English    Türkçe    فارسی   

2
1464-1513

  • ز انکه لقمان گر چه بنده زاد بود ** خواجه بود و از هوا آزاد بود
  • Çünkü lokman, filvaki kuloğluydu ama efendiydi, heva ve hevesten hürdü.
  • گفت شاهی شیخ را اندر سخن ** چیزی از بخشش ز من درخواست کن‏ 1465
  • Bir padişah, konuşma esnasında bir şeyhe dedi ki: “ Benden bir şey dile”
  • گفت ای شه شرم ناید مر ترا ** که چنین گویی مرا زین برتر آ
  • Şeyh “ Padişahım, bana böyle söylemekten utanmıyor musun? Hele biraz daha yüksel!
  • من دو بنده دارم و ایشان حقیر ** و آن دو بر تو حاکمانند و امیر
  • Benim iki kulum var. Onlar hor hakir kişilerdir ama ikisi de sana hükmederler, ikisi de emrederler” dedi.
  • گفت شه آن دو چه‏اند این زلت است ** گفت آن یک خشم و دیگر شهوت است‏
  • Padişah “Bu söz hatalı bir söz. O iki kul kimler ?” deyince, şeyh “ Birisi kızmak, öbürü şehvet” dedi.
  • شاه آن دان کاو ز شاهی فارغ است ** بی‏مه و خورشید نورش بازغ است‏
  • Padişahlıktan feragat edeni padişah bil. Onun nuru ayla güneş olmaksızın da parlar durur.
  • مخزن آن دارد که مخزن ذات اوست ** هستی او دارد که با هستی عدوست‏ 1470
  • Mahzene sahip olan, zatı mahzen olmuş kişidir. Varlığa, mağlûp olan, varlığa düşman olan kişidir.
  • خواجه‏ی لقمان به ظاهر خواجه‏وش ** در حقیقت بنده، لقمان خواجه‏اش‏
  • Lokman’ın efendisi, görünüşte onun efendisiydi ama hakikatte Lokman’ın kuluydu.
  • در جهان باژگونه زین بسی است ** در نظرشان گوهری کم از خسی است‏
  • Bu ters dünyada benzerler pek çoktur. Onların nazarında bir gevher, çöp parçasından da bayağıdır.
  • مر بیابان را مفازه نام شد ** نام و رنگی عقلشان را دام شد
  • Her çöle, geçip kurtulunacak yer adı verilmiştir. Ad ve suret, halkın akıllarına tuzaktır.
  • یک گره را خود معرف جامه است ** در قبا گویند کاو از عامه است‏
  • Bir güruhu, elbisesi tanıtır. Onu o libasla görünce avamdan derler.
  • یک گره را ظاهر سالوس زهد ** نور باید تا بود جاسوس زهد 1475
  • Mürailik sureti de bir güruhun adını zâhitliğe çıkarmıştır. Hâlbuki kendisi riyaya boğulmuştur.
  • نور باید پاک از تقلید و غول ** تا شناسد مرد را بی‏فعل و قول‏
  • Taklitten, kapıp kaçmadan arınmış nur gerek ki, onu, sözünü dinlemeden, işini görmeden tanısın.
  • در رود در قلب او از راه عقل ** نقد او بیند نباشد بند نقل‏
  • Bu nura sahip olan, akıl yoluyla onun kalbine girer, nakdini görür, nakil ve rivayete bağlanmaz.
  • بندگان خاص علام الغیوب ** در جهان جان جواسیس القلوب‏
  • Gaybı adamakıllı bilen Allah’ın has kulları can âleminde kalp casuslarıdır.
  • در درون دل در آید چون خیال ** پیش او مکشوف باشد سر حال‏
  • Hayal gibi gönle girerler. Gizli şey ve hal, onların önünde apaçıktır.
  • در تن گنجشک چه بود برگ و ساز ** که شود پوشیده آن بر عقل باز 1480
  • Serçenin vücudunda ne kuvvet, ne kudret vardır ki sırrı, doğanın aklından gizli kalsın?
  • آن که واقف گشت بر اسرار هو ** سر مخلوقات چه بود پیش او
  • Allah sırlarına vakıf olan kişinin önünde mahlûkatın sırrı nedir ki?
  • آن که بر افلاک رفتارش بود ** بر زمین رفتن چه دشوارش بود
  • Göklere çıkan adama yeryüzünde yürümek güç gelir mi?
  • در کف داود کاهن گشت موم ** موم چه بود در کف او ای ظلوم‏
  • Be zalim, Davut’un elinde demir mum haline gelir, erirdi, artık onun avucunda mum ne oluyor?
  • بود لقمان بنده شکلی خواجه‏ای ** بندگی بر ظاهرش دیباجه‏ای‏
  • Lokman, kul şeklinde bir efendiydi. Kulluğu, yalnız zahiri bir görünüşten ibaretti.
  • چون رود خواجه به جای ناشناس ** در غلام خویش پوشاند لباس‏ 1485
  • Meselâ, efendi tanımadık bir yere giderse kuluna elbisesini giydirir.
  • او بپوشد جامه‏های آن غلام ** مر غلام خویش را سازد امام‏
  • Kendisi de o kölenin libaslarını giyer, köleyi kendisine efendi yapar.
  • در پیش چون بندگان در ره شود ** تا نباید زو کسی آگه شود
  • Kullar gibi onun ardından yürür. Bu suretle kendisini kimseye tanıtmaz.
  • گوید ای بنده تو رو بر صدر شین ** من بگیرم کفش چون بنده‏ی کهین‏
  • Ey kul, sen başköşeye otur. Ben, eski bir kul gibi ayakkabılarını götüreyim.
