English    Türkçe    فارسی   

4
3817-3841

  • نرم گو لیکن مگو غیر صواب ** وسوسه مفروش در لین الخطاب
  • Yumuşak söyle ama sakın doğrudan gayrı bir şey söyleme... yumuşak sözlerle vesveseler satmaya kalkışma!
  • وقت عصر آمد سخن کوتاه کن ** ای که عصرت عصر را آگاه کن
  • İkindi oldu, sözü kısa kes ey ikindisi, asrı uyandıran er!
  • گو تو مر گل‌خواره را که قند به ** نرمی فاسد مکن طینش مده
  • Toprak yemeyi âdet edinmiş adama bozuk düzen bir yumuşaklık göstererek toprak verme... şeker daha iyidir de!
  • نطق جان را روضه‌ی جانیستی ** گر ز حرف و صوت مستغنیستی 3820
  • Harfle sesle alıverişin yok ama yine de can sözlerine can bahçesisin sen!
  • این سر خر در میان قندزار ** ای بسا کس را که بنهادست خار
  • Şeker kamışlığına asılakonan şu eşek başı, nice kişileri hor hakîr bir hale koydu!
  • ظن ببرد از دور کان آنست و بس ** چون قج مغلوب وا می‌رفت پس
  • Onu uzaktan gören, orada ancak o var sandı... hani mağlup olan koç kıçın kıçın geri gider ya; o da öyle geri gitti.
  • صورت حرف آن سر خر دان یقین ** در رز معنی و فردوس برین
  • Harf suretini mâna bağına, yüce ve güzelim bahçeye konan eşek başı bil!
  • ای ضیاء الحق حسام الدین در آر ** این سر خر را در آن بطیخ‌زار
  • Ey Hak Ziyası Hüsameddin, bu eşek başını kavun karpuz bostanına getir.
  • تا سر خر چون بمرد از مسلخه ** نشو دیگر بخشدش آن مطبخه 3825
  • Getir de eşek başı, salhanede nasıl öldüyse bu çiğ erin piştiği yer de ona başka bir hayat versin!
  • هین ز ما صورت‌گری و جان ز تو ** نه غلط هم این خود و هم آن ز تو
  • İşte bizden suret düzmek, senden can vermek... hayır, yanlış söyledim... bu da senden, o da!
  • بر فلک محمودی ای خورشید فاش ** بر زمین هم تا ابد محمود باش
  • Ey apaçık âlemi aydınlatan güneş, gökyüzünde övülmüşsün sen... yer de seni tanısın, yeryüzünde de ebediyen övül!
  • تا زمینی با سمایی بلند ** یک‌دل و یک‌قبله و یک‌خو شوند
  • Övül de yere mensup olanlarda, yüce gök ehliyle gönülleri bir, kıbleleri bir, huyları bir olsunlar!
  • تفرقه برخیزد و شرک و دوی ** وحدتست اندر وجود معنوی
  • Ayrılık kalksın, şirk ve ikilik kalmasın! Zaten manevi varlık da ancak birlik vardır.
  • چون شناسد جان من جان ترا ** یاد آرند اتحاد ماجری 3830
  • Benim canım senin canını tanıdı mı görüp geçirdikleri şeylerin aynı şeyler olduğunu hatırlarlar.
  • موسی و هارون شوند اندر زمین ** مختلط خوش هم‌چو شیر و انگبین
  • Yeryüzünde Musa ve Harun kesilirler... sütle bal gibi güzelce birbirlerine karışır, kaynaşırlar.
  • چون شناسد اندک و منکر شود ** منکری‌اش پرده‌ی ساتر شود
  • Fakat azıcık tanır, bilir de inkâr ederse bu inkâr edişi de birliği örten bir perdeden ibarettir.
  • پس شناسایی بگردانید رو ** خشم کرد آن مه ز ناشکری او
  • Nice tanıyıp bilenler de sonra yüz çevirdiler... İşte o ay yüzlü, bu çeşit adamın şükretmeyişine kızdı ya!
  • زین سبب جان نبی را جان بد ** ناشناسا گشت و پشت پای زد
  • Bu yüzden kötü can, Peygamber'in canını tanımadı da tekmeledi ya!
  • این همه خواندی فرو خوان لم یکن ** تا بدانی لج این گبر کهن 3835
  • Bunların hepsini okudun, bildin... şimdi "Lem yekün" suresini de oku da bu eski kâfirin inadını, ısrarını bil!
  • پیش از آنک نقش احمد فر نمود ** نعت او هر گبر را تعویذ بود
  • Hazreti Ahmet'in sureti, bu âleme ziya salmadan önce onun vasıfları, her kâfirin muskasıydı.
  • کین چنین کس هست تا آید پدید ** از خیال روش دلشان می‌طپید
  • Böyle bir zat var, gelecek derlerdi... yüzünün hayaliyle yürekleri çarpardı!
  • سجده می‌کردند کای رب بشر ** در عیان آریش هر چه زودتر
  • Secde ederler, ey insanların Rabbi, onu ne kadar mümkünse o kadar tez meydana çıkar diye yalvarırlardı.
  • تا به نام احمد از یستفتحون ** یاغیانشان می‌شدندی سرنگون
  • Hazreti Ahmet'in adı ile fetih dilerler... düşmanları, bu yüzden baş aşağı gelirdi.
  • هر کجا حرب مهولی آمدی ** غوثشان کراری احمد بدی 3840
  • Nerede bir korkunç savaş olsa Hazreti Ahmet'in döne döne hücumu, onlara yardım ederdi.
  • هر کجا بیماری مزمن بدی ** یاد اوشان داروی شافی شدی
  • Nerede müzmin bir hastalığa uğrasalar onu anarlar da bu suretle şifa bulurlardı.