجمه‌ی پهناوری ** گفته آید در مقام دیگری 4190
  • Bunu, adamakıllı, etraflıca anlattık… Başka bir yerde gelecek.
  • کاروان دایم ز گردون می‌رسد ** تا تجارت می‌کند وا می‌رود
  • Kervan, daima göklerden gelmekte, alışverişte bulunup yine göklere gitmekte.
  • پس برو شیرین و خوش با اختیار ** نه بتلخی و کراهت دزدوار
  • Şu halde hırsız gibi acılıkla zorla değil de istekle tatlı tatlı, güzel güzel git!
  • زان حدیث تلخ می‌گویم ترا ** تا ز تلخیها فرو شویم ترا
  • Seni acılıklardan yıkayıp arıtmak için acı söylüyorum.
  • ز آب سرد انگور افسرده رهد ** سردی و افسردگی بیرون نهد
  • Donmuş, soğuk çalmış üzümü donukluğu gitsin diye soğuk suya atarlar.
  • تو ز تلخی چونکه دل پر خون شوی ** پس ز تلخیها همه بیرون روی 4195
  • Seni de acılıklarla gönlün kanlara bulanırsa içindeki bütün acılıklar gider.
  • تمثیل صابر شدن مومن چون بر شر و خیر بلا واقف شود
  • Hayır ve belânın sırrını bilen mümin sabreder
  • سگ شکاری نیست او را طوق نیست ** خام و ناجوشیده جز بی‌ذوق نیست
  • Av köpeği olmayan köpeğin boynunda tasma yoktur. Ham ve kaynamamış şey, mutlaka lezzetsizdir.”
  • گفت نخود چون چنینست ای ستی ** خوش بجوشم یاریم ده راستی
  • Nohut, bu sözleri duyunca “Mademki iş böyledir hanımcığım, güzel güzel kaynarım, sen de bana yardım et ama.
  • تو درین جوشش چو معمار منی ** کفچلیزم زن که بس خوش می‌زنی
  • Sen, bu kaynatmada beni yapıp yoğuran bir mimara benziyorsun. Vur bana kepçeyle… Ne de güzel vuruyorsun.
  • همچو پیلم بر سرم زن زخم و داغ ** تا نبینم خواب هندستان و باغ
  • Ben fil gibiyim, vur başıma, yarala beni… Vur, yarala da Hindistan’ı, Hindistan bahçelerini görmeyeyim.
  • تا که خود را در دهم در جوش من ** تا رهی یابم در آن آغوش من 4200
  • Bu suretle de kendimi kaynamaya, vereyim de onun kucağına ulaşayım, ona kavuşmaya bir yol bulayım!
  • زانک انسان در غنا طاغی شود ** همچو پیل خواب‌بین یاغی شود
  • Çünkü insan, zenginlikte azgın olur. Rüyasında Hindistan’ı gören fil gibi azar, kudurur.
  • پیل چون در خواب بیند هند را ** پیلبان را نشنود آرد دغا
  • Fil, rüyada Hindistan’ı gördü mü filciyi dinlemez, azgın bir hale gelir.
  • عذر گفتن کدبانو با نخود و حکمت در جوش داشتن کدبانو نخود را
  • Hanımın nohuda özürler getirmesi ve nohudu kaynatmasındaki hikmet
  • آن ستی گوید ورا که پیش ازین ** من چو تو بودم ز اجزای زمین
  • Hanım, nohuda der ki: “Ben de bundan önce senin gibi yeryüzü cüz’ülerindenim.