English    Türkçe    فارسی   

2
3584-3633

  • یا نویسد کاتبی بر کاغذی ** کاتب و خط خوانم و من ابجدی‏
  • Yahut bir kâtip, kâğıdın üstüne “Ben kâtibim, yazı okuyabilirim, yüce bir kişiyim” diye yazsa,
  • این نوشته گر چه خود دعوی بود ** هم نوشته شاهد معنی بود 3585
  • Bu yazı filvaki dâvadır ama yazılan şeyde dâvanın doğruluğuna şahittir.
  • یا بگوید صوفیی دیدی تو دوش ** در میان خواب سجاده به دوش‏
  • Yahut da bir sofi “Dün akşam rüyada birisini gördün ya… Hani omuzun da seccade vardı.
  • من بدم آن و آن چه گفتم خواب در ** با تو اندر خواب در شرح نظر
  • İşte o benim. Rüyada sana nazardaki feyizleri anlatmıştım.
  • گوش کن چون حلقه اندر گوش کن ** آن سخن را پیشوای هوش کن‏
  • Onları kulağına küpe et. O sözü aklına rehber yap, sözlere uy” dese,
  • چون ترا یاد آید آن خواب این سخن ** معجز نو باشد و زر کهن‏
  • Bu söz, sana rüyayı hatırlatır. Yeni bir mucize, eski bir altındır.
  • گر چه دعوی می‏نماید این ولی ** جان صاحب واقعه گوید بلی‏ 3590
  • Bu söz, dâva gibi görünür ama rüyayı görenin ruhu” Evet” der. Tasdik eder.
  • پس چو حکمت ضاله‏ی مومن بود ** آن ز هر که بشنود موقن بود
  • Hikmet, müminin kaybolmuş malı olduğundan kimden duysa inanır, kabul eder.
  • چون که خود را پیش او یابد فقط ** چون بود شک چون کند او را غلط
  • Fakat kendisini hikmetin yanında bulursa nasıl şüphe edebilir. Nasıl yanılabilir?
  • تشنه‏ای را چون بگویی تو شتاب ** در قدح آب است بستان زود آب‏
  • Susuz birisine “ Acele et, çabuk, kadehteki suyu al iç” desen,
  • هیچ گوید تشنه کاین دعوی است رو ** از برم ای مدعی مهجور شو
  • Susuz, “Bu bir dâvadan ibaret. Yürü ey davacı benden uzaklaş”
  • یا گواه و حجتی بنما که این ** جنس آب است و از آن ماء معین‏ 3595
  • Yahut “Kadehtekinin su, o içilen güzel, berrak su olduğuna dair bana bir delil göster!” der mi?
  • یا به طفل شیر مادر بانگ زد ** که بیا من مادرم هان ای ولد
  • Ana, süt emer çocuğuna “Gel yavrum, süt em, ben senin ananım” dese,
  • طفل گوید مادرا حجت بیار ** تا که با شیرت بگیرم من قرار
  • Çocuk “Ana, sütünü emersem karnım doyacak mı bir delil göster!” der mi?
  • در دل هر امتی کز حق مزه ست ** روی و آواز پیمبر معجزه ست‏
  • Her ümmetin gönlünde Hak’tan bir tat vardır. Peygamberlerin yüzü ve sesi de mucizedir.
  • چون پیمبر از برون بانگی زند ** جان امت در درون سجده کند
  • Peygamber, dışardan seslendi mi ümmetin canı, içerden secde eder.
  • ز انکه جنس بانگ او اندر جهان ** از کسی نشنیده باشد گوش جان‏ 3600
  • Çünkü can kulağı, âlemde hiç kimseden o sese benzer bir ses duymamıştır.
  • آن غریب از ذوق آواز غریب ** از زبان حق شنود انی قریب‏
  • O misilsiz ruh, o misli olmayan sesten neşelenir, Allah’a yaklaşır.
