English    Türkçe    فارسی   

2
2790-2839

  • ور بخوانی تو به سوی انگبین ** هم دروغ و دوغ باشد آن یقین‏ 2790
  • Onları bala çağırsan bile bu çağırış, şüphe yok yalandır, çağırdığın şey de yine ayran!
  • تو مرا بیدار کردی خواب بود ** تو نمودی کشتی آن گرداب بود
  • Sen beni uyandırdın ama o uyandırış, uykunun ta kendisiydi. Bana gemi gösterdin ama gösterdiğin gemi, girdaptan ibaretti.
  • تو مرا در خیر ز آن می‏خواندی ** تا مرا از خیر بهتر راندی‏
  • Sen beni, daha iyi bir hayırdan mahrum etmek için hayra sevkettin” dedi.
  • فوت شدن دزد به آواز دادن آن شخص صاحب خانه را که نزدیک آمده بود که دزد را دریابد و بگیرد
  • Ev sahibinin, hırsızı yakalamak üzereyken birisinin seslenmesi yüzünden kaçırması
  • این بدان ماند که شخصی دزد دید ** در وثاق اندر پی او می‏دوید
  • Bu, şuna benzer: Bir adam, odasında hırsız görüp kovalamaya başladı.
  • تا دو سه میدان دوید اندر پیش ** تا در افگند آن تعب اندر خویش‏
  • Birkaç kere peşinden dolaştı, iyice terledi.
  • اندر آن حمله که نزدیک آمدش ** تا بدو اندر جهد دریابدش‏ 2795
  • Nihayet son saldırışta hırsıza yaklaştı. Bir sıçrasa tutacaktı.
  • دزد دیگر بانگ کردش که بیا ** تا ببینی این علامات بلا
  • Biri “Buraya gel de belâ nişanelerini gör!
  • زود باش و باز گرد ای مرد کار ** تا ببینی حال اینجا زار زار
  • Çabuk ol savaş eri, çabuk gel de burada ki ahvali bir gör” diye bağırdı.
  • گفت باشد کان طرف دزدی بود ** گر نگردم زود این بر من رود
  • Adam, herhalde orada da bir hırsız olacak, hemen gitmezsem başıma belâ kesilecek,
  • در زن و فرزند من دستی زند ** بستن این دزد سودم کی کند
  • Çoluğuma, çocuğuma el uzatacak. O vakit bunu tutmaktan ne faydam olur?
  • این مسلمان از کرم می‏خواندم ** گر نگردم زود پیش آید ندم‏ 2800
  • Bu Müslüman, kerem edip beni çağırıyor. Hemencecik gitmezsem herhalde bir kötülüğü düşeceğim deyip.
  • بر امید شفقت آن نیک خواه ** دزد را بگذاشت باز آمد به راه‏
  • O iyilikçi Müslüman’ın şefkatine güvenerek hırsızı bıraktı yola düzüldü.
  • گفت ای یار نکو احوال چیست ** این فغان و بانگ تو از دست کیست‏
  • Varıp “Aziz dost ne var? Böyle kimin elinden feryat ediyorsun ?” dedi.
  • گفت اینک بین نشان پای دزد ** این طرف رفته ست دزد زن بمزد
  • Adam “İşte, hırsızın ayak izine bak. Hırsız çalacağını çalıp bu tarafa gitmiş.
  • نک نشان پای دزد قلتبان ** در پی او رو بدین نقش و نشان‏
  • İşte o kaltabanın ayak izi. Yürü, bu izi izle, ardından koş!” dedi.
  • گفت ای ابله چه می‏گویی مرا ** من گرفته بودم آخر مر و را 2805
  • Adam “Be ahmak, sen ne söylüyorsun? Ben onu tutmuşum.
  • دزد را از بانگ تو بگذاشتم ** من تو خر را آدمی پنداشتم‏
  • Sen bağırınca koyuverdim. Sen bir eşekmişsin meğerse. Bense seni adam sandım.
  • این چه ژاژست و چه هرزه ای فلان ** من حقیقت یافتم چه بود نشان‏
  • Bu ne herze, bu ne hezeyan? Ben kendisini tutmuştum, ayak izini ne yapayım?” dedi.
  • گفت من از حق نشانت می‏دهم ** این نشان است از حقیقت آگهم‏
  • Sen bir hilebazsın, yahut aptalın birisin. Hatta belki de hırsızın ta kendisisin ve bu işi de mahsus yaptın.
  • گفت طراری تو یا خود ابلهی ** بلکه تو دزدی و زین حال آگهی‏
  • Öbürü “ Ben ayak izini gösteriyorum. İşin haki katından âgahım” dedi.
  • خصم خود را می‏کشیدم من کشان ** تو رهانیدی و را کاینک نشان‏ 2810
  • Adam dedi ki: “Sen ya düzenbazsın, ya ahmak, belki de hırsızın ta kendisisin de işi biliyorsun.
  • تو جهت گو من برونم از جهات ** در وصال آیات کو یا بینات‏
  • Ben hasmımı çeke, çeke yakalamak üzereydim. İşte ayak izi diye sen koyuverttin. Sen cihetten bahsediyorsun, bense cihetlerden çıkmış, kurtulmuşum. Vuslatta delil ve âlamet olur mu?”
  • صنع بیند مرد محجوب از صفات ** در صفات آن است کاو گم کرد ذات‏
  • Sıfatlarla perdelenmiş olan kişi, ancak sıfat görür. Zatı kaybeden kişidir ki sıfatlarda kalır.
  • واصلان چون غرق ذاتند ای پسر ** کی کنند اندر صفات او نظر
  • Oğul, Allah’a ulaşanlar, zata gark olmuşlardır. Artık onlar sıfatlara nazar ederler mi?
