English    Türkçe    فارسی   

1
363-387

  • صد هزاران مرد ترسا سوی او ** اندک اندک جمع شد در کوی او
  • Yüz binlerce Hıristiyan, azar azar onun etrafına toplandı.
  • او بیان می‌‌کرد با ایشان به راز ** سر انگلیون و زنار و نماز
  • O, onlara gizlice İncil’in, zünnarın ve namazın sırrını anlatmaktaydı.
  • او به ظاهر واعظ احکام بود ** لیک در باطن صفیر و دام بود 365
  • Görünüşte din hükümlerini anlatıyordu; fakat bu anlatış, hakikatte onları avlamak için ıslık ve tuzaktı.
  • بهر این بعضی صحابه از رسول ** ملتمس بودند مکر نفس غول‌‌
  • Bunun için (gizli hileyi anlamak müşkül olduğundan) bazı Eshab, Peygamber’den, azgın ve hilekâr nefsin hilesini sorarlar;
  • کاو چه آمیزد ز اغراض نهان ** در عبادتها و در اخلاص جان‌‌
  • “ Nefis, ibadetlere ve candan gelen ihlâsa gizli garezlerden ne karıştırır?” derlerdi.
  • فضل طاعت را نجستندی از او ** عیب ظاهر را بجستندی که کو
  • Peygamber’den ibadetin faziletini ve sevabını arayıp sormazlar; ”Apaçık ayıp hangisidir?” diye kötü huyları sorarlardı.
  • مو به مو و ذره ذره مکر نفس ** می‌‌شناسیدند چون گل از کرفس‌‌
  • Gülü, kerevizden fark edercesine kıldan kıla, zerreden zerreye nefis hilesini tanır, bilirlerdi.
  • موشکافان صحابه هم در آن ** وعظ ایشان خیره گشتندی به جان‌‌ 370
  • Eshab’ın kılı kırk yaranları, umumiyetle o vaiz ve beyana hayran olurlardı.
  • متابعت نصارا وزیر را
  • Hıristiyanların vezire uymaları
  • دل بدو دادند ترسایان تمام ** خود چه باشد قوت تقلید عام‌‌
  • Hıristiyanlar tamamıyla ona gönül verdiler. Zaten avamın taklidinin kuvveti ne olabilir ki?
  • در درون سینه مهرش کاشتند ** نایب عیساش می‌‌پنداشتند
  • Kalplerinin içine onun muhabbetini ektiler, onu İsa’nın halifesi sandılar.
  • او به سر دجال یک چشم لعین ** ای خدا فریادرس نعم المعین‌‌
  • O ise hakikatte tek gözlü melun Deccâl’dı. Ey Tanrı, feryadımıza yetiş; sen ne güzel yardımcısın!
  • صد هزاران دام و دانه ست ای خدا ** ما چو مرغان حریص بی‌‌نوا
  • Ey Tanrı, yüz binlerce tuzak ve yem var, bizler de yemsiz kalmış halis kuşlar gibiyiz.
  • دم‌‌به‌‌دم ما بسته‌‌ی دام نویم ** هر یکی گر باز و سیمرغی شویم‌‌ 375
  • Her an yeni bir tuzağa tutuluyoruz, istersek her birimiz, birer doğan ve simurg olalım.
  • می‌‌رهانی هر دمی ما را و باز ** سوی دامی می‌‌رویم ای بی‌‌نیاز
  • Sen bizi her zaman tuzaktan kurtarmaktasın. Ey gani ve müstağnî Tanrı, biz yine bir tuzağa doğru gitmekteyiz!
  • ما در این انبار گندم می‌‌کنیم ** گندم جمع آمده گم می‌‌کنیم‌‌
  • Biz bu ambarda buğday biriktirmede, toplanan buğdayı yine kaybetmekteyiz.
  • می‌‌نیندیشیم آخر ما به هوش ** کین خلل در گندم است از مکر موش‌‌
  • Biz, bu vahşi mahlûklar topluluğu, düşünmüyoruz ki buğdayın noksanlaşması farenin hilesindendir.
  • موش تا انبار ما حفره زده ست ** وز فنش انبار ما ویران شده ست‌‌
  • Fare, ambarımızı deldikçe, hilesinden ambar harap olmuştur.
  • اول ای جان دفع شر موش کن ** وانگهان در جمع گندم جوش کن‌‌ 380
  • Ey can, önce farenin şerrini defet, sonra buğday biriktirmeye çalış, çabala!
  • بشنو از اخبار آن صدر الصدور ** لا صلاة تم الا بالحضور
  • O büyükler büyüğünün haberlerinden birini dinle: “Huzuru kalb olmadıkça namaz tamam olmaz.”
  • گر نه موشی دزد در انبار ماست ** گندم اعمال چل ساله کجاست‌‌
  • Eğer bizim ambarımızda hırsız bir fare yoksa kırk yıllık ibadet buğdayı nerde?
  • ریزه ریزه صدق هر روزه چرا ** جمع می‌‌ناید در این انبار ما
  • Her günlük azar azar sadıkane ibadet taneleri niçin bu ambarımızda toplanmıyor?
  • بس ستاره‌‌ی آتش از آهن جهید ** و ان دل سوزیده پذرفت و کشید
  • Çakmak demirinden birçok ateş yıldızı sıçradı, o yanmış gönül, onları kabul edip çekti.
  • لیک در ظلمت یکی دزدی نهان ** می‌‌نهد انگشت بر استارگان‌‌ 385
  • Ama karanlıkta bir hırsız, gizlice kıvılcımlara parmak basmakta.
  • می‌‌کشد استارگان را یک به یک ** تا که نفروزد چراغی از فلک‌‌
  • Onları, felekte bir çırağ parlamasın diye, birer birer söndürmekte.
  • گر هزاران دام باشد در قدم ** چون تو با مایی نباشد هیچ غم‌‌
  • Bir adımda binlerce tuzak olsa, sen bizimle oldukça hiç gam yok!