English    Türkçe    فارسی   

4
764-788

  • ملک جسمت را چو بلقیس ای غبی ** ترک کن بهر سلیمان نبی
  • A ahmak, cisim ülkeni Belkıs gibi Süleyman Peygamber için terk et!
  • می‌کنم لا حول نه از گفت خویش ** بلک از وسواس آن اندیشه کیش 765
  • Lâhavle diyorum ama sözümden değil... O kötü düşüncelinin vesveselerinden lâhavle demekteyim!
  • کو خیالی می‌کند در گفت من ** در دل از وسواس و انکارات ظن
  • Çünkü o, benim sözlerime karşı hayallere düşmekte, gönlündeki vesveseler ve şüpheden doğan inkârlar yüzünden hayaller kurmaktadır.
  • می‌کنم لا حول یعنی چاره نیست ** چون ترا در دل بضدم گفتنیست
  • Lâhavle diyorum; yani çaresi yok... Çünkü senin gönlünde benim sözlerimin zıddı olan düşünceler ve sözler var!
  • چونک گفت من گرفتت در گلو ** من خمش کردم تو آن خود بگو
  • Sözlerim, boğazına tıkıldı kaldı, artık ben sustum... Hadi sen, sana lâyık olanı söyle bakalım!
  • آن یکی نایی خوش نی می‌زدست ** ناگهان از مقعدش بادی بجست
  • Güzel sesli bir neyzen ney çalarken ansızın aşağı tarafından bir yeldir çıktı!
  • نای را بر کون نهاد او که ز من ** گر تو بهتر می‌زنی بستان بزن 770
  • Neyzen neyi aşağı tarafına tutarak, hadi bakalım dedi... Benden iyi üfleyeceksen üfle!
  • ای مسلمان خود ادب اندر طلب ** نیست الا حمل از هر بی‌ادب
  • Ey Müslüman, edep nedir diye arar sorarsan bil ki edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül etmektir.
  • هر که را بینی شکایت می‌کند ** که فلان کس راست طبع و خوی بد
  • Kimi falan adamın huyu kötü, tabiatı fena diye şikâyet eder görürsen,
  • این شکایت‌گر بدان که بدخو است ** که مر آن بدخوی را او بدگو است
  • Bil ki bu şikâyetçinin huyu kötüdür; kötüdür ki o kötü huylunun kötülüğünü söylüyor!
  • زانک خوش‌خو آن بود کو در خمول ** باشد از بدخو و بدطبعان حمول
  • Çünkü iyi huylu, kötü huylulara, fena tabiatlılara tahammül eden, onların kötülüğünü söylemeyen kişidir.
  • لیک در شیخ آن گله ز آمر خداست ** نه پی خشم و ممارات و هواست 775
  • Fakat şeyh, birisinin kötülüğünü söylerse bu, Allah emriyledir, kızgınlığa, heva ve hevese uymadan değil!
  • آن شکایت نیست هست اصلاح جان ** چون شکایت کردن پیغامبران
  • Onun şikâyeti, şikâyet değildir, onu ıslahtır... O şikâyet, peygamberlerin şikâyetine benzer.
  • ناحمولی انبیا از امر دان ** ورنه حمالست بد را حلمشان
  • Peygamberlerin sabırsızlığı, bil ki Allah emriyledir... Yoksa onların hilmi, kötü şeylere tahammül eder.
  • طبع را کشتند در حمل بدی ** ناحمولی گر بود هست ایزدی
  • Onlar kötülüğe tahammül ede ede tabiatlarını öldürdüler... Artık onlardan bir tahammülsüzlük zuhur ederse kendilerinden değildir, Allah’tandır.
  • ای سلیمان در میان زاغ و باز ** حلم حق شو با همه مرغان بساز
  • Ey Süleyman, kuzgunla doğan arasında Allah hilmine bürün de bütün kuşlarla uzlaş!
  • ای دو صد بلقیس حلمت را زبون ** که اهد قومی انهم لا یعلمون 780
  • Ey hilmi, yüzlerce Belkıs’ı zebun eden, ey “Rabbim, kavmine sen doğru yolu göster, onlar bilmiyorlar” diyen!
  • تهدید فرستادن سلیمان علیه‌السلام پیش بلقیس کی اصرار میندیش بر شرک و تاخیر مکن
  • Süleyman aleyhisselam’ın, Belkis’e şirkte ısrar etme, imana gelmeyi geciktirme diye tehdit ederek haber göndermesi
  • هین بیا بلقیس ورنه بد شود ** لشکرت خصمت شود مرتد شود
  • Belkıs, kendine gel, aklını başına topla... Yoksa fena olur. Askerin, sana düşman kesilir, senden döner!
  • پرده‌دار تو درت را بر کند ** جان تو با تو به جان خصمی کند
  • Perdecin, perdeni yırtar... Canın, canına düşmanlık eder!
  • جمله ذرات زمین و آسمان ** لشکر حق‌اند گاه امتحان
  • Yerdeki, gökteki zerrelerin hepsi, sınama çağında Allah askeridir.
  • باد را دیدی که با عادان چه کرد ** آب را دیدی که در طوفان چه کرد
  • Yerli gördün ya, Âd kavmine ne yaptı! Suyu gördün ya, tufanda neler etti!
  • آنچ بر فرعون زد آن بحر کین ** وآنچ با قارون نمودست این زمین 785
  • O kin denizi Firavuna ne işler açtı... Bu yeryüzü Karun’a ne işler gösterdi!
  • وآنچ آن بابیل با آن پیل کرد ** وآنچ پشه کله‌ی نمرود خورد
  • Ebabil kuşları, file neler etti... Sivrisinek, Nemrud’un başını nasıl yedi!
  • وآنک سنگ انداخت داودی بدست ** گشت شصد پاره و لشکر شکست
  • Davud, eliyle koca taşı kaldırıp atınca taş tam altı yüz parçaya bölündü, ordu da bozguna uğradı!
  • سنگ می‌بارید بر اعدای لوط ** تا که در آب سیه خوردند غوط
  • Lût’un düşmanlarına taş yağdı da nihayet kara su içinde dalga yutup boğuldular!