English    Türkçe    فارسی   

2
2215-2239

  • چون نتیجه هجر همراهان غم است ** کی فراق روی شاهان ز آن کم است‏ 2215
  • Yoldaşlardan ayrılmanın sonu bile gam olursa padişahlardan ayrılık nasıl olur da ondan daha aşağı olur.
  • سایه شاهان طلب هر دم شتاب ** تا شوی ز آن سایه بهتر ز آفتاب‏
  • Her an durma, padişahların gölgesini ara bul ki o gölgede güneşten de iyi bir hale gelesin.
  • گر سفر داری بدین نیت برو ** ور حضر باشد از این غافل مشو
  • Sefere çıkarsan bu niyetle çık, oturuyorsan yine bundan gafil olma!
  • گفتن شیخی بایزید را که کعبه منم گرد من طوافی می‏کن‏
  • Bir şeyhin Ebu Yezid’e “Kâbe benim, benim etrafımda tavaf et” demesi
  • سوی مکه شیخ امت بایزید ** از برای حج و عمره می‏دوید
  • Ümmet Şeyhi Bayezid, hac ve umre için yola düşmüş, Mekke’ye doğru koşa, koşa gidiyordu.
  • او به هر شهری که رفتی از نخست ** مر عزیزان را بکردی باز جست‏
  • Hangi şehre varıyorsa önce o şehirdeki azizleri arıyor,
  • گرد می‏گشتی که اندر شهر کیست ** کاو بر ارکان بصیرت متکی‏است‏ 2220
  • Bu şehirde basiret sahibi, gönül gözü açık kim var diye dolaşıp araştırıyordu.
  • گفت حق اندر سفر هر جا روی ** باید اول طالب مردی شوی‏
  • Tanrı, “Sefer esnasında nereye varırsan önce bir er araman gerek” dedi.
  • قصد گنجی کن که این سود و زیان ** در تبع آید تو آن را فرع دان‏
  • Hazine elde etmeye çalış, çünkü kâr, zarar, işin ardından gelir, sen bunları feri bil.
  • هر که کارد قصد گندم باشدش ** کاه خود اندر تبع می‏آیدش‏
  • Biri buğday elde etmek için ekin ekerse sonunda saman da elde eder.
  • که بکاری بر نیاید گندمی ** مردمی جو مردمی جو مردمی‏
  • Fakat saman ekersen buğday elde edemezsin ki. İnsanların gözbebeği olan insanı ara, insanların gözbebeği olan insanı, insanların gözbebeğini!
  • قصد کعبه کن چو وقت حج بود ** چون که رفتی مکه هم دیده شود 2225
  • Hac zamanı gelince Kâbe’yi ziyaret etmeye niyetlen. Oraya vardın mı Mekke’yi de görürsün.
  • قصد در معراج دید دوست بود ** در تبع عرش و ملایک هم نمود
  • Miraçtan maksat dostu görmekti. Bu arada Arş da görüldü, melekler de.
  • حکایت‏
  • Hikâye
  • خانه‏ی نو ساخت روزی نو مرید ** پیر آمد خانه‏ی او را بدید
  • Yeni bir mürit günün birinde bir ev yaptırdı. Pir gelip evini gördü.
  • گفت شیخ آن نو مرید خویش را ** امتحان کرد آن نکو اندیش را
  • Şeyh, o yeni müridini, o iyi düşünceli kişiyi imtihan etmek maksadıyla dedi ki:
  • روزن از بهر چه کردی ای رفیق ** گفت تا نور اندر آید زین طریق‏
  • “Yoldaş, eve niçin pencere açtın?” O da şöyle cevap verdi: “Işık gelsin diye”
  • گفت آن فرع است این باید نیاز ** تا از این ره بشنوی بانگ نماز 2230
  • Şeyh “O feridir. Şunu niyaz etmek gerek: Bu pencereden ezanı duyasın” dedi.
  • بایزید اندر سفر جستی بسی ** تا بیابد خضر وقت خود کسی‏
  • Bayezid, seferde vaktin Hızır’ı olan kişiyi bulmak için uğraşmakta, böyle bir er araştırmaktaydı.
  • دید پیری با قدی همچون هلال ** دید در وی فر و گفتار رجال‏
  • Vücudu hilâl gibi incelmiş bir pir gördü; onda erlerin halini, kalini buldu.
  • دیده نابینا و دل چون آفتاب ** همچو پیلی دیده هندستان به خواب‏
  • Pirin gözü görmüyordu, fakat gönlü güneş gibiydi. Âdeta rüyasında Hindistan’ı görmüş bir file benziyordu
  • چشم بسته خفته بیند صد طرب ** چون گشاید آن نبیند ای عجب‏
  • Gözünü yummuş, uyumakta. Fakat yüzlerce zevk ve neşe âlemi görmekte. Gözünü açarsa nasıl olurda görmez? Şaşılacak şey!
  • بس عجب در خواب روشن می‏شود ** دل درون خواب روزن می‏شود 2235
  • Rüya deyince şaşılacak şeyler açığa çıkar. Gönül uykuda pencere kesilir.
  • آن که بیدار است و بیند خواب خوش ** عارف است او خاک او در دیده کش‏
  • Uyanık olduğu halde güzel rüya gören âriftir. Sen onun bastığı toprağı gözüne sürme gibi çek.
  • پیش او بنشست و می‏پرسید حال ** یافتش درویش و هم صاحب عیال‏
  • Bayezid o pirin huzuruna varıp oturdu, halini sordu; onun hem fakir, hem de aile efradı çok olduğunu anladı.
  • گفت عزم تو کجا ای بایزید ** رخت غربت را کجا خواهی کشید
  • Pir, “Ey bayezid nereye gidiyorsun gurbet pılı pırtısını nereye kadar çekip sürüyeceksin” dedi.
  • گفت قصد کعبه دارم از پگه ** گفت هین با خود چه داری زاد ره‏
  • Bayezid “ Hac mevsimi Kâbe’ye gidiyorum” diye cevap verdi. Pir dedi ki: “Yol masrafı olarak yanında ne var?”