English    Türkçe    فارسی   

4
2723-2747

  • گفت با هامان چون تنهااش بدید ** جست هامان و گریبان را درید
  • Firavun, Haman'ı tenha bulunca bunları anlattı. Haman, sıçrayıp yakasını yırttı.
  • بانگها زد گریه‌ها کرد آن لعین ** کوفت دستار و کله را بر زمین
  • O melun naralar attı, ağladı... Kavuğunu, sarığını yere attı.
  • که چگونه گفت اندر روی شاه ** این چنین گستاخ آن حرف تباه 2725
  • 2725.Dedi ki: Böyle küstahça ve abes sözleri nasıl, oldu da padişahın yüzüne karşı söyledi?
  • جمله عالم را مسخر کرده تو ** کار را با بخت چون زر کرده تو
  • Sen, bütün âlemi hükmüne almış, işini, bahtın yardımı ile altın haline getirmişsin.
  • از مشارق وز مغارب بی‌لجاج ** سوی تو آرند سلطانان خراج
  • Padişahlar, inatsız, ısrarsız doğudan da sana vergi getirmedeler, batıdan da!
  • پادشاهان لب همی مالند شاد ** بر ستانه‌ی خاک تو این کیقباد
  • Ey ulu padişah, bütün padişahlar, sevinçle senin kapının eşiğini öpüyorlar!
  • اسپ یاغی چون ببیند اسپ ما ** رو بگرداند گریزد بی عصا
  • Düşmanın atı, atımızı gördü mü sopa görmeden yüz çevirmede!
  • تاکنون معبود و مسجود جهان ** بوده‌ای گردی کمینه‌ی بندگان 2730
  • Şimdiye dek âlemin tapındığı, secde ettiği sendin., şimdi kulların en aşağısı mı olacaksın?
  • در هزار آتش شدن زین خوشترست ** که خداوندی شود بنده‌پرست
  • Bir efendinin kula tapmasındansa binlerce defa ateşe atılması daha hoş!
  • نه بکش اول مرا ای شاه چین ** تا نبیند چشم من بر شاه این
  • Hayır buna imkân yok! Ey Çin ülkesini bile hükmü altına alan padişahım, önce beni öldür de seni bu halde görmeyeyim!
  • خسروا اول مرا گردن بزن ** تا نبیند این مذلت چشم من
  • Padişahım, önce benim boynumu vur da bu alçalmayı gözlerim görmesin!
  • خود نبودست و مبادا این چنین ** که زمین گردون شود گردون زمین
  • Böyle bir şey olmamıştır ya, fakat olmasın da! Yer, gök olacak, gökyüzü yer ha!
  • بندگان‌مان خواجه‌تاش ما شوند ** بی‌دلان‌مان دلخراش ما شوند 2735
  • Kullarımız, bizimle kapı yoldaşı olacaklar, esirlerimiz, gönüllerimizi yaralayacak, öyle mi?
  • چشم‌روشن دشمنان و دوست کور ** گشت ما را پس گلستان قعر گور
  • Düşmanların gözleri aydın olacak da dost körleşecek. Sonra da bize mezarın dibi, gül bahçesi kesilecek ha!
  • تزییف سخن هامان علیه‌اللعنه
  • Allah lanet etsin, Haman'ın sözlerinin bayağılığı
  • دوست از دشمن همی نشناخت او ** نرد را کورانه کژ می‌باخت او
  • Hamam, dostla düşmanı tanımıyor, tavlayı körcesine ters oynuyordu.
  • دشمن تو جز تو نبود این لعین ** بی‌گناهان را مگو دشمن به کین
  • A melun, senin düşmanın senden başkası değil., kinine uyup da suçsuzlara düşman deme!
  • پیش تو این حالت بد دولتست ** که دوادو اول و آخر لتست
  • Sence bu körü hal devlettir... Yani evveli "Dev-koş", sonu da "Let- dayak ye!"
  • گر ازین دولت نتازی خز خزان ** این بهارت را همی آید خزان 2740
  • Bu devletten sürüne sürtüne kaçmazsan şu baharın daima güz olur gider!
  • مشرق و مغرب چو تو بس دیده‌اند ** که سر ایشان ز تن ببریده‌اند
  • Doğu ve batı, senin gibi niceleri görmüştür, sonunda hepsinin de başı, bedeninden kesilmiş gitmiştir!
  • مشرق و مغرب که نبود بر قرار ** چون کنند آخر کسی را پایدار
  • Doğuyla batının bile kararı yokken nasıl olur da bir adamı ebedî edebilirler?
  • تو بدان فخر آوری کز ترس و بند ** چاپلوست گشت مردم روز چند
  • Korkudan, zindana girmekten ürkme yüzünden halk, sana birkaç günceğiz yaltaklandı, onunla öğünüyorsun ha!
  • هر کرا مردم سجودی می‌کنند ** زهر اندر جان او می‌آکنند
  • Fakat halk, kime secde ederse onun canını zehirliyor demektir.
  • چونک بر گردد ازو آن ساجدش ** داند او کان زهر بود و موبدش 2745
  • 2745.Bir kere devlet, yüz çevirdi, bir kere bahtı döndü mü kendisine secde edenin kendisini zehirlediğini o da anlar, bilgi sahibi olan adam da!
  • ای خنک آن را که ذلت نفسه ** وای آنک از سرکشی شد چون که او
  • Ne mutlu ona ki nefsini aşağılatmıştır. Vay o kişiye ki serkeşlikle dağ gibi başkaldırmıştır!
  • این تکبر زهر قاتل دان که هست ** از می پر زهر شد آن گیج مست
  • Bu ululuk, bil ki zehirli bir şaraptır, o şarapla aptal kişi sarhoş olur.