English    Türkçe    فارسی   

4
3096-3120

  • آن یکی نسبت بدان حالت هلاک ** باز هم آن سوی دیگر امتساک
  • Şu bir yönden tatlıdır, zevk vericidir. Diğer bir yönden de öldürücü, azap vericidir.
  • شادی تن سوی دنیاوی کمال ** سوی روز عاقبت نقص و زوال
  • Ten sevinci dünyaya mensup olana göre yücelik... fakat ahiret gününe göre noksan ve zeval!
  • خنده را در خواب هم تعبیر خوان ** گریه گوید با دریغ و اندهان
  • Düş yorucu rüyada gülmeyi ağlamaya, hayıflamaya, kederlenmeye yorar.
  • گریه را در خواب شادی و فرح ** هست در تعبیر ای صاحب مرح
  • Ağlamayı da sevince, feraha verir ey şen, esen kişi!
  • شاه اندیشید کین غم خود گذشت ** لیک جان از جنس این بدظن گشت 3100
  • Padişah, bu gam geçti gitti ama can, bu çeşit şeylerden kötü şüphelere düşer diye düşünceye daldı.
  • ور رسد خاری چنین اندر قدم ** که رود گل یادگاری بایدم
  • Gül gider de dedi, ayağıma böyle bir diken batarsa hiç olmazsa ondan bana bir yadigâr kalmalı!
  • چون فنا را شد سبب بی‌منتهی ** پس کدامین راه را بندیم ما
  • Yokluğa sayısız, sonsuz sebepler var... hangi yolu kapayalım ki?
  • صد دریچه و در سوی مرگ لدیغ ** می‌کند اندر گشادن ژیغ ژیغ
  • Isırıcı ölüme yüzlerce pencere var, yüzlerce kapı var... açılırken her biri cik cik etmekte!
  • ژیغ‌ژیغ تلخ آن درهای مرگ ** نشنود گوش حریص از حرص برگ
  • O ölüm kapılarının acı cik ciklerini haris kişinin kulağı, mal ve mülk hırsından duymaz.
  • از سوی تن دردها بانگ درست ** وز سوی خصمان جفا بانگ درست 3105
  • Bir taraftan bedenin dertleri, kapıların sesi... bir taraftan düşmanların cefası kapıların sesi.
  • جان سر بر خوان دمی فهرست طب ** نار علتها نظر کن ملتهب
  • Canım efendim, hele bir tıp fihristini oku hastalıkların yalımlı ateşini gör!
  • زان همه غرها درین خانه رهست ** هر دو گامی پر ز کزدمها چهست
  • Bütün o alillerden bu eve yol var... her iki adımda akreplerle dolu bir kuyu var!
  • باد تندست و چراغم ابتری ** زو بگیرانم چراغ دیگری
  • Rüzgâr şiddetli, ışığım sönmek üzere... çabuk davranayım da onun ışığından bir ışık daha uyandırayım.
  • تا بود کز هر دو یک وافی شود ** گر به باد آن یک چراغ از جا رود
  • Bari bu ikisinden biri kalsın da yel, ışığın birini söndürürse onunla eğleneyim.
  • هم‌چو عارف کن تن ناقص چراغ ** شمع دل افروخت از بهر فراغ 3110
  • Ârifler gibi hani... ârif de bu noksan beden kendiliğinden kurtulmak için gönül kandilini yakar da
  • تا که روزی کین بمیرد ناگهان ** پیش چشم خود نهد او شمع جان
  • Günün birinde ansızın bu kandil sönerse onun yerine can kandilini koyayım der.
  • او نکرد این فهم پس داد از غرر ** شمع فانی را بفانیی دگر
  • Padişah bu işi anlamadı da aldandı... fâni kandilin yerine başka bir fani kandile kapıldı!
  • عروس آوردن پادشاه فرزند خود را از خوف انقطاع نسل
  • Padişahın,soyunun kesilmesinden korkarak oğluna bir kız alması
  • پس عروسی خواست باید بهر او ** تا نماید زین تزوج نسل رو
  • Padişah bunun üzerine, evlensin de soyu sopu üresin diye şehzadeye bir kız almak istedi.
  • گر رود سوی فنا این باز باز ** فرخ او گردد ز بعد باز باز
  • Bu doğan, tekrar yokluk âlemine yüz tutarsa o doğanın yerini yine bir doğan tutsun...
  • صورت او باز گر زینجا رود ** معنی او در ولد باقی بود 3115
  • Bu doğanın sureti, eğer şu âlemden giderse mânası, oğlunda baki kalsın dedi.
  • بهر این فرمود آن شاه نبیه ** مصطفی که الولد سر ابیه
  • Onun için o uyanık padişah, Mustafa “Çocuk, babanın sırrıdır” buyurdu.
  • بهر این معنی همه خلق از شغف ** می‌بیاموزند طفلان را حرف
  • İşte bu yüzden bütün halk, sevgilerden çocuklarına sanat öğretirler de,
  • تا بماند آن معانی در جهان ** چون شود آن قالب ایشان نهان
  • Onların kalıpları gözden gizlenince o mânalar âlemde bâki kalsın derler.
  • حق به حکمت حرصشان دادست جد ** بهر رشد هر صغیر مستعد
  • Tanrı, hikmetiyle istidat sahibi olan her küçük çocuğun doğru yolu bulması için onların hırsına bir ciddiyet vermiştir.
  • من هم از بهر دوام نسل خویش ** جفت خواهم پور خود را خوب کیش 3120
  • Ben de kendi soyumun devamı için oğluma mezhebi meşrebi iyi bir kız alacağım.