  • چون که اندر قعر جو باشد سرت ** کی به رنگ آب افتد منظرت‏
  • Başın ırmağın dibinde oldukça renge bakabilir misin?
  • ور به رنگ آب باز آیی ز قعر ** پس پلاسی بستدی دادی تو شعر 2815
  • Suyun rengine bakmak için dipten çıktın mı? Güzel bir halıyı bırakmış, köhne bir kilimi almış olursun.
  • طاعت عامه گناه خاصگان ** وصلت عامه حجاب خاص دان‏
  • Avamın ibadeti, havasın günahıdır. Avamın vuslatı bil ki havasın hicabıdır.
  • مر وزیری را کند شه محتسب ** شه عدوی او بود نبود محب‏
  • Padişah bir veziri muhtesip yapsa, onun dostu değildir, düşmanıdır.
  • هم گناهی کرده باشد آن وزیر ** بی‏سبب نبود تغیر ناگزیر
  • Mamafih o vezir belki suç işlemiştir. Böyle birden bire muameleyi değiştirmek elbette sebepsiz olamaz.
  • آن که ز اول محتسب بد خود و را ** بخت و روزی آن بده ست از ابتدا
  • Çünkü önce muhtesip olan kişiye baht ve devlet nasip olmuş demektir.
  • لیک آن کاول وزیر شه بده ست ** محتسب کردن سبب فعل بد است‏ 2820
  • Fakat önceden padişaha vezir olanı, sonra muhtesip yapmak kötü bir iş yaptığından olabilir.
  • چون ترا شه ز آستانه پیش خواند ** باز سوی آستانه باز راند
  • Fakat padişah, seni eşikten huzuruna çağırmış, sonra tekrar eşiğe sürmüşse,
  • تو یقین می‏دان که جرمی کرده‏ای ** جبر را از جهل پیش آورده‏ای‏
  • Şüphe etmeksizin bil ki bir suç ettin. Bilgisizlikle cebre yapışır.
  • که مرا روزی و قسمت این بده ست ** پس چرا دی بودت آن دولت به دست‏
  • Kısmetim buymuş dersen neden önce o devlet kısmetin olmuştu?
  • قسمت خود خود بریدی تو ز جهل ** قسمت خود را فزاید مرد اهل‏
  • Bilgisizlikle kendi kısmetini kendin teptin. Hâlbuki ehil olan kişi kısmetini artırır.
  • قصه‏ی منافقان و مسجد ضرار ساختن ایشان‏
  • Münafıkların Mescid-i Dırâr yapmaları
  • یک مثال دیگر اندر کژروی ** شاید ار از نقل قرآن بشنوی‏ 2825
  • Aykırı gidişe Kuran’dan getireceğimiz başka bir misal de dinlesen yerindedir.
  • این چنین کژ بازیی در جفت و طاق ** با نبی می‏باختند اهل نفاق‏
  • Münafıklar, buna benzer bir çift- tek oyununu da Peygamberle oynamışlardı.
  • کز برای عز دین احمدی ** مسجدی سازیم و بود آن مرتدی‏
  • “Ahmet dinini yüceltmek için bir mescit yapalım” dediler. Hâlbuki bu mürtetlikten başka bir şey değildi.
  • این چنین کژ بازیی می‏باختند ** مسجدی جز مسجد او ساختند
  • Bu çeşit aykırı bir oyuna girişerek Peygamber’in mescidinden başka bir mescit yaptılar.
  • فرش و سقف و قبه‏اش آراسته ** لیک تفریق جماعت خواسته‏
  • Döşemesini, tavanını, kubbesini düzdüler. Fakat bununla cemaati ayırmak diliyorlardı.
  • نزد پیغمبر به لابه آمدند ** همچو اشتر پیش او زانو زدند 2830
  • Yalvararak Peygamber’in yanına geldiler, deve gibi huzuruna çöktüler.
  • کای رسول حق برای محسنی ** سوی آن مسجد قدم رنجه کنی‏
  • “Ey Allah Peygamberi, lütfedip o mescide kadar bir zahmet etsen;
  • تا مبارک گردد از اقدام تو ** تا قیامت تازه باد ایام تو
  • Kademlerinle kutlasan, günlerin kıyamete kadar ter-ü taze olsun!
  • مسجد روز گل است و روز ابر ** مسجد روز ضرورت وقت فقر
  • Topraklı, bulutlu günün, zaruret ve yoksulluk gününün mescidi işte.
  • تا غریبی یابد آن جا خیر و جا ** تا فراوان گردد این خدمت‏سرا
  • Diledik ki oraya bir garip gelirse yer bulsun, bu hizmet konağında bolluğa ersin.
  • تا شعار دین شود بسیار و پر ** ز انکه با یاران شود خوش کار مر 2835
  • Bu suretle de din şiarı çoğalsın, etrafa yayılsın, dostlarla olunca acı yemiş bile hoştur.
  • ساعتی آن جایگه تشریف ده ** تزکیه‏ی ما کن ز ما تعریف ده‏
  • Bir an orayı şereflendir, bizi tezkiye et, diğer sahabeye bildir.
  • مسجد و اصحاب مسجد را نواز ** تو مهی ما شب دمی با ما بساز
  • Mescide, mescittekilere iltifat et, sen aysın, biz de gece. Bir an olsun bizimle ol da.
  • تا شود شب از جمالت همچو روز ** ای جمالت آفتاب جان فروز
  • Gece cemalinle gündüze dönsün, ey cemali, geceleri aydınlatan güneş.!” dediler.
  • ای دریغا کان سخن از دل بدی ** تا مراد آن نفر حاصل شدی‏
  • Ah ne olurdu bu sözleri gönülden söyleselerdi de muratları olsaydı.