English    Türkçe    فارسی   

5
2193-2217

  • کی رسند این خایفان در گرد عشق  ** که آسمان را فرش سازد درد عشق 
  • O korkaklar, aşkın tozuna nereden ulaşacaklar? Aşk derdi, gökyüzünü döşeme edinir.
  • جز مگر آید عنایتهای ضو  ** کز جهان و زین روش آزاد شو 
  • Zahit bu makama ulaşamaz. Meğer ki Tanrı ışığının inayeti gelip erişe de bu alemden ve bu yürüyüşten kurtula.
  • از قش خود وز دش خود باز ره  ** که سوی شه یافت آن شهباز ره  2195
  • Kendi kuşundan, düşünden, dedikodusundan halas olsa da yüce doğan kuşu, padişaha yol bula.
  • این قش و دش هست جبر و اختیار  ** از ورای این دو آمد جذب یار 
  • Bu dedikodu, cebir ve ihtiyarıdır. Sevgilinin cezbesi, bu ikisinin ardından gelir.
  • چون رسید آن زن به خانه در گشاد  ** بانگ در در گوش ایشان در فتاد 
  • Hasılı o kadın eve varıp kapıyı açtı. Kapının sesi kulaklarına gelince,
  • آن کنیزک جست آشفته ز ساز  ** مرد بر جست و در آمد در نماز 
  • Halayıkcağız perişan bir halde sıçradı, adam da namaza durdu.
  • زن کنیزک را پژولیده بدید  ** درهم و آشفته و دنگ و مرید 
  • Kadın halayıkcağızı perişan, şaşkın ve somurtkan,
  • شوی خود را دید قایم در نماز  ** در گمان افتاد زن زان اهتزاز  2200
  • Kocasını da namaz da görünce bu halden şüphelendi.
  • شوی را برداشت دامن بی‌خطر  ** دید آلوده‌ی منی خصیه و ذکر 
  • Derhal kocasının eteğini kaldırdı. Bir de ne görsün? Aleti ve hayaları, meni içinde.
  • از ذکر باقی نطفه می‌چکید  ** ران و زانو گشت آلوده و پلید 
  • Aletinden arta kalan meni damlamada, baldırı dizi pislik içinde.
  • بر سرش زد سیلی و گفت ای مهین  ** خصیه‌ی مرد نمازی باشد این 
  • Başına vurdu da dedi ki: A adi herif, namaz kılan adamın hayaları böyle mi olur?
  • لایق ذکر و نمازست این ذکر  ** وین چنین ران و زهار پر قذر 
  • Şu alet, bu çeşit pislik içinde bulunan but ve kasık, Tanrıyı anmaya ve namaza layık mıdır?
  • نامه‌ی پر ظلم و فسق و کفر و کین  ** لایقست انصاف ده اندر یمین  2205
  • Sen de insaf et, zulümle, kötülükle, küfür ve kinle dolu olan amel defteri sağ yandan verilmeye değer mi?
  • گر بپرسی گبر را کین آسمان  ** آفریده‌ی کیست وین خلق و جهان 
  • Kafire de bu gökyüzünü, şu halkı ve alemi kim yarattı? Diye sorsan,
  • گوید او کین آفریده‌ی آن خداست  ** که آفرینش بر خدایی‌اش گواست 
  • Der ki: Tanrı yarattı. Yaratmak, Tanrıya layıktır.
  • کفر و فسق و استم بسیار او  ** هست لایق با چنین اقرار او 
  • Fakat onun küfrü, bir hayli kötülüğü ve sitemi, bu çeşit ikrarla bir araya gelir mi?
  • هست لایق با چنین اقرار راست  ** آن فضیحتها و آن کردار کاست 
  • O kötü ve çirkin hareketler, o noksan işler, bu çeşit bir ikrarla bir araya sığar mı?
  • فعل او کرده دروغ آن قول را  ** تا شد او لایق عذاب هول را  2210
  • İşi, ikrarını yalanlar. Bu suretle de o, korku azabına layık olur.
  • روز محشر هر نهان پیدا شود  ** هم ز خود هر مجرمی رسوا شود 
  • Mahşer günü, her gizli şey, meydana çıkar. Her suç, kendiliğinden insanı rezil eder.
  • دست و پا بدهد گواهی با بیان  ** بر فساد او به پیش مستعان 
  • Elle ayak, dile gelir. Tanrı huzurunda onun kötülüğüne şahadet eder.
  • دست گوید من چنین دزدیده‌ام  ** لب بگوید من چنین پرسیده‌ام 
  • El ben şöyle çaldım der, dudak ben şöyle sordum der.
  • پای گوید من شدستم تا منی  ** فرج گوید من بکردستم زنی 
  • Ayak, ben şehvete koştum, ferç ben zina ettim diye tanıklık eder.
  • چشم گوید کرده‌ام غمزه‌ی حرام  ** گوش گوید چیده‌ام س الکلام  2215
  • Göz der ki: Ben harama baktım. Kulak der ki: Ben kötü söz işittim.
  • پس دروغ آمد ز سر تا پای خویش  ** که دروغش کرد هم اعضای خویش 
  • Derken sözleri baştan aşağıya yalan olur, azası yalanını meydana çıkarır.
  • آنچنان که در نماز با فروغ  ** از گواهی خصیه شد زرقش دروغ 
  • Nitekim doğru düzen namazın da yalanı, hayaların tanıklığı ile meydana çıktı.