English    Türkçe    فارسی   

4
2819-2843

  • لطف او عاقل کند مر نیل را ** قهر او ابله کند قابیل را
  • Tanrı lûtfu, Nil’e akıl verdi... kahrı ise Kabil’i sersemleştirdi.
  • در جمادات از کرم عقل آفرید ** عقل از عاقل به قهر خود برید 2820
  • Keremiyle cansız şeylerde akıl yarattı... kahrı ile akıllının aklını aldı.
  • در جماد از لطف عقلی شد پدید ** وز نکال از عاقلان دانش رمید
  • Lûtfuyla cansız şeyde akıl peydahlandı... kahrı ile bilgi akıllardan kaçtı!
  • عقل چون باران به امر آنجا بریخت ** عقل این سو خشم حق دید و گریخت
  • Emriyle oraya yağmur gibi akıl yağdı... bunun aklıysa Tanrı hışmını görüp kaçtı gitti!
  • ابر و خورشید و مه و نجم بلند ** جمله بر ترتیب آیند و روند
  • Bulut, güneş, ay ve yücelerdeki yıldızlar... hepsi de bir nizamla gelirler, giderler.
  • هر یکی ناید مگر در وقت خویش ** که نه پس ماند ز هنگام و نه پیش
  • Her biri, ancak vaktinde gelir... vaktini ne geciktirir, ne de erken gelip çatar.
  • چون نکردی فهم این را ز انبیا ** دانش آوردند در سنگ و عصا 2825
  • Bunu nasıl oldu da peygamberlerden anlamadın sen?Onlar, taşa sopaya bilgi ihsan ettiler.
  • تا جمادات دگر را بی لباس ** چون عصا و سنگ داری از قیاس
  • Bunları gör de diğer cansız şeyleri de şüphesiz bir halde sopaya, taşa kıyas et!
  • طاعت سنگ و عصا ظاهر شود ** وز جمادات دگر مخبر شود
  • Taşla sopanın itaati meydana çıkar, görünürde öbür cansız şeylerin halinde de haber verir...
  • که ز یزدان آگهیم و طایعیم ** ما همه نی اتفاقی ضایعیم
  • Onlar da “Biz, Tanrı’yı biliriz, ona itaat ederiz... hepimiz de tesadüfen halk edilmiş abes şeyler değiliz” derler.
  • هم‌چو آب نیل دانی وقت غرق ** کو میان هر دو امت کرد فرق
  • Nil suyuna bak da anla... boğarken iki ümmetin arasını ayırt etti ya!
  • چون زمین دانیش دانا وقت خسف ** در حق قارون که قهرش کرد و نسف 2830
  • Yer, nasıl Karun’u kahredip sömürdü; onu nasıl bildiyse Nil’i de öyle bilgi sahibi bil.
  • چون قمر که امر بشنید و شتافت ** پس دو نیمه گشت بر چرخ و شکافت
  • Ay da öyle... emri duyunca derhal gökyüzünde yarıldı, ikiye bölündü ya.
  • چون درخت و سنگ کاندر هر مقام ** مصطفی را کرده ظاهرالسلام
  • Nerede bir ağaç ve taş varsa Mustafa’yı görünce apaçık selâm verdi ya! İşte cansızların hepsini de böyle bil, böyle tanı!
  • جواب دهری کی منکر الوهیت است و عالم را قدیم می‌گوید
  • Tanrı varlığını inkâr eden ve âleme evvel, yok diyen Dehri’ye cevap
  • دی یکی می‌گفت عالم حادثست ** فانیست این چرخ و حقش وارثست
  • Dün birisi, âlem, sonradan yaratıldı... bu gökyüzü fânidir, vârisi Hak’dır diyordu.
  • فلسفیی گفت چون دانی حدوث ** حادثی ابر چون داند غیوث
  • Bir filozof dedi ki: Sonradan yaratıldığını nasıl biliyorsun? Yağmur,bulutun sonradan yaratıldığını nasıl bilir?
  • ذره‌ای خود نیستی از انقلاب ** تو چه می‌دانی حدوث آفتاب 2835
  • Bu değişip duran âlemden sen, bir zerre bile değilsin... öyle olduğu halde güneşin sonradan yaratıldığını ne bilirsin ki?
  • کرمکی کاندر حدث باشد دفین ** کی بداند آخر و بدو زمین
  • Pislik içinde gömülü olan bir kurtcağız, yeryüzünün evvelini, sonunu nereden bilecek?
  • این به تقلید از پدر بشنیده‌ای ** از حماقت اندرین پیچیده‌ای
  • Sen bu sözü babandan duydun... taklitle aptallığından ona sarıldın?
  • چیست برهان بر حدوث این بگو ** ورنه خامش کن فزون گویی مجو
  • Sonradan yaratıldığına delil nedir? söyle; yoksa sus, fazla söylenmeye kalkma!
  • گفت دیدم اندرین بحث عمیق ** بحث می‌کردند روزی دو فریق
  • Adam dedi ki: Bu derin denizde bir gün iki bölük halkın bahse giriştiklerini gördüm.
  • در جدال و در خصام و در ستوه ** گشت هنگامه بر آن دو کس گروه 2840
  • Onlar çekişir bahsederken halk onların başına üşüştü.
  • من به سوی جمع هنگامه شدم ** اطلاع از حال ایشان بستدم
  • Ben de kalabalığın arasına karıştım, onların sözlerini, hallerini anlamak için durdum, bekledim.
  • آن یکی می‌گفت گردون فانیست ** بی‌گمانی این بنا را بانیست
  • Bir bölüğü âlem fânidir... şüphe yok ki bu yapının bir yapıcısı var diyordu.
  • وان دگر گفت این قدیم و بی کیست ** نیستش بانی و یا بانی ویست
  • Öbür bölüğün bu âlem kadimdir, evveli yoktur, yaratıcısı yapıcısı da yoktur... varsa bile kendisidir diyordu.