English    Türkçe    فارسی   

3
4306-4330

  • چون گران دیدی شوی تو مستدل ** رست از تقلید خشک آنگاه دل
  • Anlarsın da su olduğuna inanırsın, gönlün o zaman bu kuru taklitten kurtulur.
  • گر نبیند کور آب جو عیان ** لیک داند چون سبو بیند گران
  • Kör, ırmak suyunu açıkça göremez ama testinin ağırlaştığını anlayınca su olduğunu bilir.
  • که ز جو اندر سبو آبی برفت ** کین سبک بود و گران شد ز آب و زفت
  • Çünkü testi önce hafifti, ırmağa daldırılınca ağırlaştı, içi hayli suyla doldu.
  • زانک هر بادی مرا در می‌ربود ** باد می‌نربایدم ثقلم فزود
  • Evvelce her yel beni kapıp beni götürürdü, fakat şimdi ağırlaştım” beni yel kapamaz artık.
  • مر سفیهان را رباید هر هوا ** زانک نبودشان گرانی قوی 4310
  • Akılsız kişileri her türlü yel kapıp gider. Çünkü onların kuvvetleri sağlam değildir.
  • کشتی بی‌لنگر آمد مرد شر ** که ز باد کژ نیابد او حذر
  • Kötü ve hayırsız adam, lengersiz gemidir; ne demir atmıştır, ne bir yere bağlıdır; deli rüzgârlardan kurtulamaz ki.
  • لنگر عقلست عاقل را امان ** لنگری در یوزه کن از عاقلان
  • Akıllıya emniyet ve huzur veren akıl lengeridir… Akıllılardan bir lenger dilen!
  • او مددهای خرد چون در ربود ** از خزینه در آن دریای جود
  • İnsan, o cömertlik denizinin inci hazinesinden akıl, fikir kazanırsa
  • زین چنین امداد دل پر فن شود ** بجهد از دل چشم هم روشن شود
  • Bunların yardımıyla gönlü marifetler elde eder, gönüllükten çıkar, yücelir… Gözleri de nurlanır.
  • زانک نور از دل برین دیده نشست ** تا چو دل شد دیده‌ی تو عاطلست 4315
  • Çünkü nur, gönülden doğar da bu göze vurur. Gönül olmasa gözün hiç bir şey göremez.
  • دل چو بر انوار عقلی نیز زد ** زان نصیبی هم بدو دیده دهد
  • Gönül, akıl nurlarıyla nurlanırsa o nurlardan göze de bir pay verir.
  • پس بدان کاب مبارک ز آسمان ** وحی دلها باشد و صدق بیان
  • Bil ki gökten inen mübarek su, gönüllere gelen vahiydir, dillere gelen doğru sözlülüktür.
  • ما چو آن کره هم آب جو خوریم ** سوی آن وسواس طاعن ننگریم
  • Biz de tay gibi ırmaktan su içelim de bizi kınayan vesveseciye bakmayalım, aldırış etmeyelim.
  • پی‌رو پیغمبرانی ره سپر ** طعنه‌ی خلقان همه بادی شمر
  • Peygamberlerin izini izliyorsan yola düş, halkın bütün kınamalarını hava say!
  • آن خداوندان که ره طی کرده‌اند ** گوش فا بانگ سگان کی کرده‌اند 4320
  • Yol aşan, menzil alan yol erleri ne vakit köpeklerin havlamasına kulak astılar?
  • بقیه‌ی ذکر آن مهمان مسجد مهمان‌کش
  • Konuk öldüren mescit hikâyesinin sonu
  • باز گو کان پاک‌باز شیرمرد ** اندر آن مسجد چه بنمودش چه کرد
  • O tertemiz aslan adama mescitte neler göründü? Sen onu söyle yine!
  • خفت در مسجد خود او را خواب کو ** مرد غرقه گشته چون خسپد بجو
  • Mescitte, suya gark olmuş adam nasıl uyursa öyle uyudu.
  • خواب مرغ و ماهیان باشد همی ** عاشقان را زیر غرقاب غمی
  • Gam denizine batmış âşıkların uykusu, daima kuş ve balık uykusudur.
  • نیمشب آواز با هولی رسید ** کایم آیم بر سرت ای مستفید
  • Gece yarısı korkunç bir sestir geldi: Ey kendisine fayda dileyen, geleyim mi, geleyim mi?
  • پنج کرت این چنین آواز سخت ** می‌رسید و دل همی‌شد لخت‌لخت 4325
  • Bu şiddetli ses tam beş kere geldi, korkudan adamın yüreği çatlıyor, paramparça oluyordu.
  • تفسیر آیت واجلب علیهم بخیلک و رجلک
  • “Onları atlı, yaya askerlerinle çağır” ayetinin tefsiri
  • تو چو عزم دین کنی با اجتهاد ** دیو بانگت بر زند اندر نهاد
  • Sen de din yoluna girmeyi, o yolda çalışmayı kurarsın ama şeytan, içinden seslenir:
  • که مرو زان سو بیندیش ای غوی ** که اسیر رنج و درویشی شوی
  • “A sapık, o yola gitme, eziyetlere düşer, yoksul olur, kalırsın.
  • بی‌نوا گردی ز یاران وابری ** خوار گردی و پشیمانی خوری
  • Dostlarından ayrı düşer, hor hakir bir hale gelir, pişman olursun!”
  • تو ز بیم بانگ آن دیو لعین ** وا گریزی در ضلالت از یقین
  • Sen de o melun Şeytan’ın sesinden korkar, yakinden kaçar, sapıklığa düşersin.
  • که هلا فردا و پس فردا مراست ** راه دین پویم که مهلت پیش ماست 4330
  • “Hele yarın, hele öbür gün din yoluna girer, koşar, yürürüm… Daha önümüzde vakit var” dersin.