English    Türkçe    فارسی   

4
773-797

  • این شکایت‌گر بدان که بدخو است ** که مر آن بدخوی را او بدگو است
  • Bil ki bu şikâyetçinin huyu kötüdür; kötüdür ki o kötü huylunun kötülüğünü söylüyor!
  • زانک خوش‌خو آن بود کو در خمول ** باشد از بدخو و بدطبعان حمول
  • Çünkü iyi huylu, kötü huylulara, fena tabiatlılara tahammül eden, onların kötülüğünü söylemeyen kişidir.
  • لیک در شیخ آن گله ز آمر خداست ** نه پی خشم و ممارات و هواست 775
  • Fakat şeyh, birisinin kötülüğünü söylerse bu, Allah emriyledir, kızgınlığa, heva ve hevese uymadan değil!
  • آن شکایت نیست هست اصلاح جان ** چون شکایت کردن پیغامبران
  • Onun şikâyeti, şikâyet değildir, onu ıslahtır... O şikâyet, peygamberlerin şikâyetine benzer.
  • ناحمولی انبیا از امر دان ** ورنه حمالست بد را حلمشان
  • Peygamberlerin sabırsızlığı, bil ki Allah emriyledir... Yoksa onların hilmi, kötü şeylere tahammül eder.
  • طبع را کشتند در حمل بدی ** ناحمولی گر بود هست ایزدی
  • Onlar kötülüğe tahammül ede ede tabiatlarını öldürdüler... Artık onlardan bir tahammülsüzlük zuhur ederse kendilerinden değildir, Allah’tandır.
  • ای سلیمان در میان زاغ و باز ** حلم حق شو با همه مرغان بساز
  • Ey Süleyman, kuzgunla doğan arasında Allah hilmine bürün de bütün kuşlarla uzlaş!
  • ای دو صد بلقیس حلمت را زبون ** که اهد قومی انهم لا یعلمون 780
  • Ey hilmi, yüzlerce Belkıs’ı zebun eden, ey “Rabbim, kavmine sen doğru yolu göster, onlar bilmiyorlar” diyen!
  • تهدید فرستادن سلیمان علیه‌السلام پیش بلقیس کی اصرار میندیش بر شرک و تاخیر مکن
  • Süleyman aleyhisselam’ın, Belkis’e şirkte ısrar etme, imana gelmeyi geciktirme diye tehdit ederek haber göndermesi
  • هین بیا بلقیس ورنه بد شود ** لشکرت خصمت شود مرتد شود
  • Belkıs, kendine gel, aklını başına topla... Yoksa fena olur. Askerin, sana düşman kesilir, senden döner!
  • پرده‌دار تو درت را بر کند ** جان تو با تو به جان خصمی کند
  • Perdecin, perdeni yırtar... Canın, canına düşmanlık eder!
  • جمله ذرات زمین و آسمان ** لشکر حق‌اند گاه امتحان
  • Yerdeki, gökteki zerrelerin hepsi, sınama çağında Allah askeridir.
  • باد را دیدی که با عادان چه کرد ** آب را دیدی که در طوفان چه کرد
  • Yerli gördün ya, Âd kavmine ne yaptı! Suyu gördün ya, tufanda neler etti!
  • آنچ بر فرعون زد آن بحر کین ** وآنچ با قارون نمودست این زمین 785
  • O kin denizi Firavuna ne işler açtı... Bu yeryüzü Karun’a ne işler gösterdi!
  • وآنچ آن بابیل با آن پیل کرد ** وآنچ پشه کله‌ی نمرود خورد
  • Ebabil kuşları, file neler etti... Sivrisinek, Nemrud’un başını nasıl yedi!
  • وآنک سنگ انداخت داودی بدست ** گشت شصد پاره و لشکر شکست
  • Davud, eliyle koca taşı kaldırıp atınca taş tam altı yüz parçaya bölündü, ordu da bozguna uğradı!
  • سنگ می‌بارید بر اعدای لوط ** تا که در آب سیه خوردند غوط
  • Lût’un düşmanlarına taş yağdı da nihayet kara su içinde dalga yutup boğuldular!
  • گر بگویم از جمادات جهان ** عاقلانه یاری پیغامبران
  • Âlemdeki cansız şeylerin akıllıca peygamberlere ettikleri yardımları söylemeye kalkışsam,
  • مثنوی چندان شود که چل شتر ** گر کشد عاجز شود از بار پر 790
  • Mesnevi o kadar büyük ki kırk deve bile âciz olur, çekemez!
  • دست بر کافر گواهی می‌دهد ** لشکر حق می‌شود سر می‌نهد
  • El, kâfirin aleyhine şahadette bulunur; Allah askeri olur, Allah’ın buyruğuna baş kor!
  • ای نموده ضد حق در فعل درس ** در میان لشکر اویی بترس
  • Ey işte, güçte Allah’ın zıddına ders gösteren, kork... Sen de Allah askerleri arasındasın.
  • جزو جزوت لشکر از در وفاق ** مر ترا اکنون مطیع‌اند از نفاق
  • Cüz’ünün cüz’ü bile ona uymuştur, onun askeridir. Şimdi nifak yüzünden sana muti görünür!
  • گر بگوید چشم را کو را فشار ** درد چشم از تو بر آرد صد دمار
  • Allah, gözüne, “Onu sık” dese göz ağrısı senin yüzlerce defa kökünü kazır!
  • ور به دندان گوید او بنما وبال ** پس ببینی تو ز دندان گوشمال 795
  • Dişine “Ona bir ceza ver” dese bir de bakarsın ki dişin, kulağını çekip burmaya başlar!
  • باز کن طب را بخوان باب العلل ** تا ببینی لشکر تن را عمل
  • Tıp kitabını aç da hastalıklar bahsini oku... Ten askerinin neler yaptığını gör!
  • چونک جان جان هر چیزی ویست ** دشمنی با جان جان آسان کیست
  • Mademki her şeyin canının canı odur, canın canıyla düşmanlığa girişmek kolay mıdır?