English    Türkçe    فارسی   

2
3576-3600

  • پیشی و خویشی دو دعوی بود لیک ** هر دو معنی بود پیش فهم نیک‏
  • Yanında olmak da, hısmın bulunmak da iddiadır ama iyi anlayan kişiye göre ikisi de mânadan ibarettir ve doğrudur.
  • قرب آوازش گواهی می‏دهد ** کاین دم از نزدیک یاری می‏جهد
  • Sesinin yakından gelişi de şehadet eder ki bu nefes, bir sevgilinin yanından gelmekte.
  • لذت آواز خویشاوند نیز ** شد گوا بر صدق آن خویش عزیز
  • Hısımların seslerindeki tat da o hısmın doğruluğuna şahittir.
  • باز بی‏الهام احمق کاو ز جهل ** می‏نداند بانگ بیگانه ز اهل‏
  • Fakat Allah ilhamına mazhar olmayan ve bilgisizliğinden yabancı sesiyle akraba sesini birbirinden ayırt edemeyen ahmağa göre,
  • پیش او دعوی بود گفتار او ** جهل او شد مایه‏ی انکار او 3580
  • Bu adamın sözü dâvadan ibarettir. Bu ahmağın bilgisizliği, inkârına sebep olur.
  • پیش زیرک کاندرونش نورهاست ** عین این آواز معنی بود راست‏
  • Fakat gönlünde Allah nurları olan akıllı, anlayışlı kişiye göre bu ses, mananın ta kendisidir ve doğrudur.
  • یا به تازی گفت یک تازی زبان ** که همی‏دانم زبان تازیان‏
  • Bu, şuna benzer: Arapça bilen birisi, Arapça “Ben Arapça bilirim” dese,
  • عین تازی گفتنش معنی بود ** گر چه تازی گفتنش دعوی بود
  • Onun Arapça bilirim demesi dâvadır ama Arapça söyleyişi de manadır, dâvasının ispatıdır.
  • یا نویسد کاتبی بر کاغذی ** کاتب و خط خوانم و من ابجدی‏
  • Yahut bir kâtip, kâğıdın üstüne “Ben kâtibim, yazı okuyabilirim, yüce bir kişiyim” diye yazsa,
  • این نوشته گر چه خود دعوی بود ** هم نوشته شاهد معنی بود 3585
  • Bu yazı filvaki dâvadır ama yazılan şeyde dâvanın doğruluğuna şahittir.
  • یا بگوید صوفیی دیدی تو دوش ** در میان خواب سجاده به دوش‏
  • Yahut da bir sofi “Dün akşam rüyada birisini gördün ya… Hani omuzun da seccade vardı.
  • من بدم آن و آن چه گفتم خواب در ** با تو اندر خواب در شرح نظر
  • İşte o benim. Rüyada sana nazardaki feyizleri anlatmıştım.
  • گوش کن چون حلقه اندر گوش کن ** آن سخن را پیشوای هوش کن‏
  • Onları kulağına küpe et. O sözü aklına rehber yap, sözlere uy” dese,
  • چون ترا یاد آید آن خواب این سخن ** معجز نو باشد و زر کهن‏
  • Bu söz, sana rüyayı hatırlatır. Yeni bir mucize, eski bir altındır.
  • گر چه دعوی می‏نماید این ولی ** جان صاحب واقعه گوید بلی‏ 3590
  • Bu söz, dâva gibi görünür ama rüyayı görenin ruhu” Evet” der. Tasdik eder.
  • پس چو حکمت ضاله‏ی مومن بود ** آن ز هر که بشنود موقن بود
  • Hikmet, müminin kaybolmuş malı olduğundan kimden duysa inanır, kabul eder.
  • چون که خود را پیش او یابد فقط ** چون بود شک چون کند او را غلط
  • Fakat kendisini hikmetin yanında bulursa nasıl şüphe edebilir. Nasıl yanılabilir?
  • تشنه‏ای را چون بگویی تو شتاب ** در قدح آب است بستان زود آب‏
  • Susuz birisine “ Acele et, çabuk, kadehteki suyu al iç” desen,
  • هیچ گوید تشنه کاین دعوی است رو ** از برم ای مدعی مهجور شو
  • Susuz, “Bu bir dâvadan ibaret. Yürü ey davacı benden uzaklaş”
  • یا گواه و حجتی بنما که این ** جنس آب است و از آن ماء معین‏ 3595
  • Yahut “Kadehtekinin su, o içilen güzel, berrak su olduğuna dair bana bir delil göster!” der mi?
  • یا به طفل شیر مادر بانگ زد ** که بیا من مادرم هان ای ولد
  • Ana, süt emer çocuğuna “Gel yavrum, süt em, ben senin ananım” dese,
  • طفل گوید مادرا حجت بیار ** تا که با شیرت بگیرم من قرار
  • Çocuk “Ana, sütünü emersem karnım doyacak mı bir delil göster!” der mi?
  • در دل هر امتی کز حق مزه ست ** روی و آواز پیمبر معجزه ست‏
  • Her ümmetin gönlünde Hak’tan bir tat vardır. Peygamberlerin yüzü ve sesi de mucizedir.
  • چون پیمبر از برون بانگی زند ** جان امت در درون سجده کند
  • Peygamber, dışardan seslendi mi ümmetin canı, içerden secde eder.
  • ز انکه جنس بانگ او اندر جهان ** از کسی نشنیده باشد گوش جان‏ 3600
  • Çünkü can kulağı, âlemde hiç kimseden o sese benzer bir ses duymamıştır.