English    Türkçe    فارسی   

3
4651-4675

  • گفت قول تست برهان و درست ** خصم من بادست و او در حکم تست
  • Sivrisinek dedi ki: “Sözün doğru, delilin tam yerinde… Düşmanım rüzgâr, o da senin emrinde!”
  • بانگ زد آن شه که ای باد صبا ** پشه افغان کرد از ظلمت بیا
  • O padişah “Ey seher yeli, sivrisinek, zulmünden feryat ediyor… Gel,
  • هین مقابل شو تو و خصم و بگو ** پاسخ خصم و بکن دفع عدو
  • Hadi, geç hasmının karşısına da anlat, ona cevap ver, dâvasını reddet!” dedi.
  • باد چون بشنید آمد تیز تیز ** پشه بگرفت آن زمان راه گریز
  • Rüzgâr, bu emri duyunca çabucacık esip geldi… Fakat sivrisinek kaçma yolunu tuttu!
  • پس سلیمان گفت ای پشه کجا ** باش تا بر هر دو رانم من قضا 4655
  • Süleyman “A sivrisinek nereye? Dur da ikinizi de dinleyip hüküm vereyim” dedi.
  • گفت ای شه مرگ من از بود اوست ** خود سیاه این روز من از دود اوست
  • Sivrisinek dedi ki: “Padişahım, ölümüm, onun varlığından… Zaten günüm, onun dumanından kararmakta.
  • او چو آمد من کجا یابم قرار ** کو بر آرد از نهاد من دمار
  • O gelince ben nasıl durabilirim? Benim kökümü kazan o!”
  • همچنین جویای درگاه خدا ** چون خدا آمد شود جوینده لا
  • Tıpkı bunun gibi Allah tapısını arayan da Allah geldi mi yok olur.
  • گرچه آن وصلت بقا اندر بقاست ** لیک ز اول آن بقا اندر فناست
  • O vuslat ebedîlik içinde ebedîliktir ama o ebedîlik yokluk suretinde tecelli eder.
  • سایه‌هایی که بود جویای نور ** نیست گردد چون کند نورش ظهور 4660
  • Nur arayan gölgeler, nur zuhur etti mi yok olur.
  • عقل کی ماند چو باشد سرده او ** کل شیء هالک الا وجهه
  • Âşık, başını verince akıl kalır mı gayrı? Her şey helâk bulur, yalnız onun hakikati kalır.
  • هالک آید پیش وجهش هست و نیست ** هستی اندر نیستی خود طرفه‌ایست
  • Onun hakikatine karşı var da yok olur, yok da. Yoklukta varlık… Bu, pek acayip bir şey!
  • اندرین محضر خردها شد ز دست ** چون قلم اینجا رسیده شد شکست
  • Bu makamda akıllar elden çıkar, kalem buraya vardı mı kırılır, bir şey yazamaz olur!
  • نواختن معشوق عاشق بیهوش را تا به هوش باز آید
  • Sevgilinin, kendine gelsin diye âşığına iltifat etmesi
  • می‌کشید از بیهشی‌اش در بیان ** اندک اندک از کرم صدر جهان
  • Sadr-ı Cihan, o âşığı yavaş, yavaş istiğrak âleminden çekmekte, söz söyleme makamına getirmekteydi.
  • بانگ زد در گوش او شه کای گدا ** زر نثار آوردمت دامن گشا 4665
  • Padişah âşığın kulağına dedi ki: “Ey yoksul, eteğini aç, sana altın saçmaya geldim.
  • جان تو کاندر فراقم می‌طپید ** چونک زنهارش رسیدم چون رمید
  • Canın ayrılığımla halecan içindeydi… İmdadına geldim, nasıl oldu da ürküp kaçtı?
  • ای بدیده در فراقم گرم و سرد ** با خود آ از بی‌خودی و باز گرد
  • Ey ayrılığımla dünyanın soğuğunu, sıcağını, kahrını, kahrını, lütfunu gören âşık, kendine gel, dön geriye!
  • مرغ خانه اشتری را بی خرد ** رسم مهمانش به خانه می‌برد
  • Akılsız bir tavuk, deveyi evine konuk götürür.
  • چون به خانه مرغ اشتر پا نهاد ** خانه ویران گشت و سقف اندر فتاد
  • Fakat deve, tavuğun evine ayak atar atmaz ev yıkılır, dam çöker!
  • خانه‌ی مرغست هوش و عقل ما ** هوش صالح طالب ناقه‌ی خدا 4670
  • Bizim aklımız, fikrimiz de tavuk kümesinden ibaret. Salih’in aklıysa Allah devesini arar.
  • ناقه چون سر کرد در آب و گلش ** نه گل آنجا ماند نه جان و دلش
  • Deve, başını suya, toprağa daldırınca orada ne toprak kalır, ne can, ne gönül.
  • کرد فضل عشق انسان را فضول ** زین فزون‌جویی ظلومست و جهول
  • Aşk öyle bir fazilettir ki insanı faziletler sahibi yapar… Fakat insan, bu haddinden fazla dileyiş yüzünden hem pek zalimdir, ham de pek cahil!
  • جاهلست و اندرین مشکل شکار ** می‌کشد خرگوش شیری در کنار
  • İnsan hakikaten bilgisizdir; Hele bu müşkül avda büsbütün bilgisiz. Bir tavşan, aslanı kucaklamaya çalışıyor!
  • کی کنار اندر کشیدی شیر را ** گر بدانستی و دیدی شیر را
  • Eğer aslanı bilseydi, görseydi hiç kucaklamaya kalkışır mıydı, buna imkân mı var?
  • ظالمست او بر خود و بر جان خود ** ظلم بین کز عدلها گو می‌برد 4675
  • İnsan, canına da zulmeder, nefsine de… Fakat şu zulme bak, şu zulmü gör ki adaletlerden bile topu kapar, adaletlerden bile üstündür, ileridir.