English    Türkçe    فارسی   

1
329-353

  • گفت استاد آن دو شیشه نیست رو ** احولی بگذار و افزون بین مشو
  • Usta dedi ki: “O iki şişe değildir. Yürü, şaşılığı bırak fazla görücü olma!”
  • گفت ای استا مرا طعنه مزن ** گفت استا ز ان دو یک را در شکن‌‌ 330
  • Şaşı, “Usta, beni paylama. Şişe iki” dedi. Usta dedi ki: “O iki şişenin birini kır!”
  • شیشه یک بود و به چشمش دو نمود ** چون شکست او شیشه را دیگر نبود
  • Çırak birini kırınca ikiside gözden kayboldu. İnsan tarafgirlikten, hiddet ve şehvetten şaşı olur.
  • چون یکی بشکست هر دو شد ز چشم ** مردم احول گردد از میلان و خشم‌‌
  • Şişe birdi onun gözüne iki göründü. Şişeyi kırınca ne o şişe kaldı, ne öbürü!
  • خشم و شهوت مرد را احول کند ** ز استقامت روح را مبدل کند
  • Hiddet ve şehvet insanı şaşı yapar; doğruluktan ayırır.
  • چون غرض آمد هنر پوشیده شد ** صد حجاب از دل به سوی دیده شد
  • Garez gelince hüner örtülür. Gönülden, göze, yüzlerce perde iner.
  • چون دهد قاضی به دل رشوت قرار ** کی شناسد ظالم از مظلوم زار 335
  • Kadı kalben rüşvet almaya karar verince zalimi, ağlayıp inleyen mazlumdan nasıl ayırt edebilir?
  • شاه از حقد جهودانه چنان ** گشت احول کالامان یا رب امان‌‌
  • Padişah, Yahudice kininden dolayı öyle bir şaşı oldu ki aman Ya Rabbi, aman!
  • صد هزاران مومن مظلوم کشت ** که پناهم دین موسی را و پشت‌‌
  • Musa dininin koruyucusuyum, arkasıyım diye yüz binlerce mazlum mümin öldürttü.
  • آموختن وزیر مکر پادشاه را
  • Vezirin padişaha hile öğretmesi
  • او وزیری داشت گبر و عشوه‌‌ده ** کاو بر آب از مکر بر بستی گره‌‌
  • Padişahın öyle yol vurucu, öyle hilekâr bir veziri vardı ki hile ile suyu bile düğümlerdi.
  • گفت ترسایان پناه جان کنند ** دین خود را از ملک پنهان کنند
  • Dedi ki: “Hıristiyanlar, canlarını korurlar ve dinlerini padişahtan gizlerler.
  • کم کش ایشان را که کشتن سود نیست ** دین ندارد بوی، مشک و عود نیست‌‌ 340
  • Onları az öldür, çünkü öldürmede fayda yok, Dinin kokusu çıkmaz; misk ve öd ağacı değil ki!
  • سر پنهان است اندر صد غلاف ** ظاهرش با تست و باطن بر خلاف‌‌
  • Yüz tane kılıf içinde gizli sırdır. Dışı, sana malûmdur ama içi aksine.”
  • شاه گفتش پس بگو تدبیر چیست ** چاره‌‌ی آن مکر و ان تزویر چیست‌‌
  • Padişah : “Peki söyle bakalım, ne yapalım; bu hususta ne hile ve tezvirde bulunalım, çaresi ne?
  • تا نماند در جهان نصرانیی ** نی هویدا دین و نی پنهانیی‌‌
  • Ne yapalım ki dünyada ne açık dindar, ne gizli din tutar bir Hıristiyan kalmasın” dedi
  • گفت ای شه گوش و دستم را ببر ** بینی‌‌ام بشکاف و لب در حکم مر
  • Vezir dedi ki: “Bana gazebederek hükmet, kulağımı elimi kestir; burnumu, dudağımı yardır!
  • بعد از آن در زیر دار آور مرا ** تا بخواهد یک شفاعت‌‌گر مرا 345
  • Ondan sonra beni darağacına götür. O esnada bir şefaatçi suçumun affını dilesin.
  • بر منادی گاه کن این کار تو ** بر سر راهی که باشد چار سو
  • Bu işi dört yol ağzı bir yerde, tellâl pazarında yaptır.
  • آن گهم از خود بران تا شهر دور ** تا در اندازم در ایشان شر و شور
  • Ondan sonrada beni, huzurundan uzak bir şehre sür ki ben, onların arasına yüz türlü din kayıtsızlığı sokayım.
  • تلبیس وزیر با نصارا
  • Vezirin Hristiyanlara hilesi
  • پس بگویم من به سر نصرانی‌‌ام ** ای خدای راز دان می‌‌دانی‌‌ام‌‌
  • Bu halde diyeyim ki: ben gizli Hristiyan’ım; ey sır bilen Tanrı; sen benim gönlümü bilirsin!
  • شاه واقف گشت از ایمان من ** وز تعصب کرد قصد جان من‌‌
  • Padişah, benim imanımı anladı; taassuptan dolayı canıma kastetti.
  • خواستم تا دین ز شه پنهان کنم ** آن که دین اوست ظاهر آن کنم‌‌ 350
  • Dinimi padişahtan saklamak, onun dininden görünmek istedim.
  • شاه بویی برد از اسرار من ** متهم شد پیش شه گفتار من‌‌
  • Padişah, benim sırlarımdan bir koku sezdi. Sözlerim huzurunda kusurlu göründü.
  • گفت گفت تو چو در نان سوزن است ** از دل من تا دل تو روزن است‌‌
  • Dedi ki: “ Senin sözlerin, içinde iğne olan ekmek gibidir. Benim gönlümden senin gönlüne pencere var.
  • من از آن روزن بدیدم حال تو ** حال تو دیدم ننوشم قال تو
  • Ben, o pencereden halini gördüm; artık lâfını dinleyemem.”