English    Türkçe    فارسی   

3
4212-4236

  • آن غریب شهر سربالا طلب ** گفت می‌خسپم درین مسجد بشب
  • O himmeti yüce garip dedi ki: “Ben, bu mescitte kalacak, bu mescitte uyuyacağım.
  • مسجدا گر کربلای من شوی ** کعبه‌ی حاجت‌روای من شوی
  • Ey mescit, bana Kerbelâ olsan yine aldırış etmem. Sen beni muradıma eriştiren bir Kâbe olacaksın!
  • هین مرا بگذار ای بگزیده دار ** تا رسن‌بازی کنم منصوروار
  • Ey seçilmiş ev, aman beni kurtar da Mansur gibi ipimle oynayayım.
  • گر شدیت اندر نصیحت جبرئیل ** می‌نخواهد غوث در آتش خلیل 4215
  • Size gelince: Öğüt vermede Cebrail bile olsanız Halil, ateş içinde medet istemez ki.
  • جبرئیلا رو که من افروخته ** بهترم چون عود و عنبر سوخته
  • Ey Cebrail, git… Ben tutuşmuş yanmaktayım; amber ve öd ağacı gibi yanmakta, bana daha hoş geliyor.
  • جبرئیلا گر چه یاری می‌کنی ** چون برادر پاس داری می‌کنی
  • Ey Cebrail, sen bana yardım ediyorsun, kardeş gibi beni görüp gözetiyorsun ama
  • ای برادر من بر آذر چابکم ** من نه آن جانم که گردم بیش و کم
  • Ben ateşe atılmada pek çeviğim… Yanmakla azalacak, yanmakla çoğalacak, yaşayacak can değilim ki!
  • جان حیوانی فزاید از علف ** آتشی بود و چو هیزم شد تلف
  • Ot yemekle artan, gelişen can hayvan canıdır… O can, ateşe mensuptur, odun gibi de telef olur gider.
  • گر نگشتی هیزم او مثمر بدی ** تا ابد معمور و هم عامر بدی 4220
  • Odun olmasaydı meyve verir, ebediyen mamur bir halde kalır, her şeyi de mahmurlaştırırdı.
  • باد سوزانت این آتش بدان ** پرتو آتش بود نه عین آن
  • Bu ateş, bil ki yakıcı bir yelden ibarettir… Asıl ateşin ışığıdır, kendisi değil!
  • عین آتش در اثیر آمد یقین ** پرتو و سایه‌ی ویست اندر زمین
  • Asıl ateş, esîrdedir. Yeryüzündeki onun ışığı, onun gölgesidir.
  • لاجرم پرتو نپاید ز اضطراب ** سوی معدن باز می‌گردد شتاب
  • Hulâsa ışık ve gölge, daima oynar durur, baki kalmaz… Yine koşa koşa madenine gider, aslına kavuşur.
  • قامت تو بر قرار آمد بساز ** سایه‌ات کوته دمی یکدم دراز
  • Boyun daima olduğu gibidir de gölgesi bir an kısalır bir an uzar.
  • زانک در پرتو نیابد کس ثبات ** عکسها وا گشت سوی امهات 4225
  • Çünkü ışıkların hiç kimse sebat ettiğini görmemiştir; akisler yine döner; asıllarına, analarına giderler.
  • هین دهان بر بند فتنه لب گشاد ** خشک آر الله اعلم بالرشاد
  • Kendine gel… Ağzını yum; fitne, dudaklarını açtı… Kuru sözlere giriş, doğrusunu Allah daha iyi bilir!
  • ذکرخیال بد اندیشیدن قاصر فهمان
  • İyi anlayanları kötü hayallere düşmeleri
  • پیش از آنک این قصه تا مخلص رسد ** دود و گندی آمد از اهل حسد
  • Bu hikâye sone ermeden hasetçilerden bir kötü dumandır geldi.
  • من نمی‌رنجم ازین لیک این لگد ** خاطر ساده‌دلی را پی کند
  • Ben, bundan korkmam ama bu tekme, belki bir gönlü saf kişinin ayağını çeler.
  • خوش بیان کرد آن حکیم غزنوی ** بهر محجوبان مثال معنوی
  • O Hakîmi Gaznevî, perde ardında kalanlara ne güzel manevi bir misal getirdi.
  • که ز قرآن گر نبیند غیر قال ** این عجب نبود ز اصحاب ضلال 4230
  • Sapıklar, Kur’an’da sözden, lâftan başka bir şey görmezlerse şaşılmaz ki
  • کز شعاع آفتاب پر ز نور ** غیر گرمی می‌نیابد چشم کور
  • Körün gözüne, nurlarla dolu güneşin ışıkları gelmez de yalnız bir hararet gelir.
  • خربطی ناگاه از خرخانه‌ای ** سر برون آورد چون طعانه‌ای
  • Göbekli biri, ansızın eşek yurdundan şunu, bunu kınayan karılar gibi baş çıkararak,
  • کین سخن پستست یعنی مثنوی ** قصه پیغامبرست و پی‌روی
  • “Bu söz, yani Mesnevi, aşağılık bir söz… Peygamber’in hikâyesi ona uymayı anlatıp durmakta.
  • نیست ذکر بحث و اسرار بلند ** که دوانند اولیا آن سو سمند
  • Bunda öyle velilerin at koşturdukları makamlara ait yüce bahisler, yüksek şeyler yok…
  • از مقامات تبتل تا فنا ** پایه پایه تا ملاقات خدا 4235
  • Dünyadan ve Allah’tan başka her şeyden kesilmeden tut da yokluk makamına kadar derece derece, mertebe mertebe Allah’a ulaşıncaya kadar
  • شرح و حد هر مقام و منزلی ** که بپر زو بر پرد صاحب‌دلی
  • Her durağın, her konağın şehri de yok ki bir gönül sahibi onunla kanatlanıp uçsun” dedi.