  • سجده کردن یحیی علیه السلام در شکم مادر مسیح را علیه السلام
  • Yahya aleyhisselâm’ın, anasının karnındayken İsa aleyhisselâm’a secde etmesi
  • مادر یحیی به مریم در نهفت ** پیشتر از وضع حمل خویش گفت‏
  • Yahya’nın anası, Meryem’e hamlini vazetmeden az önce gizlice dedi ki:
  • که یقین دیدم درون تو شهی است ** کاو اولو العزم و رسول آگهی است‏
  • “Karnında bir padişah var. Ülülazm ve her şeyi bilen bir peygamberdir. Ben bunu yakinen gördüm.
  • چون برابر اوفتادم با تو من ** کرد سجده حمل من اندر زمن‏
  • Sana rastlayınca karnımda ki çocuğum hemen secdeye vardı.
  • این جنین مر آن جنین را سجده کرد ** کز سجودش در تنم افتاد درد 3605
  • Karnımdaki çocuk, karnındaki çocuğa secde etti. Secdesinden bedenime titreme düştü”
  • گفت مریم من درون خویش هم ** سجده‏ای دیدم از این طفل شکم‏
  • Meryem de “Ben de karnımdaki çocuğun secde ettiğini hissettim” dedi.
  • اشکال آوردن بر این قصه‏
  • Buna karşı şüphe
  • ابلهان گویند کاین افسانه را ** خط بکش زیرا دروغ است و خطا
  • Ahmaklar derler ki: “Bırak şu masalı. Yalan, yanlış.
  • ز انکه مریم وقت وضع حمل خویش ** بود از بیگانه دور و هم ز خویش‏
  • Meryem, doğuracağı zaman yabancıdan da uzaktı, akrabadan da.
  • از برون شهر آن شیرین فسون ** تا نشد فارغ نیامد خود درون‏
  • O güzel hatun şehirden dışarı çıktı. Doğurmadıkça şehre girmedi.
  • چون بزادش آن گهانش بر کنار ** بر گرفت و برد تا پیش تبار 3610
  • Doğurunca yavrusunu kucağına alıp, bağrına basıp soyunun, sopunun yanına geldi.
  • مادر یحیی کجا دیدش که تا ** گوید او را این سخن در ماجرا
  • Yahya’nın anası, onu nerede gördü de bu hikâyeyi anlattı, bu sözü söyledi?”
  • جواب اشکال‏
  • Bu şüpheye verilen cevap
  • این بداند کان که اهل خاطر است ** غایب آفاق او را حاضر است‏
  • Bunu ilhama mazhar olan, afakta, gayp âleminde bulunan şeyleri yanındaymış gibi bilen kişi anlar.
  • پیش مریم حاضر آید در نظر ** مادر یحیی که دور است از بصر
  • Yahya’nın anası, uzakta olmakla beraber Meryem’in yanında bulunabilir.
  • دیده‏ها بسته ببیند دوست را ** چون مشبک کرده باشد پوست را
  • Vücut, göz göz olunca gözler kapalı olduğu halde de sevgilinin yüzü görülebilir.
  • ور ندیدش نه از برون نز اندرون ** از حکایت گیر معنی ای زبون‏ 3615
  • Mamafih baş gözüyle de göremediğini, can gözüyle de göremediğini farz et, ne çıkar? Ey düşkün, sen kısadan hisse almaya bak!
  • نه چنان کافسانه‏ها بشنیده بود ** همچو شین بر نقش آن چسبیده بود
  • Kıssaları duyup “Nakış” kelimesine “Ş” harfinin eklendiği gibi o kıssaların suretine bağlanan, dış yüzüne kapılan kişiye benzeme.
  • تا همی‏گفت آن کلیله بی‏زبان ** چون سخن نوشد ز دمنه بی‏بیان‏
  • Dilsiz Dimne, Kelile’ye nasıl söz söyler? Söz söylemekten aciz Dinme, Kelile’ye meramını nasıl anlatırdı?
