English    Türkçe    فارسی   

5
2566-2590

  • گنبدی کرد از بلندی شیر هول  ** خود نبودش قوت و امکان حول 
  • Birden korkunç bir surette kükredi. Fakat kı-mıldıyacak kuvveti yoktu zaten.
  • خر ز دورش دید و برگشت و گریز  ** تا به زیر کوه تازان نعل ریز 
  • Eşek, uzaktan bunu görünce dönüp nalları kaldırdı, tâ dağın eteğine kadar kaçtı.
  • گفت روبه شیر را ای شاه ما  ** چون نکردی صبر در وقت وغا 
  • Tilki dedi ki: A padişahım, kavga zamanında neden sabretmedin?
  • تا به نزدیک تو آید آن غوی  ** تا باندک حمله‌ای غالب شوی 
  • O sapık, sana yaklaşsaydı hafif bir saldırışta ona üstün gelirdin.
  • مکر شیطانست تعجیل و شتاب  ** لطف رحمانست صبر و احتساب  2570
  • Acele, Şeytanın hilesidir; sabır ve tedbir, Tanrının lûtfu.
  • دور بود و حمله را دید و گریخت  ** ضعف تو ظاهر شد و آب تو ریخت 
  • O uzaktaydı, hamleni görüp kaçtı. Zayıflığını anladı, yüzünün suyunu döktü.
  • گفت من پنداشتم بر جاست زور  ** تا بدین حد می‌ندانستم فتور 
  • Aslan, kuvvetim yerinde sandım, dedi, bu derece halsiz kaldığımı zannetmiyordum.
  • نیز جوع و حاجتم از حد گذشت  ** صبر و عقلم از تجوع یاوه گشت 
  • Fakat açlık ve ihtiyacım hadden aştı. Açlıktan sabrım da kayboldu, aklım da.
  • گر توانی بار دیگر از خرد  ** باز آوردن مر او را مسترد 
  • Elinden gelirse bir kere daha onu baştan çıkar, buraya getir.
  • منت بسیار دارم از تو من  ** جهد کن باشد بیاری‌اش به فن  2575
  • Düzenlerle onu buraya getirmeye çalış. Sana pek minnettar olurum.
  • گفت آری گر خدا یاری دهد  ** بر دل او از عمی مهری نهد 
  • Tilki, evet dedi; Tanrı yardım eder de körlükle gözünü bağlar.
  • پس فراموشش شود هولی که دید  ** از خری او نباشد این بعید 
  • Çektiği korkuyu unutursa ne âlâ. Bu da, onun eşekliğinden uzak değildir.
  • لیک چون آرم من او را بر متاز  ** تا ببادش ندهی از تعجیل باز 
  • Fakat onu kandırır da buraya getirirsem yine acele edip emeğimi yele verme.
  • گفت آری تجربه کردم که من  ** سخت رنجورم مخلخل گشته تن 
  • Aslan dedi ki: Evet, sınadım, anladım ki pek. halsizim, bedenimde fer kalmamış.
  • تا به نزدیکم نیاید خر تمام  ** من نجنبم خفته باشم در قوام  2580
  • Eşek tamamiyle bana yaklaşmadıkça yerimden bile kımıldamam. Kendimi öylece uyur gösteririm.
  • رفت روبه گفت ای شه همتی  ** تا بپوشد عقل او را غفلتی 
  • Tilki yola düştü. "Aman padişahım, sen bana. himmet et de aklını bir gaflet bürüsün.
  • توبه‌ها کردست خر با کردگار  ** که نگردد غره‌ی هر نابکار 
  • Eşek, her kötü kişiye kanmamak için Tanrı'ya? tövbeler etmiştir.
  • توبه‌هااش را به فن بر هم زنیم  ** ما عدوی عقل و عهد روشنیم 
  • Onun tövbelerini hilelerimle bozayım. Biz, aklın ve aydın ahdin düşmanıyız.
  • کله‌ی خر گوی فرزندان ماست  ** فکرتش بازیچه‌ی دستان ماست 
  • Eşek başı, çocuklarımızın topudur, eşek fikri, elimizin oyuncağı!" diyordu.
  • عقل که آن باشد ز دوران زحل  ** پیش عقل کل ندارد آن محل  2585
  • Zühal yıldızının devrinden meydana gelen aklın, aklı küll'e karşı ne değeri vardır?
  • از عطارد وز زحل دانا شد او  ** ما ز داد کردگار لطف‌خو 
  • O akıl, Utarit'le Zühal'den feyiz alır, bilgi sahibi olur. Bizse sıfatı lütuf ve ihsan olan Tanrı kereminden feyiz alır, bilgi sahibi oluruz.
  • علم الانسان خم طغرای ماست  ** علم عند الله مقصدهای ماست 
  • Turamızın kıvrımı, "Tanrı, insana bilgi öğretti" âyetidir. Maksatlarımız, Tanrı indindeki bilgidir.
  • تربیه‌ی آن آفتاب روشنیم  ** ربی الاعلی از آن رو می‌زنیم 
  • O aydın güneş, bizi terbiye etmiştir. O yüzden "Rabbim, yücelerin yücesidir" der dururuz.
  • تجربه گر دارد او با این همه  ** بشکند صد تجربه زین دمدمه 
  • Tilki, eşek hilemizi sınadıysa da bununla bera-berbu hileye yüzlerce sınamayı unutur gider.
  • بوک توبه بشکند آن سست‌خو  ** در رسد شومی اشکستن درو  2590
  • Belki o gevşek huylu tövbesini bozar da bunun seyyiesine uğrar demekteydi.
  • در بیان آنک نقض عهد و توبه موجب بلا بود بلک موجب مسخ است چنانک در حق اصحاب سبت و در حق اصحاب مایده‌ی عیسی و جعل منهم القردة و الخنازیر و اندرین امت مسخ دل باشد و به قیامت تن را صورت دل دهند نعوذ بالله 
  • Aht ve tövbeyi bozmak, insanı belâya uğratır. Hattâ çarpar. Nitekim cumartesi günleri, iş işlememeye memur olan yahudilerle İsa'nın maidesini yiyenler hakkında "Onları çarpıp maymun ve domuz haline getirdik" dendi. Bu ümmette, gönül çarpılır, kıyametteyse bedene gönlün suretini verirler.