English    Türkçe    فارسی   

4
269-293

  • یک برادر داشت آن دباغ زفت ** گربز و دانا بیامد زود تفت
  • O tabağın iriyarı, güçlü kuvvetli, bilgili anlayışlı bir erkek kardeşi vardı, hemencecik koşa koşa geldi.
  • اندکی سرگین سگ در آستین ** خلق را بشکافت و آمد با حنین 270
  • Yenine biraz köpek pisliği almıştı, halkı yardı, feryat ederek kardeşinin başucuna geldi.
  • گفت من رنجش همی دانم ز چیست ** چون سبب دانی دوا کردن جلیست
  • Ben neden hastalandı biliyorum, dedi... Hastalık teşhis edildi, sebebi bilindi mi tedavisi kolaydır.
  • چون سبب معلوم نبود مشکلست ** داروی رنج و در آن صد محملست
  • Sebebi bilinmezse tedavisi güçleşir... Hangi ilaç iyi gelecek? Yüz türlü ihtimal vardır.
  • چون بدانستی سبب را سهل شد ** دانش اسباب دفع جهل شد
  • Fakat sebebi bilindi mi iş kolaylaşır. Sebeplerini bilmek, bilgisizliği giderir.
  • گفت با خود هستش اندر مغز و رگ ** توی بر تو بوی آن سرگین سگ
  • Adam kendi kendine, onun iliğine damarına kat kat köpek pisliği sinmiştir.
  • تا میان اندر حدث او تا به شب ** غرق دباغیست او روزی‌طلب 275
  • Rızkını elde etmek için her gün, akşamlara kadar pisliğe gömülmüştür, tabaklığa gark olunmuştur demişti.
  • پس چنین گفتست جالینوس مه ** آنچ عادت داشت بیمار آنش ده
  • Büyük Calinus da böyle demiştir: Hastaya, neye alışkınsa onu ver!
  • کز خلاف عادتست آن رنج او ** پس دوای رنجش از معتاد جو
  • Aykırı olan şeylerden zahmet çeker; onun için hastalığının ilacını da alıştığı şeylerde ara!
  • چون جعل گشتست از سرگین‌کشی ** از گلاب آید جعل را بیهشی
  • Bokböceği, daima pislik taşır durur... Bu yüzden de gülsuyundan bayılır.
  • هم از آن سرگین سگ داروی اوست ** که بدان او را همی معتاد و خوست
  • Onun ilâcı yine köpek pisliğidir... Çünkü ona alışmıştır, onunla halli hamur olmuştur.
  • الخبیثات الخبیثین را بخوان ** رو و پشت این سخن را باز دان 280
  • “Pisler, peslerindir” ayetini oku da bu sözün önünü, sonunu anla!
  • ناصحان او را به عنبر یا گلاب ** می دوا سازند بهر فتح باب
  • Öğütçüler, pis kişiyi, ona bir kapı açılması, iyileşmesi için amberle, gülsuyu ile tedavi etmek isterler!
  • مر خبیثان را نسازد طیبات ** درخور و لایق نباشد ای ثقات
  • Fakat ey inanılır, itimat edilir kişiler, pislere temiz şeyler lâyık değildir ki!
  • چون زعطر وحی کژ گشتند و گم ** بد فغانشان که تطیرنا بکم
  • Onlar, vahyin güzel kokusuyla eğrilmişler, sapıtmışlardır da “Siz bize uğursuzsunuz, biz, sizin yüzünüzden kötülüğe uğradık” diye feryada başlamışlardır.
  • رنج و بیماریست ما را این مقال ** نیست نیکو وعظتان ما را به فال
  • “Bu söz, bize zahmet veriyor, bu sözden hastalanıyoruz... Sizin vaazınız iyi değil, bize iyi gelmiyor.
  • گر بیاغازید نصحی آشکار ** ما کنیم آن دم شما را سنگسار 285
  • Eğer yine susmaz da nasihate başlarsanız derhal sizi taşlar, öldürürüz.
  • ما بلغو و لهو فربه گشته‌ایم ** در نصیحت خویش را نسرشته‌ایم
  • Biz, oyunla, abes ve saçma şeylerle semirmişiz... Öğüte hiç alışmamışız!
  • هست قوت ما دروغ و لاف و لاغ ** شورش معده‌ست ما را زین بلاغ
  • Bizim gıdamız yalandır, asılsız lâftır, saçma sapan sözlerdir... Sizin bildirdiğiniz şeyler, midemizi bozuyor.
  • رنج را صدتو و افزون می‌کنید ** عقل را دارو به افیون می‌کنید
  • Siz bu sözlerle hastalığımızı yüzlerce defa artırıyor... Akla ilâç olarak afyon veriyorsunuz” demişlerdir.
  • معالجه کردن برادر دباغ دباغ را به خفیه به بوی سرگین
  • Tabağın kardeşinin, tabağı gizlice fışkı kokusuyla tedavisi
  • خلق را می‌راند از وی آن جوان ** تا علاجش را نبینند آن کسان
  • Delikanlı, kardeşine yapacağı ilâcı kimse görmesin diye halkı uzaklaştırdı.
  • سر به گوشش برد هم‌چون رازگو ** پس نهاد آن چیز بر بینی او 290
  • 290.Gizli bir şeyler söyler gibi ağzını kulağına götürdü, sonra da o şeyi burnuna koydu.
  • کو به کف سرگین سگ ساییده بود ** داروی مغز پلید آن دیده بود
  • Köpek pisliğini avucuna sürtmüştü... Pis beynin ilâcını bu pislikle görmüştü.
  • ساعتی شد مرد جنبیدن گرفت ** خلق گفتند این فسونی بد شگفت
  • Avucunu koklatır koklatmaz adam, deprenmeye başladı. Halk, bu pek mühim bir afsun dediler...
  • کین بخواند افسون به گوش او دمید ** مرده بود افسون به فریادش رسید
  • Afsunu okuyup kulağına üfürdü... Adam adeta ölmüştü, afsun imdadına yetişti!