  • ور بدانستند لحن همدگر ** فهم آن چون کرد بی‏نطقی بشر
  • Tutalım, bunlar, birbirlerinin sözlerini anladılar, söz söylemeden meramlarını ifade eden bu hayvanların ne demek istediklerini insan nasıl anlayabilir?
  • در میان شیر و گاو آن دمنه چون ** شد رسول و خواند بر هر دو فسون‏
  • Dimne, aslanla öküz arasında nasıl bir elçi oldu, ikisini de nasıl kandırdı?
  • چون وزیر شیر شد گاو نبیل ** چون ز عکس ماه ترسان گشت پیل‏ 3620
  • O akıllı öküz nasıl aslana vezir oldu. Fil ayın aksinden nasıl korktu?
  • این کلیله و دمنه جمله افتری است ** ور نه کی با زاغ لکلک را مری است‏
  • Bu Dimne ve Kelile hikâyesinin hepsi yalan. Yoksa karganın leylekle ne alışverişi olur,nasıl leylekle savaşır?” deme.
  • ای برادر قصه چون پیمانه‏ای است ** معنی اندر وی مثال دانه‏ای است‏
  • Kardeş, kıssa bir ölçeğe benzer, mana içindeki taneye.
  • دانه‏ی معنی بگیرد مرد عقل ** ننگرد پیمانه را گر گشت نقل‏
  • Akıllı kişi taneyi alır, ölçek var mı, yok mu? Ona bakmaz.
  • ماجرای بلبل و گل گوش دار ** گر چه گفتی نیست آن جا آشکار
  • Aralarında sözden eser yok, fakat bülbülle gülün macerasına dinle!
  • سخن گفتن به زبان حال و فهم کردن آن
  • Hâl diliyle söz söyleyiş ve anlaşılması
  • ماجرای شمع با پروانه نیز ** بشنو و معنی گزین کن ای عزیز 3625
  • Mumla pervanenin başından geçenleri duy, bunların manasına vâkıf ol güzelim.
  • گر چه گفتی نیست سر گفت هست ** هین ببالا پر مپر چون جغد پست‏
  • Aralarında bir söz yok ama sözün sırrı, manası var ya. Agâh ol, yücelere uç, baykuş gibi aşağılarda uçma.
  • گفت در شطرنج کاین خانه‏ی رخ است ** گفت خانه از کجاش آمد بدست‏
  • Birisi “Burası satrançta ruh hanesi” demiş. Bu sözü duyan “O, evi nereden elde etmiş?”
  • خانه را بخرید یا میراث یافت ** فرخ آن کس کاو سوی معنی شتافت‏
  • Satın mı almış, yoksa mirasa mı konmuş?” diye sormuş. Ne mutlu mana anlayana!
  • گفت نحوی زید عمرا قد ضرب ** گفت چونش کرد بی‏جرمی ادب‏
  • Nahivcilerden biri “Zeyd, Amr’ı dövdü” diye bir misal getirmiş. Dinleyen “Suçu yokken neye dövmüş?
  • عمرو را جرمش چه بد کان زید خام ** بی‏گنه او را بزد همچون غلام‏ 3630
  • Amr’ın ne suçu varmış ki o çiğ Zeyd, onu köleler gibi suçsuz dövüyor?” der.
  • گفت این پیمانه‏ی معنی بود ** گندمی بستان که پیمانه است رد
  • Nahivci, “Bu, mana ölçeğinden ibaret. Sen buğdayı almaya bak, ölçeğe lüzum yok.
  • زید و عمرو از بهر اعراب است و ساز ** گر دروغ است آن تو با اعراب ساز
  • Zeyd’le Amr, irap için kullanılan misallerde geçer, onlar yalan olsa bile sen irabı düzeltmeye çalış!” derse de,
  • گفت نه من آن ندانم عمرو را ** زید چون زد بی‏گناه و بی‏خطا
  • Öbürü “Ben onu, bunu bilmem. Zeyd, Amr’ı suçsuz, sebepsiz nasıl dövdü” deyince,