  • تو درشتی کن مرا دشنام ده ** مر مرا تو هیچ توقیری منه‏
  • Sen sertlik et, bana söv, hiçbir suretle ağırlama.
  • ترک خدمت خدمت تو داشتم ** تا به غربت تخم حیلت کاشتم‏ 1490
  • Şimdi hizmetin, bence bana hizmet etmeyi bırakmadan ibarettir. Ben, bu suretle gurbet diyarında bile tohumu ekeceğim” der.
  • خواجگان این بندگیها کرده‏اند ** تا گمان آید که ایشان برده‏اند
  • Efendiler, kendilerini kul sanılsınlar diye kulluğu kabul etmişlerdir.
  • چشم پر بودند و سیر از خواجگی ** کارها را کرده‏اند آمادگی‏
  • Onların gözleri toktur, efendiliğe doymuşlardır, kendilerine lâzım olan işi yapa gelmişlerdir.
  • وین غلامان هوا بر عکس آن ** خویشتن بنموده خواجه‏ی عقل و جان‏
  • Hâlbuki bu heva ve heves kulları, onların aksine kendilerini akıl ve can efendisi gösterirler.
  • آید از خواجه ره افکندگی ** ناید از بنده بغیر بندگی‏
  • Efendi kulluk edebilir. Fakat kuldan kulluktan başka bir şey zuhur edemez ki.
  • پس از آن عالم بدین عالم چنان ** تعبیت‏ها هست بر عکس این بدان‏ 1495
  • Şunu bil ki o âlemden bu âleme böyle tersine akseden nice şeyler vardır.
  • خواجه‏ی لقمان از این حال نهان ** بود واقف دیده بود از وی نشان‏
  • Lokman’ın efendisi bu gizli hali biliyordu, ondan bir nişane görmüştü.
  • راز می‏دانست و خوش می‏راند خر ** از برای مصلحت آن راهبر
  • Sırrı bildiği için o yol gösterici, iş başarmak için eşeğini güzelce sürmekteydi.
  • مر و را آزاد کردی از نخست ** لیک خشنودی لقمان را بجست‏
  • Lokman’ı daha önceden azat ederdi ama hoşnutluğunu diliyordu.
  • ز انکه لقمان را مراد این بود تا ** کس نداند سر آن شیر و فتی‏
  • Çünkü Lokman’ın muradı buydu. O aslan, o yiğit, istiyordu ki kimse sırrına ermesin.
  • چه عجب گر سر ز بد پنهان کنی ** این عجب که سر ز خود پنهان کنی‏ 1500
  • Sırrını kötülerden gizlemen, şaşılacak bir şey değil; şaşılacak şey kendinden de saklaman, kendinden de gizlemendir.
  • کار پنهان کن تو از چشمان خود ** تا بود کارت سلیم از چشم بد
  • Fakat sen, işini gözünden bile gizle de işine kötü göz değmesin.
  • خویش را تسلیم کن بر دام مزد ** و انگه از خود بی‏ز خود چیزی بدزد
  • Kendini ücret tuzağına teslim et de sonra kendinden, kendiliğin olmaksızın bir şey çal.
  • می‏دهند افیون به مرد زخم‏مند ** تا که پیکان از تنش بیرون کنند
  • Yaralıya, vücudundan temreni çıkarabilmek için afyon verir, uyuturlar.
  • وقت مرگ از رنج او را می‏درند ** او بدان مشغول شد جان می‏برند
  • Ölüm vaktinde de adama elem ve ıstıraplar verirler. O halde meşgulken canını alıverirler.
  • چون به هر فکری که دل خواهی سپرد ** از تو چیزی در نهان خواهند برد 1505
  • Şu halde anlıyorsun ya, gönlünü herhangi bir düşünceye verdin mi, gizlice senden bir şey alacaklardır.
  • هر چه اندیشی و تحصیلی کنی ** می‏درآید دزد از آن سو کایمنی‏
  • Her ne düşünür, her ne elde edersen hırsız, emin olduğun yerden gelip çatmaktadır.
  • پس بدان مشغول شو کان بهتر است ** تا ز تو چیزی برد کان بهتر است‏
  • Binaenaleyh bari en iyi işe koyul da hırsız, senden hiç olmazsa en bayağı, en aşağı bir şeyi alıp götürebilsin.
  • بار بازرگان چو در آب اوفتد ** دست اندر کاله‏ی بهتر زند
  • Tacirin yükü suya düşerse ondan daha iyi bir kumaşa el atar.
  • چون که چیزی فوت خواهد شد در آب ** ترک کمتر گوی و بهتر را بیاب‏
  • Senin de mademki suya bir şeyin düşecek, mahvolacak. En aşağı şeyi terk et de daha iyisini bul.
  • ظاهر شدن فضل و زیرکی لقمان پیش امتحان کنندگان
  • İmtihan edenlerce, Lokman’ın fazilet veferasetinin meydana çıkması
  • هر طعامی کاوریدندی به وی ** کس سوی لقمان فرستادی ز پی‏ 1510
  • Lokman’ın efendisi, kendisine yemek getirdiler mi, Lokman’a adam gönderip çağırtır,
  • تا که لقمان دست سوی آن برد ** قاصدا تا خواجه پس خوردش خورد
  • Önce o yemeğe Lokman el sunar, efendisi de ondan sonra yerdi.
  • سور او خوردی و شور انگیختی ** هر طعامی کاو نخوردی ریختی‏
  • Bu suretle onun artığını afiyetle yer, bundan zevk alır, onun yemediğini ise dökerdi.
  • ور بخوردی بی‏دل و بی‏اشتها ** این بود پیوندی بی‏انتها
  • Hatta yese bile gönülsüz, iştahsız yerdi. İşte asıl sonsuz dirlik, birlik budur.