English    Türkçe    فارسی   

3
4708-4732

  • گفت من رعدست و این بانگ و حنین ** ز ابر خواهد تا ببارد بر زمین
  • Sözlerim, bu feryad ü figanın âdeta gök gürültüsü… Yeryüzüne bulutlardan yağmur yağdırmak istiyor!
  • من میان گفت و گریه می‌تنم ** یا بگریم یا بگویم چون کنم
  • Söylemekle ağlamak arasında mütereddidim… Nasıl edeyim; ağlayayım mı söyleyeyim mi?
  • گر بگویم فوت می‌گردد بکا ** ور نگویم چون کنم شکر و ثنا 4710
  • Söylesem ağlayamam; fakat ağlarsam sana nasıl şükredebilir, seni nasıl övebilirim?
  • می‌فتد از دیده خون دل شها ** بین چه افتادست از دیده مرا
  • Padişahım, gözlerimden gönül kanları akmakta. Bak, gözlerimden neler akıyor?”
  • این بگفت و گریه در شد آن نحیف ** که برو بگریست هم دون هم شریف
  • O zayıf âşık, bunları söyleyip ağlamaya başladı… Haline aşağılık kişilerde ağladılar, yüce kişiler de!
  • از دلش چندان بر آمد های هوی ** حلقه کرد اهل بخارا گرد اوی
  • İçinden öyle bir hay haydır coştu ki Buhara halkı etrafına toplandı.
  • خیره گویان خیره گریان خیره‌خند ** مرد و زن خرد و کلان حیران شدند
  • Hayran hayran söylemekte, hayran hayran ağlamakta, hayran hayran gülmekteydi. Kadın, erkek, büyük, küçük, herkes ona şaştı kaldı!
  • شهر هم هم‌رنگ او شد اشک ریز ** مرد و زن درهم شده چون رستخیز 4715
  • Bütün şehir, onun rengine boyandı; herkes, onunla beraber ağlamaya başladı. Kadın, erkek birbirine karıştı, kıyametten bir alâmet oldu!
  • آسمان می‌گفت آن دم با زمین ** گر قیامت را ندیدستی ببین
  • O anda gökyüzü yere, kıyameti görmedinse gör diyordu!
  • عقل حیران که چه عشق است و چه حال ** تا فراق او عجب‌تر یا وصال
  • Akıl, bu ne aşktır, bu ne haldir… Onun ayrılığına mı şaşmalı, kavuşmasına mı? Hangisi daha ziyade şaşılacak şey diye hayran olmuştu.
  • چرخ بر خوانده قیامت‌نامه را ** تا مجره بر دریده جامه را
  • Gök, o anda kıyametnameyi okumuş, saman uğrusuna kadar elbisesini yırtmıştı!
  • با دو عالم عشق را بیگانگی ** اندرو هفتاد و دو دیوانگی
  • Aşk, iki âleme de yabancıdır; aşkta yetmiş iki türlü divanelik var!
  • سخت پنهانست و پیدا حیرتش ** جان سلطانان جان در حسرتش 4720
  • Aşk, pek gizlidir ama şaşkınlığı meydanda… Padişahların canları bile ona hasret çekmektedir.
  • غیر هفتاد و دو ملت کیش او ** تخت شاهان تخته‌بندی پیش او
  • Aşk dini, aşk mezhebi, yetmiş iki şeriatta da dışarıdır. Padişahların tahtları, aşka karşı alelâde bir tahta parçasından ibarettir.
  • مطرب عشق این زند وقت سماع ** بندگی بند و خداوندی صداع
  • Aşk çalgıcısı, semâ vaktinde şunu çalar: Kulluk bir bağdır, efendilik baş ağrısı!
  • پس چه باشد عشق دریای عدم ** در شکسته عقل را آنجا قدم
  • Şu halde aşk nedir? Yokluk deryası! Aklın ayağı, orada kırıktır!
  • بندگی و سلطنت معلوم شد ** زین دو پرده عاشقی مکتوم شد
  • Kulluk da malûm sultanlık da… Âşıklık bu iki perdeden gizli!
  • کاشکی هستی زبانی داشتی ** تا ز هستان پرده‌ها برداشتی 4725
  • Keşke varlığın bir dili olsaydı da varlardan perdeyi kaldırsa, hakikati anlatsaydı!
  • هر چه گویی ای دم هستی از آن ** پرده‌ی دیگر برو بستی بدان
  • Ey varlık nefesi, ona ait ne söylersen bil ki onun üstüne bir perde daha örttün.
  • آفت ادراک آن قالست و حال ** خون بخون شستن محالست و محال
  • Onu anlamanın afeti, sözdür, haldir; kanı kanla yıkamanın imkânı yok!
  • من چو با سوداییانش محرمم ** روز و شب اندر قفص در می‌دمم
  • Ben, onun sevdalılarının mahremiyim… Gece, gündüz kafes içinde ondan bahsetmedeyim!
  • سخت مست و بی‌خود و آشفته‌ای ** دوش ای جان بر چه پهلو خفته‌ای
  • Ey can, pek sarhoşsun, pek kendinden geçmiş, pek perişan ve harap olmuşsun… Dün gece hangi yanına yattın ki?
  • هان و هان هش دار بر ناری دمی ** اولا بر جه طلب کن محرمی 4730
  • Kendine gel, kendine… bu sırdan pek bahsetme; önce bir sıçra, kendine mahrem bir dost iste!
  • عاشق و مستی و بگشاده زبان ** الله الله اشتری بر ناودان
  • Âşıksın, sarhoşsun, dilin açılmış… Allah, Allah… Sen, oluk üstünde bir devesin!
  • چون ز راز و ناز او گوید زبان ** یا جمیل الستر خواند آسمان
  • Dil, onun sırrından, onun nazından bahse kalkıştı mı gök, “Ey hakikatini güzelce örten Allah” demeye başlar.